<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690</id><updated>2012-02-16T08:49:41.013+02:00</updated><category term='best foreign movie'/><category term='Kaledeki Yalnızlık'/><category term='David Schwimmer'/><category term='Win Win'/><category term='Svinalängorna'/><category term='Jin líng shí san chai'/><category term='Clive Owen'/><category term='Sykt Lykkelig'/><category term='Trust'/><category term='trucker'/><category term='glee'/><category term='özlem tekin'/><category term='Şike'/><category term='Paul Gimatti'/><category term='canım ailem'/><category term='Vera Farmiga'/><category term='Requiem'/><category term='Jodaeiye Nader az Simin'/><category term='Drei'/><category term='Chloe'/><category term='snijeg'/><category term='29. istanbul film festivali'/><category term='Linkereoever'/><category term='tv'/><category term='Los colores de la montaña'/><category term='The Front Line'/><category term='Tom Tykwer'/><category term='Volga Sorgu'/><category term='Ma mere'/><category term='Henry&apos;s Crime'/><category term='Go-ji-jeon'/><category term='dreileben'/><category term='golden globe'/><category term='emek'/><category term='Adventureland'/><category term='Dilber&apos;in Sekiz Günü'/><category term='caprica'/><category term='Amy Ryan'/><category term='My Mother'/><category term='Pina'/><category term='Violeta Se Pue A Los Chielos'/><category term='Ümit Karan'/><category term='Keanu Reeves'/><category term='Rundskop'/><category term='As If I Am Not There'/><category term='Morgen'/><category term='FilmEkimi'/><category term='The Flowers of War'/><category term='Oscar'/><category term='Pa Negre'/><category term='Leap Year'/><category term='Terraferma'/><category term='the big bang theory'/><category term='snow'/><category term='the office'/><category term='Ireland'/><category term='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da'/><title type='text'>ÖzbeÖz</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>95</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3860713515283566311</id><published>2012-02-14T18:57:00.006+02:00</published><updated>2012-02-14T19:31:07.893+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Go-ji-jeon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Front Line'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 14 - Go-ji-jeon (Güney Kore)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-8huuNu7aw50/TzqS7ibbJvI/AAAAAAAAAqA/OFpQs7WDjHE/s1600/go-ji-jeon.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 223px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-8huuNu7aw50/TzqS7ibbJvI/AAAAAAAAAqA/OFpQs7WDjHE/s320/go-ji-jeon.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5709037029197293298" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güney Kore'nin oscar aday adayı da bir savaş filmi. Sanırım aralarında 'savaş filmi' etiketini en fazla hak eden de bu. Güney Kore - Kuzey Kore savaşını anlatıyor film. Savaş sırasında görüşmelere geçilmiş. Bir şekilde anlaşıp, sınırlar çizilmek isteniyor ama bir yandan da savaş devam ediyor. Sınır konusunda anlaşamamalarının büyük bir nedeni de, büyük bir öneme sahip olan bir tepe. Bu tepeyi elinde bulunduran daha avantajlı oluyor. Bu yüzden tepe sürekli el değiştiriyor. Tabi bu el değiştirmeler sırasında iki taraf da büyük zayiatlar veriyor. Orada savaşan askerler de değişmeye başlıyor. Güney Kore tarafında şüpheli olaylar olmaya başlayınca; cephedeki olayları araştırmak amaçlı bir asker oraya gönderiliyor.&lt;div&gt;Fİlm başladığında saf bir savaş filmi havası veriyordu. İlk dakikalardan sonra açıklaması olmayan bir kaç olay yaşanınca; filmin daha çok 'zeka oyunu' tarafının ağır basacağını düşündüm ama bu hali devam etmedi ve yine sıradan bir savaş filmine dönüştü. Yapımcısı gerçekten büyük paralar harcamış. Öncelikle çok başarılı bir set kurulmuş. Sanat yönetmeni görevini fazlasıyla yerine getirmiş. Kamera yönetimi ve renkler konusunda da hiçbir sorun yok. Sorun yeni bir şey olmaması. Bu filmi 10 sene önce yapsalar, belki iyi bir film olarak sayılabilir ama 2011 için çok sıradan kaçıyor. Savaşa başka yönlerden bakmak gerekiyor artık günümüzde. Bu tarz filmler, dertlerini anlattığı insanlar tarafında tabi ki çok sevilecektir ama onların dışındakiler için çok etkileyiciliği olmayan filmler. Yine de o kadar hakkını yememek lazım. Başarılı bir film sonuçta ama benim ilgimi çekmiyor maalesef.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3860713515283566311?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3860713515283566311/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3860713515283566311&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3860713515283566311'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3860713515283566311'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-14-go-ji-jeon.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 14 - Go-ji-jeon (Güney Kore)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-8huuNu7aw50/TzqS7ibbJvI/AAAAAAAAAqA/OFpQs7WDjHE/s72-c/go-ji-jeon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1329719194937938172</id><published>2012-02-11T15:44:00.005+02:00</published><updated>2012-02-11T16:07:15.929+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ireland'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='As If I Am Not There'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 13 - As If I am not There (İrlanda)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-OzJCXf1WjZs/TzZw5_Bz27I/AAAAAAAAAp0/-u5U1E1pwS8/s1600/posterumu.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-OzJCXf1WjZs/TzZw5_Bz27I/AAAAAAAAAp0/-u5U1E1pwS8/s320/posterumu.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707873719212563378" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oscar'a savaş veya savaş sonrası ile ilgili filmlerle katılmak kaldırılsın bence. Sinemanın değinmesi gereken konular bunlar ama gerçekten o konuya değinmek isteyip, bunu da başarılı bir şekilde yapınca güzel oluyor. Türk dizilerinden bir adım dahi ileri gidemeyen filmler soğutuyor insanı. Filmin yönetmeni Juanita Wilson daha önce kısa film dalında oscar adaylığı almış. İzlemedim ama büyük ihtimalle başarılı bir filmdir. Keşke kısa film çekmeye devam etseymiş. Filmin süresi uzadıkça konu ve izleyicinin dikkati dağılıyor, zaten neredeyse olmayan etkileyiciliği iyice azalıyor. Belki bir nebze olsa da, son sahnelerde tekrar içine çekmeyi deniyor ama o da yetersiz kalıyor. Bosna savaşında, köylerden toplanan kadınlara uygulanan tecavüz ve şiddeti konu alıyor film. Bunu anlatmak için de, bir köye geçici öğretmen olarak atanan  Saraybosna'lı bir kızı odağına yerleştiriyor. Gördükleri şiddet ve uğradıkları tecavüzler üzerine, bütün bu yapılanları değiştirmeye(!) çalışıyor. Senaryosu çok havada kalmış bir film. Özellikle giriş kısmı çok çabuk olup bitiyor, bu da izleyenin ana karakterin profilini çıkaramamasına neden oluyor. Doğru düzgün tanıyamadığımız bir karakterin yaptıklarını anlamdırmak da haliyle zor oluyor. Seyirciyi etkilemek ve kendi tarafına çekmek için bir çok malzemesi var elinde ama yönetmen çok basit birkaç şeye başvuruyor ve yönetmenini denedikleri maalesef beni heyecanlandırmıyor. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1146295/"&gt;Snijeg&lt;/a&gt; böyle bir konu klişelere düşmeden nasıl anlatılır gösteriyordu. Yönetmen niye bu konuya eğilmek istedi bilmiyorum ama sanırım dersini çalışmadı pek. İrlanda'dan daha anlamlı bir film bekliyordum nedense; üzüldüm. Yönetmen savaş sırasında tecavüze uğrayan kadınların hamile kalması ve bu çocukları doğurup-doğurmama kararları üzerine bir kısa film yapsaymış daha başarılı olurmuş. Son sahnelerde bunu hissettim ben. Yani bilmediğini değil, daha evrensel diyebileceğimiz bir konuyu işlemeliymiş.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1329719194937938172?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1329719194937938172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1329719194937938172&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1329719194937938172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1329719194937938172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-13-as-if-i-am.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 13 - As If I am not There (İrlanda)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-OzJCXf1WjZs/TzZw5_Bz27I/AAAAAAAAAp0/-u5U1E1pwS8/s72-c/posterumu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-8209740981245169705</id><published>2012-02-10T20:38:00.002+02:00</published><updated>2012-02-10T20:58:28.484+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='The Flowers of War'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jin líng shí san chai'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 12 - Jin líng shí san chai (Çin)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-k9dJJw8UDoo/TzVkjtlwWTI/AAAAAAAAApo/SDIzq0QsS48/s1600/the-flowers-of-war-movie-poster-01.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 229px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-k9dJJw8UDoo/TzVkjtlwWTI/AAAAAAAAApo/SDIzq0QsS48/s320/the-flowers-of-war-movie-poster-01.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5707578667458124082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Artık her ne kadar her şey iç içe geçmiş, hiçbir şey birbirinden kesin çizgilerle ayrılmıyor olsa da, her kültürün hayata bakışı farklı. Bu yüzden değişik kültürlerin filmlerini izlemeyi seviyorum. Çin belki de bana en farklı gelebilecek ülkelerden, o yüzden filmi izlemeye büyük bir iştahla oturdum. Bu iştahın diğer nedenleri ise filmin Altın Küre adaylığı ve Christian Bale'in oynamasıydı. Belki de fazla beklenti yüzünden ama filmi zor bitirdim desem yeridir. Filmin yönetmeni Yimou Zhang'ın daha önce oscar adaylığı var. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0299977/"&gt;Hero&lt;/a&gt;'yu lisedeyken ayıla bayıla izlediğimi hatırlıyorum. Sanırım bu filmiyle de oscar adaylığı almak istemiş. İzlediğimiz sanki bir Çin filmi değil de, Hollywood'dan çıkmış herhangi bir savaş filmi. Baş role koyduğu Amerikalı oyuncu, umursamaz/ayyaş adamın kahraman olması, kişilerin göründüklerinden farklı olmaları vb. klişeler kullanılarak oscara oynanmış tam olarak.Maalesef ancak Meltem Cumbul'un bile eş-dost kıyağıyla sahneye çıkabildiği, ödüllerde adaylık alabilmiş. Güzel yanları da var. Güzel çekilmiş, güzel oynanmış(Christian Bale'i pek beğenmedim sadece) bir film bu. Teknik ayrıntılar konusunda hiçbir sıkıntısı yok ama her şey teknik değil ne yazık ki. Japon-Çin savaşında, Japon askerlerinin yaptığı katliamı bence çok daha naif bir şekilde anlatabilirlerdi. Her şeyi bu kadar formüle etmeleri ben uzaklaştırdı filmden. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-8209740981245169705?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/8209740981245169705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=8209740981245169705&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8209740981245169705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8209740981245169705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-12-jin-ling-shi.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 12 - Jin líng shí san chai (Çin)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-k9dJJw8UDoo/TzVkjtlwWTI/AAAAAAAAApo/SDIzq0QsS48/s72-c/the-flowers-of-war-movie-poster-01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1086652086099170121</id><published>2012-02-07T17:21:00.002+02:00</published><updated>2012-02-07T17:54:59.707+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Svinalängorna'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 11 - Svinalängorna (İsveç)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-2LSEWiz0Kys/TzFBsga9oZI/AAAAAAAAApc/gy7MYorjSwA/s1600/3489959.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 212px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-2LSEWiz0Kys/TzFBsga9oZI/AAAAAAAAApc/gy7MYorjSwA/s320/3489959.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5706414435728204178" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İsveç'in adayı Venedik Film Festivali'nden iki ödülle dönmüş olan, Pernilla August'un ilk uzun metraj filmi Svinalängorna. Hakkında söylenecek fazla bir şey olmayan filmlerden bu. Klasik bir hikayesi var. 1970li yıllarda küçük bir kız olan Leena'nın büyüme hikayesini ve yıllar sonra, ölmekte olan annesine yaptığı ziyareti içiçe anlatıyor. Alkolik bir baba, yapacak fazla bir şeyi olmayan anne ve neredeyse her şeyden habersiz bir küçük kardeş. Anne ve babasının yaptığı tek şey içmek olunca, kendisi ve küçük kardeşini büyütmek Leena'ya kalıyor. Bütün olan bitenler arasında o sadece kardeşine ve yüzmeye sarılıyor. Aradan geçen yıllarda Leena, ailesine dair her şeyi hayatından çıkarmaya çalışıyor. Ne kocası ne de iki çocuğu ailesi hakkında bir şey bilmiyor. Hastanedeki annesinden gelen telefon üzerine, tüm aile ziyarete çıkıyorlar. Geçmişe ait detaylar, annesiyle olan diyalogları Leena'nın daha çok şey hatırlamasına ve annesiyle yüzleşmesine neden oluyor. Anlaşılacağı üzere film ağır dram içeriyor. Klasik bir hikayesi var ama bunu kullanışı başarılı. İleri-geri kurgusu tempoyu ayakta tutmayı ve izleyeni meraklandırmayı beceriyor. Öne çıkan en büyük artısı ise oyunculuklar. Başrolde Noomi Rapace ve onun çocukluğunu canlandıran Tehilla Blad çok dengeli oyunculuklar sergiliyorlar. Kendileri için yazılmış karakterin derinlikli olması da buna etki etmiş olabilir tabi. Baş karakteri haricinde karakter yaratmakta ise başarısız oluyor film. Hakkında daha fazla şey bilmemiz gerektiğini hissederken, çoğu karakter Leena'nın yanında taşıdığı bir aksesuarı andırıyor. Sonuçta ortaya ajitasyon yapmaktan kaçınan, iyi niyetli bir film çıkmış ama çok başarılı olduğu söylenemez. Yine de izlenmeyi hak ediyor ama oscarı kesinlikle değil.&lt;/div&gt;&lt;h1 class="header" itemprop="name" style="color: rgb(51, 51, 51); font-size: 21px; line-height: 23px; margin-top: 0px; margin-right: 0px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; border-bottom-width: medium; border-bottom-style: none; border-bottom-color: initial; padding-top: 0px; padding-right: 0px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; font-family: Verdana, Arial, sans-serif; text-align: -webkit-auto; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/h1&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1086652086099170121?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1086652086099170121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1086652086099170121&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1086652086099170121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1086652086099170121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-11.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 11 - Svinalängorna (İsveç)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-2LSEWiz0Kys/TzFBsga9oZI/AAAAAAAAApc/gy7MYorjSwA/s72-c/3489959.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4028352223528851629</id><published>2012-02-06T19:51:00.001+02:00</published><updated>2012-02-06T19:51:53.394+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Morgen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 10 – Morgen (Romanya)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-NpTYhQM3QFo/TzATF_HxJNI/AAAAAAAAApQ/NvtrkOgojTM/s1600/l_1567130_fd244e6c.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 224px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-NpTYhQM3QFo/TzATF_HxJNI/AAAAAAAAApQ/NvtrkOgojTM/s320/l_1567130_fd244e6c.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5706081721442706642" /&gt;&lt;/a&gt;Son yıllarda oldukça iyi filmler çıkıyor Romanya sinemasından. Çoğu festivalde yer buluyorlar, birçok da ödül alıyorlar. ‘Morgen’ ödül kazanmamış ama tam bir festival filmi. Almanya’ya gitmek isteyen bir Türk göçmenin  ona ‘yardım edenler’ tarafından Romanya’da bırakılması ardından yaşananları anlatıyor film. Göçmenin hikayesini değil, onu bulup, yardım etmeye çalışan bir Romanyalı’nın hikayesini anlatıyor. Zaten dertli olan başına, bir dert daha ekliyor Nelu. Çeşitli yöntemlerle sınırı geçmesine yardımcı olmayı deniyor. Taraftar grubuna katılıp, ülke dışındaki deplasmana gitmeyi de deniyorlar, yol işçilerine katılıp sınır kapısından geçmeyi de. Göçmenlere uygulanan bu tutuma ve Avrupa Birliği’nin sınır kurallarına eleştiri getiriyor. Hikayesine gerçekten inandıran, karakterlerini sevdiren ve empati kurmayı kolaylaştıran bir yapısı var filmin. Sıradan insanların hayatlarına çok gerçekçi bir şekilde ışık tutuyor. Onların dertlerini, sorumluluklarını, eğlencelerini vs. iyi gözlemlemiş ve başarılı bir set oluşturmuşlar. Özellikle sanat yönetmenini tebrik etmek gerekiyor. Göçmen sadece Türkçe, Nelu da Romence konuştuğu için gürültü sahneler ortaya çıkmış ama dili anlamasalar da, birbirleriyle anlaşıyorlar. Bütün bunların dışında ‘insan olmaya’ da değiniyor film. Günümüzde yardıma ihtiyacı olan birini görünce başına bela almamak için görmezden gelen ve yakınından dahi geçmeyen insanlara, insanlığı öğretiyor biraz da. Kaçak göçmen olduğu için hapse atılması istenen Behran için, “Bu adam size ne yaptı?” diye haklı bir şekilde soruyor polise. Ne yazık ki sadece onun bu duruma kafa tutmasıyla hiçbir şey değişmiyor ve polisler bir hayvan gibi ‘avlamaya’ devam ediyor kaçak göçmenleri. İtalya’nın da Oscar aday adayı  (Terraferma) bu konuyu işliyor ama ne bu kadar samimi ve özgün ne de insancıl olabiliyor. Gösterişli bir film olmadığından dolayı son dokuz film arasına, dolayısıyla da son beş filme kalamadı ama izlenmeyi hak eden filmlerden ‘Morgen’.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4028352223528851629?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4028352223528851629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4028352223528851629&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4028352223528851629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4028352223528851629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-10-morgen.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 10 – Morgen (Romanya)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-NpTYhQM3QFo/TzATF_HxJNI/AAAAAAAAApQ/NvtrkOgojTM/s72-c/l_1567130_fd244e6c.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2338842941541544989</id><published>2012-02-05T18:59:00.002+02:00</published><updated>2012-02-05T19:00:53.992+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Jodaeiye Nader az Simin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 9 – Jodaeiye Nader az Simin (İran)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-4vPCFpyZPAA/Ty61nTuSFeI/AAAAAAAAApE/YeR7Y4yege8/s1600/1832382.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-4vPCFpyZPAA/Ty61nTuSFeI/AAAAAAAAApE/YeR7Y4yege8/s320/1832382.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5705697464838919650" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;İstanbul Film Festivali’nde beraber film izleyelim diyen arkadaşıma Cuma günü için 11.00 ve 13.30 seanslarına bilet almıştım. İlk film çok çok kötü çıkınca, ikinci film yani ‘Bir Ayrılık’ için “Bu çok iyi bak, izlediğin en iyi filmlerden olacak” dediğimi hatırlıyorum. İyi çıkmasını bekliyordum; sonuçta Berlin’den büyük ödülle dönmüş bir filmdi ama gerçekten hafızamdan silinmeyecek sahnelerle dolu, bu kadar başarılı bir film beklemiyordum. Asghar Farhadi’nin bir önceki filmi ‘Darbareye Elly’ de iyi eleştiriler almıştı ama izlememiştim nedense. Onu da izledim daha sonra ve ona da bayıldım. Neyse, ‘Bir Ayrılık’a dönecek olursak; bu senenin en çok konuşulan filmlerden biri sanırım. İzleyip de beğenmeyen çok fazla insan olacağını sanmıyorum. Daha filmin başlangıcında yükselen tempo, hiç düşmüyor. Seyirciyi kendisine bağlıyor ve film boyunca düşünmeye zorluyor. Sadece izlediğiniz filmlerden değil kesinlikle. Sevmeye başladığınız karakteri beş dakika sonra sizin gözünüzde düşürüp, yirmi dakika sonra ise “ama aslında nedeni varmış” dedirtebiliyor ve sonra yine aynı döngüyü uygulayabiliyor. Karakterleri sütten çıkmış ak kaşık ya da şeytanın ikizi olan filmlerden değil, karakterleri insan olan bir film bu. Dünyanın neresinde olursa olsun insan hep aynı düşüncesini pekiştiriyor. Din konusuna giriyor, adalete el atıyor, ilişkilere değiniyor, kısacası insana dair her türlü duyguyu işliyor denebilir. Ustaca yazılmış bir senaryosu, izleyeni merağa sürükleyen ve sürekli şaşırtan bir kurgusu var. Senaryo ve kurgudaki bu başarı filme dinamik bir özellik katmış. Nasıl bittiğini anlamıyorsunuz. Bu akıcılığının bir diğer mimarı ise oyunculuklar. Bütün oyuncular ödüllük performanslar sergiliyorlar ama sanırım senaryo ve filmin genel başarısından ötürü biraz geri planda kaldı oyunculuklar. Hakkında söyleyecek çok şey var ama bi’ tanesini yazmak isterken, diğeri geliyor aklıma; bir türlü yazamıyorum. Kısacası Oscar’ın en büyük favorisi ve senenin en iyi filmlerinden biri.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2338842941541544989?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2338842941541544989/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2338842941541544989&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2338842941541544989'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2338842941541544989'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-9-jodaeiye.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 9 – Jodaeiye Nader az Simin (İran)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-4vPCFpyZPAA/Ty61nTuSFeI/AAAAAAAAApE/YeR7Y4yege8/s72-c/1832382.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-8141357274056927547</id><published>2012-02-04T00:15:00.000+02:00</published><updated>2012-02-04T00:16:33.412+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sykt Lykkelig'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 8 – Sykt Lykkelig (Norveç)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-19WRqMVtk6o/Tyxcmz1WnfI/AAAAAAAAAo4/0TkYND4a1yg/s1600/happyhappy.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-19WRqMVtk6o/Tyxcmz1WnfI/AAAAAAAAAo4/0TkYND4a1yg/s320/happyhappy.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5705036649790348786" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family:&amp;quot;Verdana&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;"&gt;Kuzey Avrupa’dan çıkan filmlere karşı nedenini tam anlatamadığım bir sempatim var. Bu beğenim benim izleme fırsatı bulduklarımın genelde en iyi örnekler olduğundan ama olsun. Onların kullandıkları renkler, hayata bakışları, mizahları farklı ve samimi geliyor bana her seferinde. ‘Sykt Lykkelig’ de benim yüzümü kara çıkarmadı. İlişkiler üzerine yapılmış başarılı bir dram-komedi, bir kara mizah. Kara mizah derken ‘Olacak o kadar’ gibi bir şey gelmesin aklınıza. Norveçli, tek çocuklu, sorunları olan bir çift ve onların hemen yanındaki eve taşınan Danimarkalı, görünüşte ‘mükemmel’ çiftin ayrı ayrı ve giderek iç içe giren ve sonraları karmaşıklaşan ilişkilerini anlatıyor film. Çok başarılı bir senaryosu var. Aslında her şeyi gözler önüne seren ama ilk izleyişinizde çözemeyeceğiniz detaylar çok akıllıca. Klasik karakter özellikleri kullanarak aslında bambaşka karakterler yazmış senarist. Yönetmen ve oyuncuların başarısı ile birlikte güzel işleyen bir film çıkmış ortaya. Filmi izlemeye başladığınız zaman, klasik bir hikaye gibi gelmesi çok normal ama göründüğünden çok daha derin bir hikayesi var bence. İlişikiler üzerine konuşurken film, bir yandan da çocukları kullanarak direkt mesajlar vermeyi de ihmal etmiyor. Anne-babanın ilişkisinin çocukları nasıl etkilediğini gösteriyor ama hiçbir zaman çocuklar üzerinden ajitasyon yapmıyor. Bu noktada benim bir kez daha gönlümü alıyor. Değinilmesi gereken bir noktada filmin müzikleri. Bazı Avrupa filmlerinde İngilizce şarkı seçimi yakışmıyor ama burada anlatılan hikaye çok daha evrensel, o yüzden yakışmış müzikler. Filmi izleyen çoğu kişinin, film bitiminde müziklerini araştıracağını düşünüyorum. Sonuçta son beş film arasına kalamadı ama keşke kalsaydı. Bu tarz filmlere daha çok önem verilmeli bence.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-8141357274056927547?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/8141357274056927547/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=8141357274056927547&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8141357274056927547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8141357274056927547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-8-sykt-lykkelig.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 8 – Sykt Lykkelig (Norveç)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-19WRqMVtk6o/Tyxcmz1WnfI/AAAAAAAAAo4/0TkYND4a1yg/s72-c/happyhappy.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6312183913473461589</id><published>2012-02-03T13:32:00.001+02:00</published><updated>2012-02-03T13:34:01.634+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Violeta Se Pue A Los Chielos'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 7 – Violeta Se Pue A Los Chielos (Şili)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/--5h5_HpSKmQ/TyvF3jdD42I/AAAAAAAAAos/vU7b_jo8ve0/s1600/violeta-se-fue-a-los-cielos-poster-2012.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 239px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/--5h5_HpSKmQ/TyvF3jdD42I/AAAAAAAAAos/vU7b_jo8ve0/s320/violeta-se-fue-a-los-cielos-poster-2012.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5704870911195472738" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif; "&gt;Yabancı film dalında oscar aday adaylarını izlemek için aday listesini açtığımda gözüm ilk olarak Şili’yi aradı. Öyle çok fazla Şili filmi izlemedim ama birkaç senenin adaylarını izlemiş ve beğenmiştim. Genelde ‘ödül alabilecek’ filmler yerine küçük bütçeli, bağımsız filmleri göndermeyi seçiyorlar; ve hoşuma gidiyor bu durum. Oscar adayı olan ‘Pina’ gibi bu film de, bir sanatçıya ithafen yapılmış. Yalnız bu filmde belgesel tarzı uygulanmamış. Şilili sanatçı Violeta Parra’nın hayatını anlatıyor. Tanımlamanın zor olduğu biri Violeta Parra. Bir müzisyen, bir şair, bir ressam ve daha nicesi. İçinden gelen her şeyi yapıyor. Yaptığı her işte de başarılı oluyor çünkü yaptığı her şeyi insanlar için yapıyor ve içinden geldiği gibi yapıyor. Kişilik olarak çok günlük hayatta gördüğümüz insanlardan çok uzak. İnsanların genelde aradıkları şeylerle işi yok onun. Para ve güç aramıyor, aşk ve daha güzel şeyler arıyor sürekli. Ruh hali her an değişebiliyor; çocuklarını bile geride bırakıp, yapmak istediğini yapmaya gidebiliyor. O hep yaptığı işte daha iyi olmayı ve yaptığını daha çok insana anlatmaya çabalıyor. Eksikliğini hissettiği, onun için en önemli şey ise aşk. Hakkında şarkılar yazıp, söylese, resimler yapıp, nakışlar dikse de, aşksız olmuyor. Violeta Parra böyle biri ve onun yaklaşık 50 yıllık hayat hikyesine konuk oluyor yönetmen. Bunu sürekli yanında duran bir arkadaşıymış gibi, mesafesini arttırmadan yapıyor. Ben beğendim filmi ama bir başyapıt değil kesinlikle. Filmlerde olaylardan başka şeyler arayanların daha çok seveceği, güzel bir film. Daha çok Şili filmi izlemek gerekiyor sanırım.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6312183913473461589?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6312183913473461589/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6312183913473461589&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6312183913473461589'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6312183913473461589'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-7-violeta-se.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 7 – Violeta Se Pue A Los Chielos (Şili)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/--5h5_HpSKmQ/TyvF3jdD42I/AAAAAAAAAos/vU7b_jo8ve0/s72-c/violeta-se-fue-a-los-cielos-poster-2012.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3587667665745762497</id><published>2012-02-02T20:34:00.002+02:00</published><updated>2012-02-02T20:36:08.427+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pina'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 6 – Pina (Almanya)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-5r2G8tIv1z8/TyrXaqMsz0I/AAAAAAAAAoU/S4iCcLnKGc0/s1600/images.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 193px; height: 262px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-5r2G8tIv1z8/TyrXaqMsz0I/AAAAAAAAAoU/S4iCcLnKGc0/s320/images.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5704608731022282562" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Fransız sineması daha çok övülse de, ben Alman sinemasını nedense bir tık daha önde görüyorum. Neredeyse her sene oscar yarışına iddaalı bir film gönderiyorlar. Keza bu sene de öyle. Pina Bausch’u anmak adına yapılan müzikal-belgesel, bir çok festival gezdi, birçok ödül, bol bol da övgü aldı ve sonunda oscar adayı olmayı başardı. Ben filmde izlediğimiz tarzda bir dans türüne alışık değilim, pek alışmasam da iyi olacak sanırım. Türkiye’de izleme fırsatı bulabileceğimi pek sanmıyorum. Alışık olmamama rağmen, filmden inanılmaz zevk aldım. Belgesel türünün de pek fanı olmadığımdan dolayı, bu filmi izlemeyi sürekli erteliyordum. Şimdi biraz kızıyorum kendime bu yüzden. Dansçıların canlandırdıklarını sahneler çok duygu dolu, çok gerçek ama onun dışında bu tarz danslardan zevk almayan biri bile filmi zevkle izleyebilir. İnanılmaz akıcı bir kurguya sahip. İçinde bulunan herkesin gerçekten bu işe inandıkları çok belli ve bu performanslarına da yansımış. Sadece işini iyi bilen bir grup insan böyle güzel bir film yapamaz bence. Gerçekten bu filmi yapmak istedikleri belli ve bu samimiyet filmi beğenmemdeki en büyük etken. Evet film çok güzel, hatta büyük ihtimalle geçtiğimiz senenin en iyi filmlerinden biri ama karşısında çok büyük bir rakibi var, ‘Bir Ayrılık’. Bu yüzden ödül şansını düşük görüyorum ama yabancı film kategorisinde sürprizler olabiliyor. Geçtiğimiz senelerde bolca oldu bu tarz olaylar. Ödülü ‘Bir Ayrılık’a vermezlerse inşallah ‘Pina’yı seçerler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3587667665745762497?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3587667665745762497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3587667665745762497&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3587667665745762497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3587667665745762497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-6-pina-almanya.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 6 – Pina (Almanya)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-5r2G8tIv1z8/TyrXaqMsz0I/AAAAAAAAAoU/S4iCcLnKGc0/s72-c/images.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-461608659722580962</id><published>2012-02-02T11:03:00.001+02:00</published><updated>2012-02-02T20:41:41.958+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Pa Negre'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 5 – Pa Negre (İspanya)</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fox8IVvk7yM/TyrY2x8eJNI/AAAAAAAAAog/dvHX4hbDyfg/s1600/PaNegre.jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 204px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-fox8IVvk7yM/TyrY2x8eJNI/AAAAAAAAAog/dvHX4hbDyfg/s320/PaNegre.jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5704610313649661138" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: left;"&gt;&lt;span style="text-align: justify; "&gt;İspanyol sinemasını seviyorum sanırım. Her türlü konuda güzel film çıkartıyorlar ama yaşadıkları iç savaş dönemini anlatan filmleri hep ön plana çıkıyor. O yüzden oscar aday adayının yine bu konuda olması abes kaçmıyor hatta ‘Katalanca’ bir film göndermeleri benim için büyük sürpriz oldu. Randevu İstanbul’da gösterildi ‘Pa Negre’. Son beş film arasına kalamadı, zaten öyle çok alkışlanacak bir film de değil ama izlenebilir. Yine çocuk üzerinden anlatılan bir savaş hikayesi. Aslında savaşın sonrasını anlatıyor. Biraz zengin-fakir işlerine giriyor, biraz da soyut kavramlara giriyor; hafif çorba yapıyor sanki. Aralarına belirgin bir çizgi çekemiyor bir türlü. Bir ordan bir burdan anlatıyor. Yönetmenin katmaya çalıştığı fantastik hava çok yakışmış filme. Görüntüler, geçişler filmin anlattığı zamanlara iyi oturmuş. Oyuncular açısından ise maalesef çok şansızmış yönetmen. Bir-ikisi hariç sağlam ve tutarlı bir performans sergileyen yok. Belki de senaryonun dengesizliğinden olabilir ama hepsi bir karakter oluşturmaktan çok, sadece senaryoda yazanı oynamaya çalışmış gibi. Sonuçta filmin son beşe kalmaması normal; izleyicisine pek bir şey sunmuyor yeni olarak.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-461608659722580962?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/461608659722580962/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=461608659722580962&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/461608659722580962'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/461608659722580962'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-5-pa-negre.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 5 – Pa Negre (İspanya)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-fox8IVvk7yM/TyrY2x8eJNI/AAAAAAAAAog/dvHX4hbDyfg/s72-c/PaNegre.jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1406080975652145789</id><published>2012-02-01T16:18:00.002+02:00</published><updated>2012-02-02T11:04:27.420+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Los colores de la montaña'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 4 - Los colores de la montaña (Kolombiya)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-uj0MYA3ykT4/TylJ2-kxzhI/AAAAAAAAAn8/vArjzoGQlkY/s1600/Los_colores_de_la_montana.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-uj0MYA3ykT4/TylJ2-kxzhI/AAAAAAAAAn8/vArjzoGQlkY/s320/Los_colores_de_la_montana.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5704171611900464658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;Kolombiya’nın seçimi de, pek bir özelliği olmayan, sırtını içerdiği politik konusuna dayayıp, ödüller bekleyen bir film. Türkçe altyazısında ‘Gökkuşağı Dağı’ olarak çevirilmiş ama ‘Dağın Renkleri’ anlamına geliyor ismi. Bizlere pek yabancı olmayan olaylar yaşanıyor aslında filmde. 80li yıllarda Güneydoğu’da yaşanan olaylara çok benziyor. Ülkede iç savaş var, köylerde yaşayanlar ise gerilla ve asker arasında kalmış. Tarafsız kalmanın imkansız olduğu zamanlar. Bunları anlatırken de, küçük bir çocuğun dünyasına konuk oluyor film. Artık bu tarz filmleri çocuk ağzından anlatmak farz oldu. Başka türlü yapınca yeteri kadar dramatik olmuyor herhalde.  Filmi ‘acıklı’ hale getirmek için fazla kasmışlar. Mayınlı bölgeye kaçan çocukların topu, gerilla abisinin kardeşine gönderdiği mermiler, köylerinden göç etmek zorunda kalan çocukların okuldan bir bir ayrılması gibi olaylar çok yapmacık duruyor filmde. Aslında bu olaylar ‘klasik’ olarak da nitelendirilebilir herhangi bir filmde ama klasik ile klişe arasındaki çizgiyi bayağı fazla geçmiş ne yazık ki. Yönetmenin çocuk oyunculardan aldığı verim de pek iyi sayılmaz. Kimi zaman inandırıcı olabilirken, kimi zaman da filmden kopmaya neden olabilecek kadar yavaş ve kötü performanslar var. Sonuç olarak vasat bir film çıkmış ortaya. Kolombiya’nın filmin politikliğinden medet umarak göndermesi biraz basitçe kaçmış. İzlenmese bir şey kaybedilmeyecek bir  film.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1406080975652145789?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1406080975652145789/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1406080975652145789&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1406080975652145789'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1406080975652145789'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/02/2012-oscar-aday-adaylar-4-los-colores.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 4 - Los colores de la montaña (Kolombiya)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-uj0MYA3ykT4/TylJ2-kxzhI/AAAAAAAAAn8/vArjzoGQlkY/s72-c/Los_colores_de_la_montana.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2668659307024143961</id><published>2012-01-25T19:15:00.005+02:00</published><updated>2012-02-02T11:05:16.274+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Terraferma'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 3 - Terraferma (İtalya)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-iaY3Oe3Tm7E/TyA5FxcFRUI/AAAAAAAAAnw/pG_PGJG_KVY/s1600/capture0.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 224px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-iaY3Oe3Tm7E/TyA5FxcFRUI/AAAAAAAAAnw/pG_PGJG_KVY/s320/capture0.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701619899584300354" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İtalyan sinemasını sevemedim bir türlü. Sanırım son yıllardaki en başarılı yönetmenleri Ferzan Özpetek. Onun filmleri dışında kayda değer bir İtalyan filmi izlemedim desem yeridir. Hepsi çok kötü, izlenmeyecek filmler demek değil istediğim. Karakteri olan, izleyeni etkileyen, anlatacakları olan filmlerden bahsediyorum. Terraferma'nın anlatacakları var aslında. Afrika'dan deniz yoluyla İtalya'ya(Avrupa'ya) girmeye çalışan göçmenleri anlatıyor. Bunu yaparken de odağına balıkçılık yapan bir aileyi koyuyor.Bu aile bir gün denize açıldıklarında, bir gemi dolusu kaçak göçmen görmeleriyle başlıyor bütün olaylar. Sahil güvenliğe haber veriyorlar vermesine de, hamile olan bir kadını polise teslim etmeyi doğru bulmuyorlar ve evlerinde saklamaya başlıyorlar. Gemiye aldıkları birkaç diğer göçmen yüzünden başları polisle derde giriyor. Tekneleri mühürleniyor vs...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dikkat çekmek için yeterli bir konusu var filmin ama bunu işlemeyi beceremiyor maalesef. Bütün olaylar klasik bir şekilde, olması gereken sırayla gerçekleşiyor. İçi klişelerle dolu nutuklar atılıyor, aralara 'biraz da eğlenelim' tadında çok kopuk sahneler koyuluyor; kısacası olmuyor. Elindeki konuya farklı açıdan yaklaşamıyor. Yönetmen garanti yolu seçmiş ama bence onu bile başaramamış. Belki birazı İtalyancanın bana garip gelmesinden olabilir ama oyunculardan beğendiğim olmadı. Onlar da - belki de yönetmenin tavsiyesiyle- daha önce izledikleri karakterlere benzemeye çalışmışlar. Sonuç olarak, sıradan kurgusu, klişe olay örgüsü ve kötü oyunculuklarıyla vasat bir film çıkmış ortaya. Oysa ilk sahne bittiğinde, güzel bir film izleyeceğime sevinmeye başlamıştım ama devamını getiremedi maalesef. Bu filme kim, neden ödül verir bilemiyorum. İtalyan sinemasına olmayan sevgim daha da azaldı diyebilirim. İtalya'ya bir tane daha yönetmen versek iyi olacak gibi, bir Ferzan'a daha ihtiyaçları var.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2668659307024143961?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2668659307024143961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2668659307024143961&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2668659307024143961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2668659307024143961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/01/oscar-aday-adaylar-3-terraferma-italya.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 3 - Terraferma (İtalya)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-iaY3Oe3Tm7E/TyA5FxcFRUI/AAAAAAAAAnw/pG_PGJG_KVY/s72-c/capture0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4886974169049430123</id><published>2012-01-24T16:24:00.005+02:00</published><updated>2012-02-02T11:05:30.699+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Rundskop'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 2 - Rundskop (Belçika)</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-0ahlQA6XKnU/Tx6_iNrAzXI/AAAAAAAAAnk/I4QWFAPQRMc/s1600/rundskop.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 226px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-0ahlQA6XKnU/Tx6_iNrAzXI/AAAAAAAAAnk/I4QWFAPQRMc/s320/rundskop.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5701204772804152690" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Belçika'nın adayı Rundskop, birkaç saat önce açıklandığı üzere son beş film arasına girmeyi hak edenlerden. Filmin büyük festivallerde kazandığı bir başarısı yok, yönetmenin tanınmışlığı da yok; hatta ilk uzun metrajı ama Oscar adayı oluverdi. Belçika'da dil sınırında bir kasabada geçiyor film. Hayvan yetiştiriciliği ve bu sektörün perde arkasını konu edinir gibi görünüp, daha çok insani bir şeyler anlatmaya çalışıyor. Pan'ın Labirenti'ni sevmemin büyük bir nedeni de burada da olduğu gibi 2 farklı hikayeyi çok dengeli bir şekilde anlatmasıydı. Burada iki hikayeden kastım, 1-Hayvan yetiştiriciliği, 2-ana karakterimizin yaşadıkları. Aslında sıkı sıkıya bağlanmış gibi gözükseler de, yönetmen bir şekilde ayırmayı becermiş bunları. Ana karakterini oluşturmakta inanılmaz başarılı film. Çok güzel yazılmış, bizlerin önüne serilmesi de çok başarılı. Ana karakterin motivasyonlarını, ruh halini anlamamız için tercih edilen kurgu tekniği başarılı. Yapılmamış, orjinal bir şey değil ama amacına çok güzel hizmet ediyor. Başrol oyuncusuna da bu güzel karakteri oynamak kalıyor. Hakkını yemeyelim; o da gerçekten sağlam bir performans ortaya koymuş. Yaptığı bazı jestler, yönetmenin mi yoksa onun fikri mi bilmiyorum ama bütünüyle karakterini oturtmuş. Boğa-insan karışımı bir canlı çıkmış ortaya. Bazen sadece içgüdüleriyle hareket ediyor, sinirlendiğinde kafasını bir yerlere dayayıp nefes alıp veriyor. Çok güzel detaylar oluşturmuşlar. Yalnız yan karakterleri oluşturmada biraz eksik kalmış sanki. Bazı önemli olması gerekenler atlanmış, çok üzerlerinde durulmamış gibi. Genel olarak bakıldığında, bu yönetmenin ilk uzun metraj denemesi ve ortaya çıkan iş muazzam.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4886974169049430123?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4886974169049430123/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4886974169049430123&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4886974169049430123'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4886974169049430123'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/01/2012-oscar-aday-adaylar-2-rundskop.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 2 - Rundskop (Belçika)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-0ahlQA6XKnU/Tx6_iNrAzXI/AAAAAAAAAnk/I4QWFAPQRMc/s72-c/rundskop.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2136382514073825104</id><published>2012-01-23T23:51:00.006+02:00</published><updated>2012-02-02T11:05:45.585+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='best foreign movie'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Oscar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Bir Zamanlar Anadolu&apos;da'/><title type='text'>2012 Oscar Aday Adayları 1 - Bir Zamanlar Anadolu'da (Türkiye)</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-qFEzFiPWQVU/Tx3W54yBM4I/AAAAAAAAAnY/jpd5zq9InjI/s1600/bir-zamanlar-anadolu-da_238440.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 250px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-qFEzFiPWQVU/Tx3W54yBM4I/AAAAAAAAAnY/jpd5zq9InjI/s320/bir-zamanlar-anadolu-da_238440.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700948993303982978" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin adayı Nuri Bilge'nin son filmi "Bir Zamanlar Anadolu'da"oldu. Geçtiğimiz senenin en çok ses getiren Türk filmi oldu diyebiliriz herhalde. Reha Erdem'den de ses çıkmayınca yılın en iyi filmi de diyebiliriz rahatlıkla. Nuri Bilge'yi çok beğenmezdim aslında. Biraz yapay, fazla kuralına göre gelirdi filmleri. Bir önceki filmi "Üç Maymun"u da hiç beğenmemiştim mesela. Bu sefer başka ama. Bu sefer her şeyi tam yapmış Nuri Bilge. Türk sinemasında en iyi film listelerine rahatlıkla girecek bir film. Çok gerçek bir atmosfer, başarılı oyuncu seçimi ve yönetiminin getirdiği sağlam oyunculuklar filmi taşıyan özellikler. Bence en önemlisi ise diyaloglardaki başarısı. Hepsi inandırıcı, hepsi amaca yönelik. Kimse boşa konuşmuyor, kimse konuşurken uçmuyor da. Her türlü izleyicinin zevk alabileceği türden diyaloglar mevcut. Birkaç kamera açısı beni rahatsız etti ama sadece o kadar. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nuri Bilge'nin yapımcısı Zeynep Özbatur aslında işini bilen, iyi yapan biri ama oscar konusunda biraz eksik kaldı sanırım. İki buçuk saatlik, nispeten yavaş ilerleyen bir filmin oscar adayı olması zor tabi ama gerçekten çok başarılı bir film bu ve en azından kısa listeye girmeyi hak ediyordu bence. Türkiye adına "Bir Zamanlar Anadolu'da"nın gönderilmesi en mantıklısıydı. Olmadı ama olsun. Hem senenin en iyisi, hem de yurt dışında en çok bilinen yönetmenimizin filmi. Nereden baksan doğru bir karar seçilmesi. Bir sonraki sefere demekten başka bir çare yok artık. Belki de bir sonraki filminde Meltem Cumbul'u oynatır da şansı daha çok olur.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2136382514073825104?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2136382514073825104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2136382514073825104&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2136382514073825104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2136382514073825104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/01/2012-oscar-aday-adaylar-1-bir-zamanlar.html' title='2012 Oscar Aday Adayları 1 - Bir Zamanlar Anadolu&apos;da (Türkiye)'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-qFEzFiPWQVU/Tx3W54yBM4I/AAAAAAAAAnY/jpd5zq9InjI/s72-c/bir-zamanlar-anadolu-da_238440.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6616404394584446209</id><published>2012-01-21T22:25:00.005+02:00</published><updated>2012-01-21T23:15:13.667+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='dreileben'/><title type='text'>Dreileben</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-KKFzDCgWXn4/TxsfePZLe9I/AAAAAAAAAmo/jYK4qQEmp9s/s1600/Dreileben.jpg" style="text-align: left; "&gt;&lt;br class="Apple-interchange-newline"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-KKFzDCgWXn4/TxsfePZLe9I/AAAAAAAAAmo/jYK4qQEmp9s/s320/Dreileben.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700184357756173266" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br style="text-align: left; "&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu tarz işleri seviyorum. Bir konu, 3 farklı yönetmen, 3 farklı hikaye... Aynı ortamda geçen, birbirine bir noktada bağlı 3 bambaşka film. Alman televizyonları için yapıldı filmler ama İstanbul'da fırsatı oldu. Goethe Institut bu üçlemeyi İstanbul'dakilerin seyrine 2 kez sundu ve ikisini de şehir dışında olduğum için kaçırdım. Fırsat bulup izleyebilenler eminim daha çok zevk almışlardır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir ana konunun etrafında dallanan farklı hikayeleri anlatıyor filmler. Hasta annesini ziyarete getirildiği hastaneden kaçan bir katil; 3 filmin de tek ortak noktası bu karakter.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: left; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-zTo8P1XxQmA/TxsqCQgQkdI/AAAAAAAAAnA/ZZ-4Os7pFqI/s1600/drei1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 203px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-zTo8P1XxQmA/TxsqCQgQkdI/AAAAAAAAAnA/ZZ-4Os7pFqI/s320/drei1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700195971645870546" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üçlemenin ilk filmi "Etwas Besseres Als Den Tod", son yıllarda yaptıkları ile benim için 'merak edilen' Alman yönetmen Christian Petzold tarafından yönetiliyor. Sanırım üçlemenin en iyi ayağı da bu film oluyor. Bir hastane çalışanın, tanıştığı göçmen bir kızla başlayan ilişkisine, arzularına, hırslarına ve bu arzularına ulaşmak için yapabileceklerine odaklanıyor. Yönetmenin ortam yaratmadaki başarısı sayesinde çok kolay inanılıyor, çok kolay içine girilebiliyor filmin. Gri-mavi tonlar yakışıyor filme, bazen olabildiğince soğuk bazen de samimi. Uzaktan çekimler ve dış sesler ile verilen 'gözetlenme' duygusu, bu ilişki yaşanırken dışarıda hala bir katilin olduğunu hiç unutturmuyor izleyiciye. Güzel yazılmış diyaloglarıyla, seyirciyi düşünmeye sevk eden gerilimli bir film çıkartmış ortaya yönetmen.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-eUZQPFLqk-o/TxsqCJSfxKI/AAAAAAAAAm0/OG-FwC6z6KI/s1600/deri2.jpg"&gt;&lt;br class="Apple-interchange-newline"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/-eUZQPFLqk-o/TxsqCJSfxKI/AAAAAAAAAm0/OG-FwC6z6KI/s320/deri2.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700195969709098146" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 230px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;2. film "Komm Mir Nicht Nach"ın yönetmeni ise Dominik Graf. Katili yakalamak için şehre gelenbir kadın polis memuru etrafında gelişen olayları konu ediniyor film. Polis memuru orada yaşayan kız arkadaşının evinde kalmaya başlıyor ve böylelikle eski defterler açılıyor. Bence çok fazla noktaya değinmeye çalışıyor ve konudan uzaklaşıyor. Bir şekilde hepsini bir sona ulaştırmaya çalışıyor ama ne kadar başarılı oluyor bu konuda, tartışılır. Böylece serinin en zayıf filmi oluyor maalesef.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-eEcT8yKqFpU/TxsqC7sus3I/AAAAAAAAAnM/OSdjVtyEoS4/s1600/drei3.png"&gt;&lt;img src="http://3.bp.blogspot.com/-eEcT8yKqFpU/TxsqC7sus3I/AAAAAAAAAnM/OSdjVtyEoS4/s320/drei3.png" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5700195983240901490" style="display: block; margin-top: 0px; margin-right: auto; margin-bottom: 10px; margin-left: auto; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px; " /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;3. film "Eine Minute Dunkel" ise hep konuşulan, her iki filme de konu olan katile odaklanıyor. Katilin kaçışını izliyoruz film boyunca. Kaçış sırasında onun kişiliğini, onu bunları yapmaya iten motivasyonları görüyoruz teker teker. Orman içinde katil ile birlikte kayboluyoruz, beraber kaçmaya çalışıyoruz. Yönetmen, katile sempati uyandırmada çok başarılı. Diğer türlü çekilmez bir film olurdu herhalde. Sonuç olarak başarılı bir kaçış filmi çıkmış ortaya.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Birkaç ay önce nete düşmüşlerdi ama daha altyazıları yoktu. Artık altyazıları da mümkün sanırım. İzlememek için bir sebep yok. Alman sinemasını sevenler için büyük bir eğlence olacak, bilmeyenler için ise güzel bir başlangıç.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6616404394584446209?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6616404394584446209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6616404394584446209&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6616404394584446209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6616404394584446209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2012/01/dreileben.html' title='Dreileben'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-KKFzDCgWXn4/TxsfePZLe9I/AAAAAAAAAmo/jYK4qQEmp9s/s72-c/Dreileben.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-8401893908752152474</id><published>2011-07-23T20:59:00.001+03:00</published><updated>2011-07-23T21:00:59.831+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlem tekin'/><title type='text'>Özlem Tekin Blog</title><content type='html'>&lt;a href="http://ozlemtekinblog.blogspot.com/"&gt;http://ozlemtekinblog.blogspot.com/&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Özlem hem Twitter'a hem de Blog dünyasına girdi. Şimdilik sadece video yüklüyor. İleride ne yapar bilemem ama sadece videoları açıp, kahkahasını duymak bile güzel geliyor bana.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-8401893908752152474?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/8401893908752152474/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=8401893908752152474&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8401893908752152474'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8401893908752152474'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2011/07/ozlem-tekin-blog.html' title='Özlem Tekin Blog'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1916329036309133785</id><published>2011-07-23T20:32:00.002+03:00</published><updated>2011-07-23T20:40:08.011+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Adventureland'/><title type='text'>Adventureland</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-9r0SfcAEdCA/TisGBUjliMI/AAAAAAAAAmA/qgPnnMK-9Uw/s1600/Adventureland-UK-Poster-adventureland-5358744-800-599.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-9r0SfcAEdCA/TisGBUjliMI/AAAAAAAAAmA/qgPnnMK-9Uw/s320/Adventureland-UK-Poster-adventureland-5358744-800-599.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5632602378724542658" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok sıradan. Gerçekten. Her satır, her karakter klişe. Daha önce yapılmış şeyleri alıp tekrar bir filme dönüştürmek istemiş yönetmen. Oyuncular bile daha önce oynadıkları karakterlere göre seçilmiş. Aşırıya kaçmaktan, farklı olmaktan kaçınılmış. Gişe yapsın diye çekilmiş bu film. Daha 5 dakikasından sonra bile sahneleri sırasıyla gözünde canlandırmak hiç zor değil. Böyle film yapıyorum ama şunu şunu da eleştiriyorum demek için konulmuş ama diğer olaylar arasında ezilmiş, kaynamış bunlar maalesef. Jesse Eisenberg'in başka bi' filmini de izlemem artık. Boğuluyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1916329036309133785?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1916329036309133785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1916329036309133785&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1916329036309133785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1916329036309133785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2011/07/adventureland.html' title='Adventureland'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-9r0SfcAEdCA/TisGBUjliMI/AAAAAAAAAmA/qgPnnMK-9Uw/s72-c/Adventureland-UK-Poster-adventureland-5358744-800-599.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6133291001465586430</id><published>2011-07-23T20:17:00.003+03:00</published><updated>2011-07-23T20:31:17.269+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Drei'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tom Tykwer'/><title type='text'>Drei</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-F9UtANg9-gU/TisCjtOqQ9I/AAAAAAAAAl4/WWK6HrhcCXI/s1600/Tom_Tykwer_drei_2.20101219-11.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 160px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-F9UtANg9-gU/TisCjtOqQ9I/AAAAAAAAAl4/WWK6HrhcCXI/s320/Tom_Tykwer_drei_2.20101219-11.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5632598571416699858" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geçtiğimiz İf İstanbul'da izlemiştim Tom Tykwer'in son filmi "Drei"ı. Hatta çok merak ettiğimden, en ön sıraya bile razı olmuştum. BU hafta gösterime girmiş film. Salonların dolup taşacağı yok zaten ama olur ya dolar, siz en ön sıraya oturmayın derim. Çok hareketli başlıyor film. Ekran dörde, beşe bölünüyor; takip etmek çok zor oluyor. Neyse. İnsanların sıcaktan kurtulmak için sinemaya gittikleri bir dönemde gösterime girmesi üzücü. Yine küçük bir topluluk izleyebilecek maalesef. İzlenmeyi çok hak ediyor film, o ayrı. Çok cesur sahneler, çok derin anlamlar barındırıyor. Ne desem ne anlatsam eksik kalacak. Konusunu anlatmayı denesem spoiler olacak. En iyisi gidin, izleyin bu güzel filmi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Sakın Türkiye'de kullanılan afişe bakıp, filme ön yargıyla yaklaşmayın.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6133291001465586430?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6133291001465586430/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6133291001465586430&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6133291001465586430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6133291001465586430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2011/07/drei.html' title='Drei'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-F9UtANg9-gU/TisCjtOqQ9I/AAAAAAAAAl4/WWK6HrhcCXI/s72-c/Tom_Tykwer_drei_2.20101219-11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-485925001743032816</id><published>2011-07-10T19:40:00.004+03:00</published><updated>2011-07-10T19:56:38.791+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Henry&apos;s Crime'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Vera Farmiga'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Keanu Reeves'/><title type='text'>Henry's Crime</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-gZHslHxZ_bg/ThnWKgWHn7I/AAAAAAAAAlw/LJ8wmjfBNi4/s1600/henrys_crime-535x401.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-gZHslHxZ_bg/ThnWKgWHn7I/AAAAAAAAAlw/LJ8wmjfBNi4/s320/henrys_crime-535x401.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5627764685345890226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlk 5 dakikasını izledikten sonra, filmin vasatın üzerine çıkamayacağı çok belliydi. İlk 5 dakikadan sonra izlememin nedeni ise, İFF'de izlediğim 'Gişe Memuru' ile benzerliklerinin nereye kadar gidebileceğiydi. 2 filmin ana karakteri de gişe memuru, ikisi de etliye sütlüye karışmayan tipler. Uyan, işe git, eve dön, yemek ye ve uyu. Benzerlikleri sadece bu kadar olması sevindirdi en azından. Fİlme gelirsek; eğer yönetmen hayalindeki noktaya ulaşabilseymiş, gerçekten güzel bir film olabilirmiş. Yapılmak istenen, yönetmenin samimiyeti izleyiciye geçiyor ama maalesef ortaya vasat bir film ortaya çıkmış. Önemli oyuncular var filmde. Çok mu para verdiler yoksa yönetmenin hatrına mı oynadılar bilinmez ama aşağı yukarı hepsi başarılı oyunculuklar sergilemişler. Asıl problem senaryo. Hiç vurucu değil, hiç üstüne koyamıyor. Hep aynı tempoda ilerliyor ve bu izleyeni bir noktadan sonra sıkıyor. Dikkatimizi istediği noktalara çekmeyi başaramıyor bir türlü. Bazen gereksiz ya da gereksizden çok başarısız bağlantı noktalarına yer veriyor. Zaten en başından beri tahmin edilen son da gerçekleşince(genel hatlarıyla) filmi beğendiğimi söylemek zor. Ayrıca Keanu Reeves çok yaşlanmış gibi geldi. Makyaj falan mı öyle gösterdi bilmiyorum ama onu öyle görünce ben de yaşlanmış hissettim.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Henry'e Özlem Tekin'in '&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=LzJxEWxKEEs&amp;amp;feature=related"&gt;Dene&lt;/a&gt;'sini armağan ediyorum. "Hayal kur doya doya"&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-485925001743032816?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/485925001743032816/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=485925001743032816&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/485925001743032816'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/485925001743032816'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2011/07/henrys-crime.html' title='Henry&apos;s Crime'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-gZHslHxZ_bg/ThnWKgWHn7I/AAAAAAAAAlw/LJ8wmjfBNi4/s72-c/henrys_crime-535x401.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4039824917015026047</id><published>2011-07-05T19:45:00.004+03:00</published><updated>2011-07-05T19:58:16.447+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ümit Karan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Şike'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kaledeki Yalnızlık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlem tekin'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Volga Sorgu'/><title type='text'>Kaledeki Yalnızlık</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-iVuukhZbWf8/ThM_zHOiYHI/AAAAAAAAAlo/czCvvpGmoJs/s1600/kaledeki-yalnizlik-blog-resim.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 192px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-iVuukhZbWf8/ThM_zHOiYHI/AAAAAAAAAlo/czCvvpGmoJs/s320/kaledeki-yalnizlik-blog-resim.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625910506861781106" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Volga Sorgu'yu severim ama filmi Özlem Tekin için izlemiştim. Film kariyerinin sonuna gelmiş bir kalecinin şike olaylarına karışmasını anlatıyor. Vizyon tarihi maalesef biraz erken olmuş. Keşke şimdi gösterime girseydi de, daha fazla kişi izleyebilseydi. Bugünlerde yaşanan şike olaylarında adı geçen Ümit Karan da filme destek vermek için bir sahnede rol alan isimler arasında. Filme gelirsek; ortada kalmış bir film gibi. Bir şeyler eksik sanki. Her şey çok çabuk olup, bitiyor. Karakterlere odaklanmaya fırsat kalmıyor. Eski bir kaleci olması sebebiyle Numan Çakır gayet iyi performans ortaya koymuş. Kaleye geçince sırıtmıyor. Onun oğlu rolündeki Tolga Sarıtaş da çok başarılı bana kalırsa. İlk yarıda durgun olmasına rağmen; Özlem Tekin'le iyi bir uyum tutturup, 2. yarıda açılıyor iyice. Özlem Tekin hep aynı. Enerjisi ekrandan dışarı taşıyor. Ben onu müzikal ve tiyatro sahnesine daha çok yakıştırsam da, sinema oyunculuğunun da altından iyi kalkıyor. Böyle az ve ÖZ işlerde karşımıza çıkarsa, daha da güzel olur. Kaledeki Yalnızlık kesinlikle izlemeye değer ama çok da başarılı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Filmin TV'deki hiçbir tanıtımına ve galasına Volga Sorgu'nun katılmaması da garip geldi bana. Yapımcılarla arasında bi' anlaşmazlık var galiba.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4039824917015026047?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4039824917015026047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4039824917015026047&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4039824917015026047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4039824917015026047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2011/07/kaledeki-yalnzlk.html' title='Kaledeki Yalnızlık'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-iVuukhZbWf8/ThM_zHOiYHI/AAAAAAAAAlo/czCvvpGmoJs/s72-c/kaledeki-yalnizlik-blog-resim.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3682497161366087495</id><published>2011-07-04T17:34:00.003+03:00</published><updated>2011-07-04T17:57:47.335+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Clive Owen'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='David Schwimmer'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Trust'/><title type='text'>Trust</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-ZTRZDOhHtf4/ThHPefSJpAI/AAAAAAAAAlg/OJJuQmIfj14/s1600/trust-movie-banner-2011-best-movies-ever-clive-owen-naked-david-schwimmer.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 134px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-ZTRZDOhHtf4/ThHPefSJpAI/AAAAAAAAAlg/OJJuQmIfj14/s320/trust-movie-banner-2011-best-movies-ever-clive-owen-naked-david-schwimmer.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625505532263113730" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;Bu aralar izlemek için film bulamıyorum maalesef. Böyle 'ağır' konulara eğilen filmlerin çok çok güzel olması gerekiyor beğenmem için. Zaten daha önce birçok benzerleri, çok başarılı şekilde yapıldı. İnternette geçirilen zamana, sanal karakterlere aşırı bağlanmaya, ailelerin çocuklarına karşı tutumlarına, çocuk suistimali hakkında söyleyecekleri var filmin. Hepsi doğr;, anlattıkları, hep olan şeyler ama aynı zamanda bildiğimiz, izlediğimiz şeyler. Bu konularda hiç yeni bir şey eklemiyor/ekleyemiyor film. İlk yarısında evin büyük kızına odaklanmışken ve her şeyi çok daha net anlatırken; 2. yarısında babanın da öne çıkmasıyla, odağını kaybediyor sanki. Gerçek kesit gibi başlayan film, dram-gerilime doğru kayıyor. Her şey yine de güzel gidiyor diyebilecekken, filmin bitiminde "aslında bu adamlar çok uzakta değil. çocuğunuzun öğretmeni bile olabilir" gibi, işi (bana göre) ucuz bir duygu sömürüsüne dökmesi filmi benim gözümde bitirdi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Oyunculuklar açısından gayet başarılı. Clive Owen tam bir aile babası olmuş. Kızının başına gelenlerden sonra daha da ön plana çıkmasıyla izlemesi keyifli bir hal alıyor. Başroldeki Liana Liberato zaman zaman açıklar verse de, başarılı olarak kabul edilebilir. Bu kadar ağlamasını gerektiren bir filmde daha etkili ağlamasını beklerdim ama olsun. Film hakkında bir şeyler okumadan izlemeye başladığım için, film boyunca kendisini Madeline Carroll (Flipped) niyetiyle izledim. Belki de o yüzden daha iyisini bekledim hep; bilemiyorum. Sonuçta TV'de gösterilse, anne-babaların oturup "vah vah" eşliğinde izleyebileceği bir film olmuş. Beni pek çekmedi maalesef.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3682497161366087495?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3682497161366087495/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3682497161366087495&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3682497161366087495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3682497161366087495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2011/07/bu-aralar-izlemek-icin-film-bulamyorum.html' title='Trust'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-ZTRZDOhHtf4/ThHPefSJpAI/AAAAAAAAAlg/OJJuQmIfj14/s72-c/trust-movie-banner-2011-best-movies-ever-clive-owen-naked-david-schwimmer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-9043871924365662080</id><published>2011-07-03T21:16:00.003+03:00</published><updated>2011-07-03T21:38:40.402+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Win Win'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Paul Gimatti'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Amy Ryan'/><title type='text'>Win Win</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/--0kYKsKkJ4E/ThCy6UKl1PI/AAAAAAAAAlY/gvxTLkgiX38/s1600/win_win_poster.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 240px;" src="http://1.bp.blogspot.com/--0kYKsKkJ4E/ThCy6UKl1PI/AAAAAAAAAlY/gvxTLkgiX38/s320/win_win_poster.