14 Mayıs 2009 Perşembe

Je vais bien, ne t'en fais pas / Don't Worry, I'm Fine


Philippe Lioret'in 28. İstanbul Film Festivali'nde açılış filmi olan 'Welcome' dan önce çektiği, 2006 yapımı filmi. İzlediğim iki filmi sayesinde artık takip edilesi yönetmenler listesine girdi benim için. IMDB sayfası için uğraşılmamış, katıldığı festivallere ve aldığı ödüllere bakınca değeri anlaşılmamış gibi hissettim. 'O sene çok iyi filmler çıkmış demek' diye düşünüp avuttum kendimi biraz.


Lili İspanya tatili dönüşü, ikiz kardeşi Loic'in babasıyla kavga edip, evden kaçtığını öğrenir. Babasıyla kavga etmesi normal gelsede, evden kaçması ve en çokta kendisini aramadığı için onun başına bir şey geldiğini düşünmeye başlar. Bu düşüncelerle birlikte kendini hayattan soyutlamaya ve yemek yememeye başlayınca hastanelere düşer. Günlerce yemek yemediğinden sağlığı giderek bozulur, ta ki kardeşi Loic'ten bir mektup gelene kadar. Bundan sonraki hayatı için radikal kararlar almaya başlar Lili, okulu bırakır, evden ayrılır gibi. Loic'i bulmak için hiç çaba sarfetmeyen ailesine inat, o şehir şehir dolaşan kardeşini bulmakta kararlıdır ve aramayı bırakmaz.


Acıma duygusunun dozunu nasıl iyi ayarlayabildiğini daha önce( teknik olarak daha sonra ama olsun) 'Welcome' ile göstermişti bana Philippe Lioret, bu filmdede aynı başarıyı tekrarlamış. Tek karakter üzerinden ilerliyor aslında. Lili ne görüp, ne duyarsa, ne hissederse bizde onu izliyoruz hatta yaşıyoruz ama yan karakterlerin filme katkısı çok büyük ve çok yerinde. Hepsi bize vermesi gereken şeyi verdikten sonra yerlerini bir başkasına ya da Lili'ye bırakıyorlar. Lili demişken, Melanie Laurent'in güzelliğinden bahsetmezsem kıza ayıp olur. Şatafatlı bir güzelliği yok ama o sadelikle büyülüyor insanı, film için biçilmiş kaftan resmen. Kad Merad'ın oyunculuğundanda bahsetmek gerekir birde. Oynadığı karakter için beslenmesi gereken duygular neyse, bizde o duyguları yarattı, hem önce hem sonra. Hiçbir şekilde filmin ilerisi için açık vermedi. Filmin bir diğer güzel bir yanı ise soundtrackleri. Birkaç kez çalıp, inşallah tekrar çıkar dedirten 'Aaron'ın 'Lili' adlı şarkısı için söylenecek tek kelime yok. Filmden ayrı düşünüldüğünde dinlenebilirliği hat safhada iken, filmin içinde dinleyince dahada etkileyici oluyor. Sonuçta sade ve bu sadeliği sayesinde insanı içine çeken bir film olmuş, "Je vais bien, ne t'en fais pas".

2 yorum:

capoupascap 15 Mayıs 2009 21:40  

filmi izleyemedim henüz; ama aaron'un u-turn (lili) tapılası bir şarkı.

Porco Rosso 17 Mayıs 2009 23:07  

mükemmel bir filmdir.
bayılmıştım izlediğim dönemde. adı aklıma gelmeyecek kadar uzun ama film inanılmaz bir sadelikte. ve ben gerçekten sade filmlere bayılıyorum.
kız da pek güzel, o da ayrı tabi.

  © Blogger templates ProBlogger Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP