19 Nisan 2010 Pazartesi

Festival Özeti


Eu cand vreau sa fluier, fluier / If I Want to Whistle, I Whistle : En merak ettiklerimdendi, beklediğimi de verdi.
Gordos / Fat People : Türkiye'de sevilebilecek bir film bence. Şişmanlığın ardına saklanmış, neler neler anlatıyor. İzlemesi keyifliydi.
Le Concert / The Concert : Rusya'da geçen kısımların Fransızca dublajlı olması, Rusların çok hızlı konuşması, Yeni Rüya'da izlediğimden benim İngilizce altyazıyı takip etmek zorunda olmam yüzünden bi' türlü ısınamadım filme. Diğer türlü çok daha fazla zevk alacağıma eminim.
Rapt : Bir adam kaçırma, fidye isteme olayına değişik gözlerden bakmış. Arada sıkıcılaşmasa daha da güzel olurdu.
Svetat e golyam i spasenie debne otvsyakade / The World Is Big and Salvation Lurks around the Corner : Şansa izlediğim bir film oldu. Festivalin bana en büyük sürprizi. İsmi ne kadar soğuksa, kendi o kadar sıcak.
El baile de la Victoria / The Dancer and the Thief : Biraz zorlama geldi. Toplama karakterlerden oluşturulmuş bir film ama yinede kötü değil.
Le refuge / The Refuge : Ben daha iyisini bekliyordum Ozon'dan. Sadece ortalamanın üzerine çıkabilmiş.
Selvi Boylum, Al Yazmalım : Sinemada izleyebilmek güzel oldu. Türkan Şoray'ın göz kaçırısı bile yetiyor, filmi sevmek için. Çıkışta insanlardan "hiç dış ses yoktu filmde vs vs" cümlelerini de duymasaydık keşke.
Hamesh Shaot me'Pariz / Five Hours From Paris : Bir film çeksem böyle olur dediğim. Çok samimi, çok naif. Filmdeki şarkıların güzel olması da cabası.
Perrier's Bounty : Güzel bir İngiliz komedisi. Hiç sıkmadan izlenilenlerden.
Einaym Phukot / Eyes Wide Open : Konusu, anlattıkları çok güzel. Yönetmenin yaratıcılığı ve estetik kaygısı filmi başka bir yere koymuş.
Bunny and the Bull : Sözde komedi. 90 dakika boyunca 1-2 kere gülmüşümdür. Güldürmek bir yana, sıkıyor insanı.
Hadewijch : Zor bir film. Sıkıcılaşabilsede izlenmelilerden.
The Go-Between : Zamanında Altın Küre almış ama neyine almış. Yanımdaki adam uyudu, horladı bile. 1. saatinden sonra çekilmiyor valla. Hiç tarzım değil.
Nothing Personal : Beyoğlu sinemasında altyazı okuyabildim ilk defa, bununda verdiği heyecanda işin içine girince daha çok beğendim filmi. Bu kadar sade olup bu kadar etkili, derinlikli olabilmesi çok güzel.
Kynodontas / Dogtooth : Festivalde izlediğim en uçuk film. İzlemeseydim olmazdı diyebileceklerimden. Böyle bir senaryo her zaman çıkmaz. Bunun üstüne başarılı bir yönetmenlik ekleyince tadından yenmez bir şey olmuş.
Büyük Oyun : Gayet akıcı ama pek de ileri gidemeyen bir film. Ödül alabilir ama kimi yerlerden.
Acı : Cemal Şan hakkında daha önce yazmıştım bir-iki şey. kendini biraz daha geliştirmiş bence bu filmde ama yinede daha zamana ihtiyacı var sanki.
Lian / Face : Salon doluydu ağzına kadar filmin başında. Sinepop'un havalandırması düzgün çalışmayınca, zaten ondan önce 2 film izlemiş olan ben, uyumama çabası içinde ilk 30 dakikadan bir şey anlamadım. 30 dk. sonra yaklaşık salonun yarısı çıkınca dahil olmaya çalıştım ama pek sevemedim ne yazık ki. Sonlarına doğru salon soğudu bile çünkü çok az kişi kalmıştı artık. Bende beğenemedim filmi, 2buçuk saat olmasaydı tekrar izlerdim ama.
Min Dit / Ben Gördüm : Aldığı ödüllerden anlaşılacağı üzere çok çok iyi film. Çok gerçek her şey, inanılmaz sağlam temelleri olan bir senaryosu var, hiçbir şeyi boşuna yazmamış senarist.
Kosmos : Bir önceki yazımda belirttim zaten ama Reha Erdem'in elinden çıkan her film gibi muhteşem ve bambaşka.
Wszytko, Co Kocham / All That I Love : Çok hızlı ve güzel bir film gibi giriyor ama sonra öyle bi' hız kesiyor ki, 90 dk.lık bir film olmasına rağmen sonunu zor getirdim. Oysa çok eğleniceğim umutlarıyla seçmiştim filmi.
Ses : Başarısız bir Ümit Ünal filmi. Senaryo delik deşik, gereksiz ayrıntılar, hatta ayrıntı bile değil. Filmin sonunda Şebnem Ferah'ın 'Ben Bir Mülteciyim' şarkısının girmesine hiç girmeyeceğim bile. Biz ne bekliyoruz, Ümit Ünal ne yapıyor?
Beş Şehir : Onur Ünlü muhteşem biri. Aklından geçenler çok farklı ve bunları filmlerine yansıtmayı çok iyi beceriyor. Senenin hem oyuncu performansları olarak hem de genel anlamda en iyi Türk filmlerinden biri.
Bal : Yumurtayı çok sevdim. Süt'te hele hele sonlara doğru sıkıntıdan patladım. Bal bence serinin en güzeli. Bilmiyorum istenerek mi yapıldı ama "Oku!" diye başlıyor film aynı Kuran'da olduğu gibi. Daha o dakikadan beri yakaladı beni ve hiç bırakmadı. Beklenildiği gibi hiç de durağan bir film değil. Ayrıca Bora'nın gösterdiği performansa bakıp, Semih Kaplanoğlu'nun daha iyi bir oyuncudan neler çıkarabileceğini düşünmek insanı heyecanlandırıyor.
Contracorriente / Undertow : İlişkiler hakkında çok güzel şeyler anlatıyor. Jameson sayesinde mi yoksa gerçekten çok mu akıcı bilemiyorum ama bir çırpıda geçti film. En iyi film olmasa bile, her açıdan güzeldi.

Bilmiyorum sadece bana mı denk geldi ama bu sene festival seyircisi daha fazla mısır yiyen, daha fazla seanslarda konuşan, hatta telefonla konuşan insanlara dönüşmüş. Mısır yenmesine karşı değilim ama bazı filmlerde yenen mısır, yan taraftakinin o kadar çok sinirini bozuyor ki. Film sırasında kritik yapanlardan, filmin sonunu tahmin edenler de fazlalaşmış bu sene. Birde sesli nefes alıp veren ve sürekli bir yerlerini kaşıyanlar mevcut. 3 tane denk geldi bana bunlardan ve ne izlediğimi anlamadım resmen. Ve tabiki Emek'in yokluğu, Atlas falan dolduramıyor yerini, orası bambaşkaydı. Hem rahat rahat filmi izleyebiliyordum hem de oraya gidince gerçekten festivale gitmiş, gerçekten film izlemiş gibi hissediyordum. İnşallah önümüzdeki sene yine orada oluruz. Emek için gösterimden hemen önce yapılan alkışlara seyircinin katılmaması ise çok şaşırtıcı. Özellikle Yeni Rüya'da altyazıyı görmek, sesi duymak için can çekişen izleyicinin desteklemesi lazım. emek'i düşünmüyor seyirci ama kendisinide mi düşünmüyor? Anlamadım.
İlk defa Sinepop'a gittim bu sene ve yeterli denebilir. Yeni Rüya ise sinema değil resmen, orada film izlemek işkence. Atlas'da aldığım filmler 8 ya da 9. sıradan olduğu zaman sorun yok ama diğer sıralarda olunca bacaklarını toplayıp izlemek zorunda kalıyorsun malesef ama yinede festival sinemalarının en iyisiydi Atlas.

Biletlerindeki numaralara bakıp, oturacakları koltukları belirleyemeyen insanlara ise söylenebilecek kelime bulamıyorum. Yer göstericilerde çıldırdı zaten aralarda. Filmler açısından güzel geçti denilebilir ama bir şeyler eksikti bu sene sanki. Bunların en başındaki isim ise Emek.

2 yorum:

çiçek 20 Nisan 2010 18:50  

For sharing thank you very much good very beautiful work

ddarko 10 Eylül 2010 06:54  

Le Concert şahaneydi :) http://www.sinemabed.com/le-concert-pariste-son-konser-2009

  © Blogger templates ProBlogger Template by Ourblogtemplates.com 2008

Back to TOP