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5625192649501037810" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"The Visitor", "The Station Agent" filmlerinin yönetmeninin son işi "Win Win". Hem yönetmenin önceki işlerinden, hem oyunculardan, hem de afişinden ne tarz bir film olduğunu çıkarmak zor olmasa gerek. Olay örgüsü, kurgusu, karakterleri nasıl olmalıysa öyle. Bu kadar tahmin edilebilir bir film kimilerini sıkabilir ama ben nedense sevmemezlik yapamıyorum bu Amerikan bağımsızlarına. Paul Giamatti'nin her ne kadar iyi bir oyuncu olduğunu bilsem de, iş filmlerini izlemeye gelince sıkılıyorum, daralıyorum. "The Office"de izleyip, aşık olduğum Amy Ryan ve biraz da yönetmenin hatrına izledim ve Paul Giamatti korkusunu da atmış gibiyim sanki üzerimden. Oldukça klasik ama oldukça da güzel ve neşeli bir film olmuş "Win Win". Bütün durumları ortada, derin anlamları olmayan başarılı bir "feel good movie". En azından ben mutlu hissediyordum film bittiğinde.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-9043871924365662080?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/9043871924365662080/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=9043871924365662080&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/9043871924365662080'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/9043871924365662080'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2011/07/win-win.html' title='Win Win'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/--0kYKsKkJ4E/ThCy6UKl1PI/AAAAAAAAAlY/gvxTLkgiX38/s72-c/win_win_poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2742784181038612104</id><published>2010-10-02T18:29:00.003+03:00</published><updated>2010-10-02T19:12:58.122+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='FilmEkimi'/><title type='text'>FilmEkimi 2010</title><content type='html'>Emek Sineması olmadan FilmEkimi biraz garip olacak bu sene. Emek'in boşluğunu 4 sinema ve normalden daha fazla filmle doldurmaya çalışmışlar. Önceki senelerdeki Gala filmlerinin sadece tek gösteriminin 15 tl olduğu ve diğer seansların normal seanslar olarak değerlendirildiği uygulamayı kaldırmışlar ne yazık ki. O yüzden büyük ihtimalle gösterime girecek bu Galalar yerine başka filmler izlemek daha mantıklı geldi bana. Coppola'nın "Somewhere"ini ya da Ben Affleck'in "The Town"unu merak etmediğimden değil gereksiz pahalı olduğundan listeme almadım bu sene. Galalar içerisindeki en ilgi çekici film is&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;e "&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/b&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lung Boonmee Raluek Chat". &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;Çeşitli yollardan izlemeyi dört gözle bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok ilgi gören filmlerden ikisi "Happythankyoumoreplease" ve "Certified Copy" oldu galiba. Saat 9.15'te girdiğimiz sıradan bir yere varamayacağımızı anlayıp, "neyse parası vericez artık" dedikten sonra gittiğimiz Biletix'te bile zar zor bilet bulabildik. Josh Radnor'ın "HIMYM"daki karakterinden hazzetmesem de&lt;em&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;/span&gt; Sundance'te&lt;/em&gt; seyirci ödülü almış olmasına karşı koyamadım. Certified Copy ise Binoche'e karşı olan duygularımdan dolayı girdi listeme. Hideo Nakata'nın "Chatroom"u imdb kullanıcıları tarafından pek beğenilmese de beni kendisine çekti. Kick-Ass'te iyi oynayan Aaron Johnson'ı bambaşka bir rolde izlemek de güzel olacak. Sadece konusuna bakarak seçtiğim filmlerden biri "The Tree". Böyle bir konudan çok sade ama çok derin bir film çıkacak gibi geliyor. Programıma uyan ucuz seansı da oldu, iyi oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şeytanı Gördüm" başrolünün hatrına izlenecek filmlerden. "İhtiyar Delikanlı" olan Choi Min-Sik oynuyorsa ve film +18 ise gidilmeli diye düşündüm. Montpensier prensesi hiç ilgimi çekmiyordu aslında ama Gmall- Beyoğlu ve tekrar Gmall yapmak istemediğim için mecbur araya girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Almanca konuşulsun ama isterse çamurdan olsun mantığıyla hareket edip bilet aldığım "Hırsız" beni hayalkırıklığına uğratmaz inşallah. Aldığım son film ise "Duyarlı Evlat". Saraybosna Film Festivali sevdiğim bir festival. Orada ödüllenen filmleri izlemeyi seviyorum, e birde "başka ne zaman macar filmi izleyebilicez ki?" diye düşününce listeye eklemem zor olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar haricinde daha bir sürü güzel filmler var. Bu sene program çok dolu ve nasıl yapıldı bilmiyorum ama reklamı da çok iyi yapılmış olacak ki, daha önce hiç görmediğim kadar uzun bir kuyruk vardı bugün. Bu sene kuyruğa girmekte biraz geç kaldık belki ama yine de çok uzun bir kuyruk vardı. Üniversitelerin kontenjanları arttıkça "eski liseli - yeni hazırlık" arkadaşlar akın etmiş olacak herhalde FİlmEkimi'ne. Artık kuyrukta beklemeye alışmış biz, bu sefer 2 saatin ardından vazgeçip Biletixe yöneldik. Eğer bekleseydik istediğim filmlere bilet alamazdım herhalde. Biletix gişesine sabah gazetesini okurken festival hakkındaki haberi görüp, elinde gazete, gişe görevlisiyle birlikte film seçen ablalara hiçbir şey diyemiyorum. Sıra havasını yaşattılar bizlere sağolsunlar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2742784181038612104?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2742784181038612104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2742784181038612104&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2742784181038612104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2742784181038612104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/10/filmekimi-2010.html' title='FilmEkimi 2010'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-7497473094135301300</id><published>2010-05-26T23:23:00.001+03:00</published><updated>2010-05-26T23:25:25.323+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='glee'/><title type='text'>Glee - Brittany / 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_2ChCitODI/AAAAAAAAAi4/UcMPnnxWLnQ/s1600/bscap0040.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_2ChCitODI/AAAAAAAAAi4/UcMPnnxWLnQ/s320/bscap0040.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5475676226082125874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_2ChCzmmKI/AAAAAAAAAiw/bXUC35ouSUg/s1600/bscap0037.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_2ChCzmmKI/AAAAAAAAAiw/bXUC35ouSUg/s320/bscap0037.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5475676226152994978" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_2ChYcokOI/AAAAAAAAAjA/OtOmAu36WOc/s1600/bscap0042.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_2ChYcokOI/AAAAAAAAAjA/OtOmAu36WOc/s320/bscap0042.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5475676231962235106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Brittany:&lt;/strong&gt; You look terrible. I look awesome.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Annoying Orange&lt;/span&gt; : It's funny because it's true&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-7497473094135301300?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/7497473094135301300/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=7497473094135301300&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7497473094135301300'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7497473094135301300'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/glee-brittany-2.html' title='Glee - Brittany / 2'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_2ChCitODI/AAAAAAAAAi4/UcMPnnxWLnQ/s72-c/bscap0040.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1638989098464142392</id><published>2010-05-20T17:27:00.004+03:00</published><updated>2010-05-20T17:51:15.897+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Chloe'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Linkereoever'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Requiem'/><title type='text'>Kısa kısa - Linkereoever - Chloe - Requiem</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_VMSqJUhRI/AAAAAAAAAig/9e_lhwgs00M/s1600/k%C4%B1sa.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 193px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_VMSqJUhRI/AAAAAAAAAig/9e_lhwgs00M/s400/k%C4%B1sa.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5473364805573444882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0454931/"&gt;Requiem&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hans-Christian Schmid kesinlikle takip edilmesi gereken yönetmenlerden. Imdb'ye bakarak bile bunu söylemek mümkün. Alman sinemasına olan merakımı arttıran adamlardan birisi. Karakteri ele alışı çok mükemmel. Gerçek bir hikayeyi daha ne kadar iyi senaryolaştırabilirlerdi bilmiyorum. Filmin içeriğinden dolayı gelen dehşetle birlikte hayran hayran izledim filmi. En kısa zamanda bütün filmleri izlenecekler listesinde artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1352824/"&gt;Chloe&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akbank galası olmasa festivalde izlemeyi düşünüyordum ama daha fazla para vermek istememiştim. Kadrosundaki Amanda Seyfried'in neden bu aralar bu kadar popüler olduğu sorusunu bir daha aklıma getirdi. Film neredeyse onun performansına bakıyor ama o istenileni veremiyor maalesef. Konusu çok orjinal gelmese de gayet ilgi çekici, kadrosunda Julianne Moore, Liam Neeson gibi isimler varken ortaya çıkan iş ortalamanın biraz üstü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0940723/"&gt;Linkeroever&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa'dan çıkmış eli yüzü düzgün bir korku filmi. Aslında tam korku filmi değil ama o yönüde var. Belçika'da hangi dili konuştuklarını bir türlü çözemedim ayrıca. Bazen ingilizce, bazen almanca duydum bazen de fransızca duydum sandım. Bu Flemence ortaya karışık bir dil herhalde. Hakkındaki uzun yazım &lt;a href="http://www.resetmagazine.net/resetsayi58/sinema/Left-Bank.html"&gt;şurda&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1638989098464142392?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1638989098464142392/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1638989098464142392&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1638989098464142392'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1638989098464142392'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/ksa-ksa-linkereoever-chloe-requiem.html' title='Kısa kısa - Linkereoever - Chloe - Requiem'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_VMSqJUhRI/AAAAAAAAAig/9e_lhwgs00M/s72-c/k%C4%B1sa.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2830289517405904629</id><published>2010-05-19T16:15:00.004+03:00</published><updated>2010-05-19T16:19:01.871+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='glee'/><title type='text'>Glee - Dream On</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkqXGZseI/AAAAAAAAAho/HTavGQTDxXQ/s1600/bscap0272.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkqXGZseI/AAAAAAAAAho/HTavGQTDxXQ/s320/bscap0272.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472969388591788514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_Pkq_vxCTI/AAAAAAAAAh4/oFBRdtdaJtM/s1600/bscap0293.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_Pkq_vxCTI/AAAAAAAAAh4/oFBRdtdaJtM/s320/bscap0293.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472969399502702898" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkrDzLrII/AAAAAAAAAiA/xhR4DdCMUNY/s1600/bscap0296.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkrDzLrII/AAAAAAAAAiA/xhR4DdCMUNY/s320/bscap0296.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472969400590773378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkqiAg54I/AAAAAAAAAhw/2LawY04mUp0/s1600/bscap0279.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkqiAg54I/AAAAAAAAAhw/2LawY04mUp0/s320/bscap0279.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472969391519885186" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkrT03rJI/AAAAAAAAAiI/7NzQVvgIPuc/s1600/bscap0303.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkrT03rJI/AAAAAAAAAiI/7NzQVvgIPuc/s320/bscap0303.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472969404892818578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_Pk1uiX-sI/AAAAAAAAAiQ/t-wdoZ5jH40/s1600/bscap0305.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_Pk1uiX-sI/AAAAAAAAAiQ/t-wdoZ5jH40/s320/bscap0305.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472969583861693122" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_Pk1_4o5mI/AAAAAAAAAiY/QK1aHQhsdjs/s1600/bscap0320.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_Pk1_4o5mI/AAAAAAAAAiY/QK1aHQhsdjs/s320/bscap0320.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5472969588518479458" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2830289517405904629?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2830289517405904629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2830289517405904629&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2830289517405904629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2830289517405904629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/glee-dream-on.html' title='Glee - Dream On'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S_PkqXGZseI/AAAAAAAAAho/HTavGQTDxXQ/s72-c/bscap0272.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5919887819303678459</id><published>2010-05-11T17:32:00.003+03:00</published><updated>2010-05-11T17:34:29.625+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the big bang theory'/><title type='text'>The Big Bang Theory - Bazinga</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-lq0kDfTGI/AAAAAAAAAhg/2TrMK7ZtuPQ/s1600/tbbt-3x21.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 355px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-lq0kDfTGI/AAAAAAAAAhg/2TrMK7ZtuPQ/s400/tbbt-3x21.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5470020673682230370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5919887819303678459?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5919887819303678459/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5919887819303678459&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5919887819303678459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5919887819303678459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/big-bang-theory-bazinga.html' title='The Big Bang Theory - Bazinga'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-lq0kDfTGI/AAAAAAAAAhg/2TrMK7ZtuPQ/s72-c/tbbt-3x21.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-642505150582690573</id><published>2010-05-08T20:50:00.002+03:00</published><updated>2010-05-08T20:58:06.043+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='snow'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='snijeg'/><title type='text'>Snijeg / Snow</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Wl3QuttWI/AAAAAAAAAhY/GIeavN40skM/s1600/Snijeg-Snow-Kar-Poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 239px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Wl3QuttWI/AAAAAAAAAhY/GIeavN40skM/s320/Snijeg-Snow-Kar-Poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468959691313624418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda Bosna’da çekilen nadir filmlerden biri “Snijeg”. Film daha önce iki kısa filmi bulunan Aida Begic’in ilk uzun metraj denemesi. Senaryo yazımında pek küçük sayılamayacak bir grupla beraber çalışmış. Kendisi şehirde büyüdüğü ve köyde oturan yakın akrabası olmadığından, film için çok fazla araştırma yapmış ve güzel bir senaryo için beş kişilik bir ekip oluşturmuş. Filmde birçok önemli karakter var; ama tam anlamıyla başrol diyebileceğimiz tek karakter olan Alma’yı Zara Marjanovic canlandırıyor. Tam bir festival filmi olarak adlandırılabilir. İlk olarak Cannes Eleştirmenler Haftası’nda gösterilip büyük ödülü aldıktan sonra, neredeyse gösterilmediği önemli festival kalmamış filmin. Toronto, Berlin, Varşova bunlardan sadece birkaçı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Wl2T6-QBI/AAAAAAAAAhI/fKxE5AoguG0/s1600/3189520742_31b4ae8f29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 194px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Wl2T6-QBI/AAAAAAAAAhI/fKxE5AoguG0/s320/3189520742_31b4ae8f29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468959674990477330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;94-95 yılında Bosna’da yaşanan savaştan yaklaşık 2 yıl sonrasından başlıyor anlatmaya yönetmen. Savaşta bütün genç erkekleri öldürülen bir Bosna köyündeki, kadınların mücadelelerini, savaşın arkasında bıraktığı etkileri sunuyor önümüze. Köyde sadece iki erkek kalmış. Birisi korktuğu zaman saçı uzayan bir çocuk, diğeri ise köyün tek yetişkin erkeği olan yaşlı bir dede. Kadınlar reçel, turşu ve benzeri konserveler yapıp satarak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar; ama bu pek de mümkün olmuyor, çünkü yakın çevrede onların ürünlerini alabilecek pek fazla insan yok. Ana yola satışa çıktıkları bir gün, ürünlerine çarpan tırın şoförü Hamza, birkaç gün sonra tekrar gelip mallarını dağıtma sözünü verince tekrar ümitleniyorlar. Sadece Alma’nın üzerine yoğunlaşmıyor film, diğer yandan köyün diğer kadınlarının daha cesetlerini bile göremedikleri kocalarının / babalarının / çocuklarının acılarıyla nasıl baş etmeye çalıştıklarını da anlatıyor. Köyün bu yarı ümitli – yarı huzurlu hali köyü satın almak için gelen kişiler tarafından bozuluyor. Kimisi teklif edilen ciddi miktarda parayı almayı düşünürken, kimisi köyünü terk etmemekte ısrar ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karakter oluşturmakla ve köyü tanıtmakla geçen ilk sakin yarım saatin ardından, köye gelen emlakçılarla birlikte daha gergin bir ortam oluşturuyor film ve ikisini de çok iyi başarıyor. Her karakter için ayrı renkler seçilmiş. En göze batanı ise Alma’nın rengi olan mavi. Özellikle birkaç kez tekrarlanan abdest alma sahnesindeki mavi renk cidden göz alıcı. Çoğunlukla kapalı ya da dar ortamlarda geçiyor film, bu durum kamera açıları açısından çok fazla çeşitlilik sağlamıyor; ama daha önce bahsettiğim abdest sahnesindeki kamera kullanımı ve yakalanan renk uyumu yönetmenin yeteneğini gözler önüne seriyor. Yönetmenin filmdeki en büyük başarısı ise oyuncu yönetimi. Filmde sırıtan oyunculuk hiç yok. Her karakter için özel olarak çalışıldığı ve üzerine çok düşüldüğü çok belli. Özellikle ana karakter Alma, filmi performansıyla sırtlıyor diyebiliriz. İçten içe bir şeylere güvenmek isteyen, korkan; ama bunu kesinlikle belli etmeyen birini daha iyi canlandıramazdı herhalde. Karakterler gerçek hayattan esinlenerek yaratılmış. Örneğin korktuğu zaman saçları uzayan çocuğun hikâyesini şöyle anlatıyor yönetmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Savaşı başından beri yaşayan bir arkadaşım vardı. Çok küçükken saçları uzundu ve bir kız gibi gözüküyordu. Kız gibi gözükmesi onun hayatını kurtardı; ama babasının ölümünü izlemek zorunda kaldı. Bu olay korktuğu zaman saçı uzayan ve böylelikle kamufle olan bir cinayet tanığı yaratmamda etkili oldu.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Wl2_rNBwI/AAAAAAAAAhQ/M3e8-_mk--c/s1600/sm_Snijeg+%28Aida+Begic%29+2_V.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 134px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Wl2_rNBwI/AAAAAAAAAhQ/M3e8-_mk--c/s320/sm_Snijeg+%28Aida+Begic%29+2_V.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468959686735496962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Karakterlerin çok gerçek ve inandırıcı olması, filmin insan üzerinde bıraktığı etkiyi daha da derinleştiriyor. Yönetmenin olaylara ve karakterlere uzaktan bakışı ve filmi sadece bir cesaret hikâyesi, sadece yaşadıkları onca şeye rağmen hala dimdik ayakta kalan kadınların filmi yapmayışı, filmi benim gözümde daha da yüksek bir yere koydu. Hem Bosna’da kalanların yaşadıklarını görmek hem de her açıdan oldukça başarılı bir film izlemek isteyenler için harika bir seçim “Snijeg / Snow”.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-642505150582690573?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/642505150582690573/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=642505150582690573&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/642505150582690573'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/642505150582690573'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/snijeg-snow.html' title='Snijeg / Snow'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Wl3QuttWI/AAAAAAAAAhY/GIeavN40skM/s72-c/Snijeg-Snow-Kar-Poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6081949078623437878</id><published>2010-05-07T00:13:00.002+03:00</published><updated>2010-05-07T00:16:32.766+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='glee'/><title type='text'>Glee - Brittany</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Mxm984XZI/AAAAAAAAAhA/hevlyLUufVg/s1600/glee.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 359px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Mxm984XZI/AAAAAAAAAhA/hevlyLUufVg/s400/glee.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5468268918092619154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6081949078623437878?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6081949078623437878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6081949078623437878&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6081949078623437878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6081949078623437878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/glee-brittany.html' title='Glee - Brittany'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S-Mxm984XZI/AAAAAAAAAhA/hevlyLUufVg/s72-c/glee.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-9130433623068848381</id><published>2010-05-03T00:19:00.003+03:00</published><updated>2010-05-03T00:25:10.419+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlem tekin'/><title type='text'>Özlem Tekin - Sen Anla</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S93svT3AIqI/AAAAAAAAAgo/g6zE9pbu7Cw/s1600/06de1f0bce0290a292baf47a6198182936bcc2bdc1f248e0d226aebc5c8103d6c13d0b262983fbdd209076778beafcf70c16485.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 168px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S93svT3AIqI/AAAAAAAAAgo/g6zE9pbu7Cw/s320/06de1f0bce0290a292baf47a6198182936bcc2bdc1f248e0d226aebc5c8103d6c13d0b262983fbdd209076778beafcf70c16485.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466785820226626210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben üzülmem, sen ağla&lt;br /&gt;Dert dinlemem, anlat orda burda&lt;br /&gt;Çoktan ayrılmışız aslında&lt;br /&gt;Ben söylemem, &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=V5cA0A8hm-s"&gt;sen anla&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle Özlem Tekin sözlerini daha çok görmek istiyorum. Başı dik, lafı dolandırmadan anlatan şarkılar....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-9130433623068848381?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/9130433623068848381/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=9130433623068848381&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/9130433623068848381'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/9130433623068848381'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/ozlem-tekin-sen-anla.html' title='Özlem Tekin - Sen Anla'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S93svT3AIqI/AAAAAAAAAgo/g6zE9pbu7Cw/s72-c/06de1f0bce0290a292baf47a6198182936bcc2bdc1f248e0d226aebc5c8103d6c13d0b262983fbdd209076778beafcf70c16485.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4311285043476291613</id><published>2010-05-02T10:05:00.000+03:00</published><updated>2010-05-02T10:11:46.484+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trucker'/><title type='text'>Trucker</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9saqzIcgNI/AAAAAAAAAgQ/DW8Rttogt04/s1600/trucker.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9saqzIcgNI/AAAAAAAAAgQ/DW8Rttogt04/s320/trucker.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465991895326687442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Geçen senenin en görmezden gelinen filmlerinden biri bence ‘Trucker’. Bağımsız sinemanın geride bıraktığımız senedeki ‘Frozen River’ı olmaya aday filmiydi ama ‘Frozen River’ın yakaladığı başarıyı ne yazık ki yakalayamadı. Birçok açıdan benzerlikler kurulabilir iki film arasında. Evin erkeği rolünü üstlenmiş kadınlar, anne-çocuk ilişkisi ve bağımsız olmaları gibi. Böyle anlatınca, sanki ödül almak için, bir formül kullanılarak yapılmış bir film olarak görünüyor ama bana kalırsa hiçte öyle değil. Filmin hem senaristi hem yönetmeni olan James Mottern’in ilk uzun metraj denemesi ve bir ilk film için çok iyi bir iş çıkarmış. Mottern’in yaptığı ilk doğru iş oyuncu kadrosunu doğru seçmek olmuş, özelikle başrol oyuncularını. Daha önce ‘Kiss Kiss Bang Bang’, ‘Gone Baby Gone’ ‘Mission: Impossible 3’ gibi filmlerde hep yardımcı rollerde ama iyi performanslarına tanık olduğumuz Michelle Monaghan bu sefer başrolü kapmış. Onun çocuğu rolünde ise bu aralar çok popüler olan Jimmy Bennett’i (Orphan, Star Trek) izliyoruz. Yardımcı rollerde de Nathan Fillion, Benjamin Bratt gibi isimler var.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9saaFekOCI/AAAAAAAAAgA/3vdwn6ARbkM/s1600/14517.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9saaFekOCI/AAAAAAAAAgA/3vdwn6ARbkM/s320/14517.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465991608193529890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;Bir motel odasında açılıyor film, genelde bir erkeğin sahip olabileceği eşyaları görüyoruz ve ardından sevişen bir çift. Bu kez, işleri bittikten sonra eşyalarını toplayıp giden taraf kadın oluyor. Bu kadın ( Diane) bağlanmaktan korkan, bir kadından çok erkek gibi hareket eden bir kamyon şoförü. Yaptığı işe devam edebilmesi içinde böyle olması gerekiyor. 10 sene önce çocuğu daha bebekken, eşini ve çocuğunu bırakıp, istediği bağımsız hayatı yaşamaya başlamış ve bu 10 sene içinde çocuğunu hiç görmemiş. Eski kocası bağırsak kanseri olup, kocasının sevgilisinin ailevi nedenlerden dolayı Peter’a bakamayacağı için, Peter belirli bir süre annesiyle beraber yaşamak zorunda kalıyor. Bu durum hem Diane hem Peter için pek hoş bir durum olmuyor tabi ki. Diane işi ve kişiliği gereği bu durumdan rahatsız oluyor. Peter ise 10 sene boyunca kendisini görmemiş annesiyle olmaktan pek memnun değil doğal olarak. İkisi de keçiden beter derecede inatçı olan bu iki kişinin birbirine alışması ve birlikte yaşamayı öğrenmelerini anlatıyor film. Birbirleriyle geçirdikleri bu inişli, çıkışlı halleri izliyoruz. Diane’nin en yakın ve tek arkadaşı olan Runner’ın arada sırada kadraja girmesiyle daha eğlenceli bir filme dönüşüyor. Filmin en vurdum duymaz insanı gibi görünüyor Runner ama filmin en  mantıklı, anlamlı sözleri hep onun ağzından ya da onun bulunduğu sahnelerde çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9saacVrYUI/AAAAAAAAAgI/0ojiCeu0xXI/s1600/trucker-michelle-monaghan-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9saacVrYUI/AAAAAAAAAgI/0ojiCeu0xXI/s320/trucker-michelle-monaghan-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465991614330265922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;Filmin konusunu düşününce, insanın aklına duygu sömürüsü yapan, durup durup ağlatan bir film gelebilir ama bundan özellikle kaçınıyor Mottern. Özellikle bittiği sahne bunun çok büyük bir göstergesi. Mottern’in başarılı olduğu bir diğer şey ise karakter oluşturmak ve oyuncu yönetimi. Bütün karakterler empati kurabileceğimiz türden, açık kişiler. Hiçbir hareketlerine “E bunu niye yaptı şimdi?” diyemiyoruz. Bütün hareketlerinin nedenleri açık, ve bunları bizim anlamamız sağlanmış. Oyunculuklar ise filmin en büyük artısı bana kalırsa. Michelle Monaghan kesinlikle ödüllere layık bir performans koyuyor ortaya. Benim filmi bulup, izlemem de kendisinin aldığı bir ödüle dayanıyor zaten. İmdb’nin hazırladığı Oscar’a hazırlık kapsamında hangi ‘Film Critics Society’ kime ödül vermiş listesinde görüp, merak ettim filmi. En azından bir Oscar adaylığı verilmeliydi kendisine diye düşünüyorum ayrıca. Jimmy Bennett de ‘ağzına iki tane çakılacak çocuk’ rolünde güzel oynuyor denilebilir. Diğer yardımcı oyuncular ise kendilerinden istenileni veriyorlar sadece ama bu yeterli oluyor kesinlikle. Filmin tek eksiği ise karakterler arasındaki geçmişi biraz eksik tutması. Özellikle Runner ve Diane’in geçmişi üzerine biraz daha durulmalıydı gibi geliyor bana. Filmin genelinde toprak tonları kullanılmış, ve hafiften yol filmi sayılabilecek bu filme yakışmış bu tonlar. Sözün özü birbirlerine karşı olan inatlarını kırmamaya çalışan anne ve oğul’un hikayesini anlatıyor film. Ki bu inadın, Diane’nin çocuğuna ‘hey’ ve ‘kid’ diye seslenmesinden, Peter’ın da annesine bir kere bile ‘anne’ dememesinden ne kadar büyük olduğu anlaşılabilir. Bağımsız filmler sevenlerin hoşuna gideceğini düşünüyorum, en azından sadece Michelle Monaghan’ın hatrına bile izlenebilir.&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4311285043476291613?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4311285043476291613/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4311285043476291613&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4311285043476291613'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4311285043476291613'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/trucker.html' title='Trucker'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9saqzIcgNI/AAAAAAAAAgQ/DW8Rttogt04/s72-c/trucker.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-322458960005557970</id><published>2010-05-01T00:21:00.002+03:00</published><updated>2010-05-01T00:22:03.296+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the office'/><title type='text'>The Office - Kelly</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9tJ8LlPyqI/AAAAAAAAAgY/upJzZQkPHHg/s1600/officce5x22.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 339px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9tJ8LlPyqI/AAAAAAAAAgY/upJzZQkPHHg/s400/officce5x22.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5466043870994221730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-322458960005557970?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/322458960005557970/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=322458960005557970&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/322458960005557970'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/322458960005557970'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/05/office-kelly.html' title='The Office - Kelly'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9tJ8LlPyqI/AAAAAAAAAgY/upJzZQkPHHg/s72-c/officce5x22.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4071130784565690622</id><published>2010-04-29T23:43:00.005+03:00</published><updated>2010-04-30T01:13:22.856+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlem tekin'/><title type='text'>Özlem Tekin - Bana Bi'şey Olmaz</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9n4OUv7Z6I/AAAAAAAAAfw/qbpBY71doTY/s1600/bd9cda9e6fd0f720a1a568859a3da7454c5c5c20b03df8d8f4f3d398114d77fc3a559700f536c9879b16545.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9n4OUv7Z6I/AAAAAAAAAfw/qbpBY71doTY/s320/bd9cda9e6fd0f720a1a568859a3da7454c5c5c20b03df8d8f4f3d398114d77fc3a559700f536c9879b16545.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465672547762399138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Babasının arkadaşları dalga geçiyordur herhalde "senin kız 'bir şey'in yazılışını bilmiyor mu? öğretmedin mi?" diye. Neyse, nerden aklıma geldiyse bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arada çıkan bir remix albümü saymazsak 6. solo albümünü bugün itibariyle çıkartı Özlem Tekin. Yaklaşık 2 hafta önce rayo ve tv.lere verilen çıkış şarkısı 'yatağım boş'u ilk duyduğumdan beri çok korkuyordum Özlem kötü bir albüm yapacak diye. Korkmam için yeterli her sebep vardı. O şarkı, o klip, o vokaller, o şarkı sözü... E sonra birde albüme cover koyacakmış, eski şarkılarını koyacakmış, başkasından şarkı alacakmış gibi şeyler de eklenince iyice korkmaya başladım. Özlem belki başkalarının şarkılarını da çok güzel söylüyordu ama kendisinin yazdıklarıyla bir olmuyordu hiçbir zaman. 'Yazmamışlar', 'Belki', 'Yol', 'Gezegen X' gibi şarkıları yazmış bir insandan yine bu ayarda şarkılar bekliyor insan. Umursamaz bi tavırda, sert müzik olmasa bile sert sözler ve sert yorum. Yatağım Boş'ta bunların hiçbiri yoktu ama albüm öyle değil. Belki sözler açısından diğer albümlerinin gerisinde kalmış olabilir ama vokalleri ve soundu çok iyi bir albümle çıktı Özlem bu sefer. Geçen albümündeki gibi bir sertlik yok bu sefer albümde. Can Şengün ile çalışıldığı için çok iyi gitarlar duymak hiç zor değil. Özlem Tekin şarkılarının en büyük eksiklerinden biri olan gitar soloları da bu albümde giderilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9n4N9EYplI/AAAAAAAAAfo/KtBnRVOy18c/s1600/b1b2028179c1505b8f9ca91528d939987dbf4c4f478bb020f0915d0c9c658520ab70c3a13ceeccefbcd5d9898fc016700.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 167px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9n4N9EYplI/AAAAAAAAAfo/KtBnRVOy18c/s320/b1b2028179c1505b8f9ca91528d939987dbf4c4f478bb020f0915d0c9c658520ab70c3a13ceeccefbcd5d9898fc016700.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465672541405750866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Daha önce Levent Yüksel'e verdiği, muhteşem sözlere sahip "Sen Anla" yı kendisi yorumlamış ve Levent Yüksel versiyonunun arkasında yaptığı vokallerden dolayı 'çığlıklı' olacak diye beklediğim bir şarkıda ters köşeye yatırdı beni ama çok sade ve güzel olmuş bu hali.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer eski şarkısı, eskiden oynadığı ' Sil Baştan ' adlı dizi için yaptığı jenerik şarkısı. Pek bir şeyi değiştirmemiş Özlem, yine duru duru söylemiş. Her ne kadar şarkıyı sevsem de, albüme normal şarkı olarak konulması garip geldi. 'Bonus Track' olarak konulsa daha iyi olurmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albüm çıkmadan önce yapmasaydı keşke dediğim "Aslan Yarim"(aslında 'Hey Onbeşli'), dinledikten sonra hayran bıraktırdı kendisine. Dinlediğim en iyi cover olabilir herhalde bu şarkı. Özellikle sonunda 'İşte benim istediğim Özlem' diyebileceğim bir Özlem var. Kimse bu kadar güzel şarkı söylememeli :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murat Çekem'in daha önce Bengü'nün söylediği ' Yüzde Seksen 'ini sevdim galiba. Böyle hınzır şarkılar yakışıyor Özlem'e. Asıl kitlesinin dışındaki insanların çok sevdiği şarkılar oluyor genelde. Yine öyle olacak gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem'in yazdığı Şikayetim Var ve Kimse Bilmez'e pek bi' alışamadım ilk seferde. Kimse Bilmez'in şarkı sözleri itiyor her defasında ama onun dışında gerçekten kusursuz bir parça. Hatta akustik versiyonunda şarkı sözlerini unutup, kendini parçaya kaptırmak hiç zor değil. Şikayetim Var ise ne bileyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9n4NB-bWmI/AAAAAAAAAfg/4QWCuCpASbs/s1600/b1b2028179c1505b8d95a91528d939987dbf4c4f478bb020f0915d0c9c678c20ab7dc0a234eeccefbddbd9898fc016700.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 168px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9n4NB-bWmI/AAAAAAAAAfg/4QWCuCpASbs/s320/b1b2028179c1505b8d95a91528d939987dbf4c4f478bb020f0915d0c9c678c20ab7dc0a234eeccefbddbd9898fc016700.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465672525543070306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Özlem'in sürekli yaptığı bir tarzı yok ama bir duruşu var. 'Vur Beni' işte bu duruşa da uymayan bir şarkı bence. Yine çok temiz söylemiş belki Özlem ama nakaratı garip. Daha çok dinlemem gerekiyor galiba bu şarkıyı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yatağım Boş hakkında hiçbir şey söylemek dahi istemiyorum, çok doluyum kendisine karşı çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümde en beğendiğim şarkılar ise 'Erkekliğime Ver' ve 'Bana Bi'şey Olmaz'. Bence Türkiye'de yapılmış en iyi albümlerden biri olan "öz"(ki nick.imde ordan gelir)'de kullandığı vokal ve şarkı tarzına benziyor bu şarkı. Sözler açısından da albümün en iyilerinden. Kesinlikle kliplenmesi gerekenlerden.&lt;br /&gt;'Bana Bi'şey Olmaz' ise ta bir Özlem Tekin şarkısı. Sözler, vokal her şey muhteşem. Albümde sizi karşılayan ve albüme hazırlayan parça. 2. klip bu şarkıya geliyormuş ayrıca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem gibi şarkıyı söylerken yaşayan kişi sayısı çok az Türkiye'de. Şarkıdaki duyguyu, vokaline geçirmeyi biliyor. E seside güzel, hatta duyduğum en iyi seslerden. Böyle olunca hayranı olmak zor olmuyor. Hem çok kaliteli hem de iyi iş yapabilecek bir albüm yapmış Özlem. Darısı Türk sinemasının başına. Hem iş yapan hem de kaliteli yapımlar görmek istiyoruz artık. Neyse. Özlem Tekin'in albümünü alın derim yani kısacası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4071130784565690622?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4071130784565690622/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4071130784565690622&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4071130784565690622'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4071130784565690622'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/04/ozlem-tekin-bana-bisey-olmaz.html' title='Özlem Tekin - Bana Bi&apos;şey Olmaz'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9n4OUv7Z6I/AAAAAAAAAfw/qbpBY71doTY/s72-c/bd9cda9e6fd0f720a1a568859a3da7454c5c5c20b03df8d8f4f3d398114d77fc3a559700f536c9879b16545.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-8320449984224096596</id><published>2010-04-27T22:36:00.000+03:00</published><updated>2010-04-27T22:59:24.398+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the office'/><title type='text'>The Office - Erin</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9dB6IFNwCI/AAAAAAAAAfY/QsXsczhncWM/s1600/officce5x21.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 339px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9dB6IFNwCI/AAAAAAAAAfY/QsXsczhncWM/s400/officce5x21.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464909139694960674" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-8320449984224096596?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/8320449984224096596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=8320449984224096596&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8320449984224096596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8320449984224096596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/04/office-erin.html' title='The Office - Erin'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S9dB6IFNwCI/AAAAAAAAAfY/QsXsczhncWM/s72-c/officce5x21.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-566300253364738041</id><published>2010-04-21T23:03:00.003+03:00</published><updated>2010-04-21T23:06:40.343+03:00</updated><title type='text'>Selvi Boylum, Al Yazmalım</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S89aSCQ-ZFI/AAAAAAAAAfQ/yc_ZkDkVK7Y/s1600/selvi.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S89aSCQ-ZFI/AAAAAAAAAfQ/yc_ZkDkVK7Y/s400/selvi.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5462684138915914834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;-Sevgi nedir ki?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;-Dostluktur, iyiliktir, emektir.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-566300253364738041?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/566300253364738041/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=566300253364738041&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/566300253364738041'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/566300253364738041'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/04/selvi-boylum-al-yazmalm.html' title='Selvi Boylum, Al Yazmalım'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S89aSCQ-ZFI/AAAAAAAAAfQ/yc_ZkDkVK7Y/s72-c/selvi.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3839524297394589882</id><published>2010-04-19T21:53:00.010+03:00</published><updated>2010-04-20T17:30:22.836+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='emek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='29. istanbul film festivali'/><title type='text'>Festival Özeti</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S825W1yy_UI/AAAAAAAAAfI/x8oaxUHijR4/s1600/fest%C3%B6zet.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 246px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S825W1yy_UI/AAAAAAAAAfI/x8oaxUHijR4/s400/fest%C3%B6zet.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5462225725118676290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Eu cand vreau sa fluier, fluier / If I Want to Whistle, I Whistle&lt;/span&gt; : En merak ettiklerimdendi, beklediğimi de verdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Gordos / Fat People&lt;/span&gt; : Türkiye'de sevilebilecek bir film bence. Şişmanlığın ardına saklanmış, neler neler anlatıyor. İzlemesi keyifliydi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Le Concert / The Concert&lt;/span&gt; : Rusya'da geçen kısımların Fransızca dublajlı olması, Rusların çok hızlı konuşması, Yeni Rüya'da izlediğimden benim İngilizce altyazıyı takip etmek zorunda olmam yüzünden bi' türlü ısınamadım filme. Diğer türlü çok daha fazla zevk alacağıma eminim.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Rapt&lt;/span&gt; : Bir adam kaçırma, fidye isteme olayına değişik gözlerden bakmış. Arada sıkıcılaşmasa daha da güzel olurdu.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Svetat e golyam i spasenie debne otvsyakade / The World Is Big and Salvation Lurks around the Corner&lt;/span&gt; : Şansa izlediğim bir film oldu. Festivalin bana en büyük sürprizi. İsmi ne kadar soğuksa, kendi o kadar sıcak.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;El baile de la Victoria / The Dancer and the Thief&lt;/span&gt; : Biraz zorlama geldi. Toplama karakterlerden oluşturulmuş bir film ama yinede kötü değil.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Le refuge / The Refuge&lt;/span&gt; : Ben daha iyisini bekliyordum Ozon'dan. Sadece ortalamanın üzerine çıkabilmiş.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Selvi Boylum, Al Yazmalım&lt;/span&gt; : Sinemada izleyebilmek güzel oldu. Türkan Şoray'ın göz kaçırısı bile yetiyor, filmi sevmek için. Çıkışta insanlardan "hiç dış ses yoktu filmde vs vs" cümlelerini de duymasaydık keşke.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hamesh Shaot me'Pariz / Five Hours From Paris&lt;/span&gt; : Bir film çeksem böyle olur dediğim. Çok samimi, çok naif. Filmdeki şarkıların güzel olması da cabası.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Perrier's Bounty&lt;/span&gt; : Güzel bir İngiliz komedisi. Hiç sıkmadan izlenilenlerden.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Einaym Phukot / Eyes Wide Open&lt;/span&gt; : Konusu, anlattıkları çok güzel. Yönetmenin yaratıcılığı ve estetik kaygısı filmi başka bir yere koymuş.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bunny and the Bull&lt;/span&gt; : Sözde komedi. 90 dakika boyunca 1-2 kere gülmüşümdür. Güldürmek bir yana, sıkıyor insanı.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Hadewijch&lt;/span&gt; : Zor bir film. Sıkıcılaşabilsede izlenmelilerden.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;The Go-Between&lt;/span&gt; : Zamanında Altın Küre almış ama neyine almış. Yanımdaki adam uyudu, horladı bile. 1. saatinden sonra çekilmiyor valla. Hiç tarzım değil.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Nothing Personal&lt;/span&gt; : Beyoğlu sinemasında altyazı okuyabildim ilk defa, bununda verdiği heyecanda işin içine girince daha çok beğendim filmi. Bu kadar sade olup bu kadar etkili, derinlikli olabilmesi çok güzel.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kynodontas / Dogtooth&lt;/span&gt; : Festivalde izlediğim en uçuk film. İzlemeseydim olmazdı diyebileceklerimden. Böyle bir senaryo her zaman çıkmaz. Bunun üstüne başarılı bir yönetmenlik ekleyince tadından yenmez bir şey olmuş.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Büyük Oyun&lt;/span&gt; : Gayet akıcı ama pek de ileri gidemeyen bir film. Ödül alabilir ama kimi yerlerden.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Acı&lt;/span&gt; : Cemal Şan hakkında daha önce yazmıştım bir-iki şey. kendini biraz daha geliştirmiş bence bu filmde ama yinede daha zamana ihtiyacı var sanki.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Lian / Face&lt;/span&gt; : Salon doluydu ağzına kadar filmin başında. Sinepop'un havalandırması düzgün çalışmayınca, zaten ondan önce 2 film izlemiş olan ben, uyumama çabası içinde ilk 30 dakikadan bir şey anlamadım. 30 dk. sonra yaklaşık salonun yarısı çıkınca dahil olmaya çalıştım ama pek sevemedim ne yazık ki. Sonlarına doğru salon soğudu bile çünkü çok az kişi kalmıştı artık. Bende beğenemedim filmi, 2buçuk saat olmasaydı tekrar izlerdim ama.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Min Dit / Ben Gördüm&lt;/span&gt; : Aldığı ödüllerden anlaşılacağı üzere çok çok iyi film. Çok gerçek her şey, inanılmaz sağlam temelleri olan bir senaryosu var, hiçbir şeyi boşuna yazmamış senarist.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Kosmos&lt;/span&gt; : Bir önceki yazımda belirttim zaten ama Reha Erdem'in elinden çıkan her film gibi muhteşem ve bambaşka.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Wszytko, Co Kocham / All That I Love&lt;/span&gt; : Çok hızlı ve güzel bir film gibi giriyor ama sonra öyle bi' hız kesiyor ki, 90 dk.lık bir film olmasına rağmen sonunu zor getirdim. Oysa çok eğleniceğim umutlarıyla seçmiştim filmi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Ses&lt;/span&gt; : Başarısız bir Ümit Ünal filmi. Senaryo delik deşik, gereksiz ayrıntılar, hatta ayrıntı bile değil. Filmin sonunda Şebnem Ferah'ın 'Ben Bir Mülteciyim' şarkısının girmesine hiç girmeyeceğim bile. Biz ne bekliyoruz, Ümit Ünal ne yapıyor?&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Beş Şehir&lt;/span&gt; : Onur Ünlü muhteşem biri. Aklından geçenler çok farklı ve bunları filmlerine yansıtmayı çok iyi beceriyor. Senenin hem oyuncu performansları olarak hem de genel anlamda en iyi Türk filmlerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Bal&lt;/span&gt; : Yumurtayı çok sevdim. Süt'te hele hele sonlara doğru sıkıntıdan patladım. Bal bence serinin en güzeli. Bilmiyorum istenerek mi yapıldı ama "Oku!" diye başlıyor film aynı Kuran'da olduğu gibi. Daha o dakikadan beri yakaladı beni ve hiç bırakmadı. Beklenildiği gibi hiç de durağan bir film değil. Ayrıca Bora'nın gösterdiği performansa  bakıp, Semih Kaplanoğlu'nun daha iyi bir oyuncudan neler çıkarabileceğini düşünmek insanı heyecanlandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Contracorriente / Undertow&lt;/span&gt; : İlişkiler hakkında çok güzel şeyler anlatıyor. Jameson sayesinde mi yoksa gerçekten çok mu akıcı bilemiyorum ama bir çırpıda geçti film. En iyi film olmasa bile, her açıdan güzeldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum sadece bana mı denk geldi ama bu sene festival seyircisi daha fazla mısır yiyen, daha fazla seanslarda konuşan, hatta telefonla konuşan insanlara dönüşmüş. Mısır yenmesine karşı değilim ama bazı filmlerde yenen mısır, yan taraftakinin o kadar çok sinirini bozuyor ki. Film sırasında kritik yapanlardan, filmin sonunu tahmin edenler de fazlalaşmış bu sene. Birde sesli nefes alıp veren ve sürekli bir yerlerini kaşıyanlar mevcut. 3 tane denk geldi bana bunlardan ve ne izlediğimi anlamadım resmen. Ve tabiki Emek'in yokluğu, Atlas falan dolduramıyor yerini, orası bambaşkaydı. Hem rahat rahat filmi izleyebiliyordum hem de oraya gidince gerçekten festivale gitmiş, gerçekten film izlemiş gibi hissediyordum. İnşallah önümüzdeki sene yine orada oluruz. Emek için gösterimden hemen önce yapılan alkışlara seyircinin katılmaması ise çok şaşırtıcı. Özellikle Yeni Rüya'da altyazıyı görmek, sesi duymak için can çekişen izleyicinin desteklemesi lazım. emek'i düşünmüyor seyirci ama kendisinide mi düşünmüyor? Anlamadım.&lt;br /&gt;İlk defa Sinepop'a gittim bu sene ve yeterli denebilir. Yeni Rüya ise sinema değil resmen, orada film izlemek işkence. Atlas'da aldığım filmler 8 ya da 9. sıradan olduğu zaman sorun yok ama diğer sıralarda olunca bacaklarını toplayıp izlemek zorunda kalıyorsun malesef ama yinede festival sinemalarının en iyisiydi Atlas.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biletlerindeki numaralara bakıp, oturacakları koltukları belirleyemeyen insanlara ise söylenebilecek kelime bulamıyorum. Yer göstericilerde çıldırdı zaten aralarda. Filmler açısından güzel geçti denilebilir ama bir şeyler eksikti bu sene sanki. Bunların en başındaki isim ise Emek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3839524297394589882?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3839524297394589882/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3839524297394589882&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3839524297394589882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3839524297394589882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/04/festival-ozeti.html' title='Festival Özeti'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S825W1yy_UI/AAAAAAAAAfI/x8oaxUHijR4/s72-c/fest%C3%B6zet.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2008040184583064108</id><published>2010-04-19T20:26:00.005+03:00</published><updated>2010-04-19T21:11:01.443+03:00</updated><title type='text'>Festival - Türk Filmleri / Yönetmenleri &amp; Kosmos</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S8yccn0OVqI/AAAAAAAAAfA/8qKBnVq9Yus/s1600/fft5_mf329402.Jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S8yccn0OVqI/AAAAAAAAAfA/8qKBnVq9Yus/s320/fft5_mf329402.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461912463631865506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;29. İstanbul Film Festivali sona erdi dün. Bugün derse gitmeyince, evde ne yapacağımı şaşırdım. 2 haftada alışmışım o tempoya. Çok yordu o iki hafta beni ama olsun eğlenceli geçti her zamanki gibi. Festivalin son haftasında daha öncede olduğu gibi Türk Filmlerine ağırlık verdim. Bal gösterime girmişti, Kosmos bir gün sonra girecekti ama yönetmenlerin katılımıyla olması o seansları vazgeçilmez kılıyordu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Hayat Var'dan sonra artık en sevdiğim yönetmen olduğuna kesin karar verdiğim Reha Erdem'in son filmi Kosmos sadece izlediğim en iyi Türk filminin değil, belki izlediğim en iyi fragmana sahip. O fragmanı izleyip, heyecanlamamak elde değil. Yönetmenin önceki filmlerini düşünüp, birde Antalya'dan aldığı ödülleri hesaba katınca bana festivalin yıldızı olacakmış gibi geldi. Çok çok büyük beklentilerle oturdum koltuğuma. Fragmanda hiç dinmeyen bir temposu varmış gibi görünüyor ama izlediğim film hiç öyle değildi. 2 yanımda oturan insanların doğulu şivesiyle söylenen her şeye gülmelerinden ve bazen de filmdeki durgunluktan dolayı aralarda sıkıldım ama çok beğendim filmi. En beğendiğim Reha Erdem filmi olup olmadığına karar vermek için tekrar izlemem gerek galiba ama 'Hayat Var' daha güzel sanki.  Ses ve görüntü konusunda artık iyice uzmanlaştı Reha Erdem. Florent Henry'nin yakaladığı o görüntüler harika, e tabi bunda Kars'ın katkısı göz ardı edilmemeli. Filmin içine işlemiş bir ses kurgusu var, 'Hayat Var'daki gibi bir dakika yalnız bırakmıyor sizi, hep tetikte tutuyor. Reha Erdem yine daha önce Türkiye'de yapılmamış bir film yapmış. Sadece bu yüzden bile izlenmeye değer. Salyangoz satmaya çalışıyor Reha Erdem. Yine 3000-5000 kişi izleyecek malesef. Zaten sadece İstanbul ve Ankara'da gösterime girdi film. Kısacası sadece bir kere izlemenin yetmeyeceği bir film Kosmos, tekrar tekrar izleyip üstüne düşünülesi, filmden kareler alıp, duvarlara poster niyetine yapıştırılası, kenarda açıp, diyalogları alttan altan dinlenesi bir film olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film gösterimi sonrası yapılan söyleşi filmin biraz uzun olması nedeniyle kısa tutuldu ve sadece 3 soru(?) soruldu Reha Erdem'e. 2. ve 3. yorum, filmi beğenmeyenlerden geldi, biri Reha Fellini diye hitap etti hatta. Bu eleştirileri çok güzel karşıladı Reha Erdem. Belli etmek istemese de oldukça bozuldu, orası ayrı. Bu festivalde söz alıp filmle ilgili kötü eleştiriler yapmak hatta daha doğrusu yönetmene sataşmak moda oldu. 'Büyük Oyun'un söyleşisinde "çok kısa bi' soru daha alabiliriz" diyerek söz verdikleri kişi, filmi eleştirmeye başlayınca, yönetmen ve çevredeki herkesin "... ama bu soru değil ki" tarzı savunmaları çok garip geldi. Ümit Ünal'ın, gelen "son 3 filiminizi beğenmedim, Ümit Ünal sineması nereye gidiyor" tarzı soruya cevap vermek istemeyişi de garipti mesela. Onur Ünlü ise söyleşideki tavrıyla zaten kötü bir sorunun sorulmasına izin bile vermedi. Filmi de çok başarılıydı ayrıca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenlerimiz kendilerini fazla iyi buluyorlar galiba. Basit bile olsa, bir eleştiriye hiç cevap vermeden geçmek çok ayıp geldi bana. Reha Erdem ve Onur Ünlü iki farklı tarzda insanlar ama nasıl davranacaklarını, cevap vereceklerini biliyorlar bence.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2008040184583064108?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2008040184583064108/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2008040184583064108&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2008040184583064108'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2008040184583064108'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/04/festival-turk-filmleri-yonetmenleri.html' title='Festival - Türk Filmleri / Yönetmenleri &amp; Kosmos'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S8yccn0OVqI/AAAAAAAAAfA/8qKBnVq9Yus/s72-c/fft5_mf329402.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4122797727695274225</id><published>2010-03-29T18:03:00.010+03:00</published><updated>2010-03-29T19:25:52.565+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Dilber&apos;in Sekiz Günü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='My Mother'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ma mere'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Leap Year'/><title type='text'>22 - 28 Mart Haftası - 1</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://img97.imageshack.us/img97/4562/2228mart.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 436px; height: 600px;" src="http://img97.imageshack.us/img97/4562/2228mart.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Leap Year"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkında bilinmesi gereken tek önemli şey, başrollerinden birinin Amy Adams olduğudur. Amy Adams yine şirinliği ve yeteneğiyle bir şeyler yapıp, filmi kurtarmaya çalışıyor ama imkansızı başaramıyor ne yazık ki. Filmin benzerlerinin en yeni örneği olarak aklıma gelen 'The Ugly Truth' var. "Büyük aşklar nefretle başlar" sözünden yola çıkılarak yapılmış bir aksilikler filmi. Eski bir İrlanda geleneği olan 'artık yıl(Leap Year)'ın artık gününde yani 29 Şubat'ta, kadınlar sevgililerine evlenme teklif edebiliyormuş. Erkek arkadaşının parmağına yüzüğü takmasının uzun zaman alacağını düşünen Anna(Amy Adams), iş gezisindeki sevgilisine sürpriz yapmaya Dublin'e uçmaya karar veriyor ama aksilikler peşini bırakmıyor. Hava şartları nedeniyle 'Wales'e inmek zorunda kalıyor Anna ve kendisini Dublin'e götürebilecek bir taksici ararken Declan ile karşılaşıyor. Declan borcunu ödeyebilmek için Anna'yı Dublin'e götürmeyi kabul edince, filmimizin önemli kısmı başlamış oluyor. Ondan sonra zorlama nedenlerden dolayı, başlarına birsürü şey geliyor. Senaristler(birde utanmadan oturup 2 kişi yazmışlar) kendilerinden hiçbir şey katmamış ne yazık ki filme. Daha önce izledikleri hatta belkide sadece duydukları şeyleri ucuca ekleyerek bir senaryo(!) oluşturmuşlar. Buna birde yönetmenin beceriksizliği eklenince, ortaya fiziksel komediyi hiç kullanamayan bir film çıkmış. Filmin yükünün Amy Adams üzerinde olması, bizim açımızdan tek güzel nokta. Başka bir oyuncuyla, ortaya neler çıkardı düşünmesi bile korkunç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ma Mere / My Mother"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftaya iyi film seçimleriyle başlayamadım malesef. Bu filmde onlardan bir tanesi. Konusunu nasıl anlatırım, ya da konusu var mı diye düşündüm ama pek anlatılacak bir şey yok aslında. Şiddet, çıplaklık ve seks üçlüsünü kullanmayı düşünmüş yönetmen ama ne üzerine kullanacağına karar veremeden çekmiş filmi. Geçen seneki İstanbul Film Festivalinde yönetmenin (Christophe Honoré) 'La Belle Personne'sini izlemiş, genel olarak beğenmiştim, bu senede son filmi "Non ma fille, tu n'iras pas danser' i izlemeyi aklıma koymuştum ama bu filmden sonra vazgeçtim. Kadın-erkek ilişkilerine, çarpıklıklara eğilmeyi seviyor yönetmen ama biraz daha düzenli yapıp, sadece oyuncu ve görselliğe dayamasa sırtını daha güzel olacak. Oyuncular gayet iyi iş çıkarmışlar. Bu filmdeki başrolü Louis Garrel'in filmdeki performansını çok sevmiş olsa gerek ki, bundan sonraki her filminde oynatmış. Louis Garrel'e eşlik eden isim ise filmi izleme nedemim olan ISabelle Huppert.&lt;br /&gt;&lt;a name="director2000" href="http://www.imdb.com/title/tt1485762/" onclick="(new Image()).src='/rg/filmo/title-title/images/b.gif'"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Dilber'in Sekiz Günü"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine geçen sene festivalde izlediğim 'Ali'nin Sekiz Günü'nden sonra, Cemal Şan'ın üçlemesinden başka bir film izlemem herhalde demiştim ama üçlemenin en çok beğenilen filmine bir şans vermek istedim ve iyi ki vermişim. Ali'nin sekiz günü, oyuncularına kadar başarısız bir Zeki Demirkubuz takldiydi bana göre. Bu film ise ona göre çok daha orjinal. Senaryoda göze batan eksiklikler var belki ama oyunculukların güzelliği biraz olsun böyle şeylere göz yummaya yetiyor. Benim birazda önyargıyla izlememden dolayı olabilir, yönetmenin şu delikten çekeyim, şöyle çekeyim güzel olsun tarzı kamera hareketlerini çok yapmacık buldum. Cemal Şan'ın belli ki bu piyasada çevresi var ve istediği oyuncuları getirip, oynatabiliyor filmlerinde, e yönetmenliğe meraklı ve farklı şeyler yapmak istiyor ama hiç yaratıcılığı yok bence. Kendisinden bir şeyler katmıyor, yapılmışları filmlerine adapte etmeye çalışıyor. Bence yaptığı tek iyi iş Nesrin Cevadzade'yi gün yüzüne çıkarmasıdır. Çok samimi, çok doğal oynuyor filmde. Ona Fırat Tanış'ın katılmasıyla daha da güzelleşiyor film.&lt;br /&gt;Başında sonunu gösteren filmlerden sözde ama ben nedense en başında izlediğim şeyi farklı yorumladım. Artık bu yönetmenin başarısı mı benim salaklığım mı bilemiyeceğim ama bu yüzden film bitince büyük zevk aldım. Cemal Şan'ın son filmi 'Acı' yine İstanbul Film Festivalinde gösteriliyor ve başrolü yine Nesrin Cevadzade, biletleri almadan önce izleseydim keşke bu filmi, tekrar sinemada Nesrin C.'yi izlemek için bilet alabilirdim bu filme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Kısımda&lt;br /&gt;L'armée du crime / The Army 0f Crime&lt;br /&gt;The Imaginarium of Doctor Parnassus&lt;br /&gt;Dare&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4122797727695274225?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4122797727695274225/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4122797727695274225&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4122797727695274225'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4122797727695274225'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/03/22-28-mart-haftas.html' title='22 - 28 Mart Haftası - 1'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5735822678544702887</id><published>2010-02-02T01:22:00.005+02:00</published><updated>2010-02-02T01:30:40.348+02:00</updated><title type='text'>He's Just Not That Into You &amp; Romantik Komedi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;Film afişi yapmak için artık sadece paint bilmek yeterli oluyor sanırım. En azından bu tarz filmler için yetiyor.*&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S2djbTPtLYI/AAAAAAAAAd0/NxOjvv67mcg/s1600-h/He-s-Just-Not-That-Into-You-Movie-Poster.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S2djbTPtLYI/AAAAAAAAAd0/NxOjvv67mcg/s320/He-s-Just-Not-That-Into-You-Movie-Poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433420796119559554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S2djbFkQ1aI/AAAAAAAAAds/jX0wxbG4g4c/s1600-h/Afis_romantik-komedi_634002033814636532.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S2djbFkQ1aI/AAAAAAAAAds/jX0wxbG4g4c/s320/Afis_romantik-komedi_634002033814636532.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5433420792447686050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Fotoğrafları kusursuzlaştırmak için kullanılan photoshop bilgisinin fotoğrafçıya ait olduğu göz önüne alınmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5735822678544702887?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5735822678544702887/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5735822678544702887&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5735822678544702887'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5735822678544702887'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/02/hes-just-not-that-into-you-romantik.html' title='He&apos;s Just Not That Into You &amp; Romantik Komedi'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S2djbTPtLYI/AAAAAAAAAd0/NxOjvv67mcg/s72-c/He-s-Just-Not-That-Into-You-Movie-Poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2986045159098788322</id><published>2010-01-18T21:54:00.001+02:00</published><updated>2010-01-18T21:55:08.018+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='golden globe'/><title type='text'>And The Golden Globe went to ....</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S1S8YB_g-GI/AAAAAAAAAdE/44js55aXilg/s1600-h/400_rdowneyjr_100117_kwinter_95838197_sbullock_95838260.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S1S8YB_g-GI/AAAAAAAAAdE/44js55aXilg/s320/400_rdowneyjr_100117_kwinter_95838197_sbullock_95838260.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428170571926009954" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çekişmeli geçicek gibi gözüken bir seneydi bu sene. Bütün filmleri izlemiş gibi söylemiyorum bunu ama kimisini izledim, kimisininde hakkında çok duyduk, çok okuduk. Uzun bir aradan sonra bir kadın yönetmen Kathryn Bigelow, en iyi yönetmen ödülüne aday oldu. Aday olduysa en iyi yönetmeni alır gibi düşündüm ben. Çünkü uzun süre siyahi bir oyuncu ödül almamışsa bir senede 2 taneye birden verip, aradan çıkarma gibi huyları var Altın Küre ve Oscar gibi ödüllerin.&lt;br /&gt;En iyi yönetmenin yanında 'en iyi film'i de verip, bu seneyi tarihe geçirirler diye düşünmüştüm ama olmadı. Avatar'ı ve James Cameron'u es geçemediler. Müzikal-Komedi dalında en iyi film ödülü 'The Hangover'a gitti. Tamam hoş film, güzel film ama sadece o kadar. Ödüller vericek kadar beğenmemiştim filmi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oyuncu ödülleri arasında şu kesin almalıydı dediğim olmadı izlediğim filmler arasında. Çok güzel oynayanlar vardı tabiki ama kimse öyle çok etkilemedi beni. Belki Jeff Bridges'i izleyince çok etkilenirim, onu bilemeyeceğim şimdilik. Müzikal-Komedi'de en iyi kadın oyuncu ödülünü Meryl Streep aldı. Her sene aday gösterildiği dalda favorilerden biri oluyor. Birkaç senede birde ödülü alıyor. Önüne geçmek imkansız gibi bir şey. 7. Altın Küresini bu sene aldı. 10.dan sonra Altın Küre'ye katılmaz herhalde artık, mümkünse katılmasın zaten. 2 adaylıklı Sandra Bullock, drama dalındaki en iyi kadın oyuncu seçildi. Filmi izleyen birinin bu ödüle karşı çıkacağını sanmıyorum herhalde ama 'The Proposal' ile nasıl adaylık aldı hala anlayabilmiş değilim. Kötü oynamamıştı belki ama ne bileyim. Bu senenin şişirdikçe şişirilen balonlarından biri olan ' Up in the Air'in havası biraz söndü, e iyi de oldu. Uzun zamandır bu kadar abartılan bir filmle karşılaşmamıştım. Birkaç ödül çıkarır dediğim 'Nine', eli boş döndü geceden. Bunların yanında animasyon kategorisinde 'Up'ın ödülü alacağı belli gibiydi. Altın Palmiyeli 'The White Ribbon' da kendi dalında öne çıkanlardan biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S1S8X1ajgLI/AAAAAAAAAc8/NwQUHZcCYuM/s1600-h/www.reuters.com.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 209px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S1S8X1ajgLI/AAAAAAAAAc8/NwQUHZcCYuM/s320/www.reuters.com.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5428170568549761202" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dizilerde birkaç senedir Drama dalında Mad Men, komedi-müzikal dalında 30 Rock'ın ezici bir üstünlüğü vardı. Mad Men bu üstünlüğünü yine korudu bu sene ama 30 Rock sadece en iyi erkek oyuncu ödülünü alabildi. Senenin sürprizi 'Glee' oldu herhalde. Ben ancak 7. bölüme kadar gelebildim(hayır, dün gece ödülü aldıktan sonra izlemeye başlamadım) ve kesinlikle kötü bir dizi diyemem hatta çok iyi belki ama adaylar arasında 'The Office' dururken, yapılacak iş değil onu seçmek. Bence Altın Kürecilerin 'The Office' ve Steve Carrell ile bir alıp veremedikleri var ama neyse. Toni Collette, Tina Fey'in sağlam salladı, düşürdü ve kendisi oturdu koltuğa. Darısı Alec Baldwin'in başına. Bunların dışında diyeceğim bir şey yok, tam liste aşağıdaki gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Film (Drama)&lt;/span&gt;: Avatar&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;En İyi Erkek Oyuncu (Drama)&lt;/span&gt;: Jeff Bridges (Crazy Heart)&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;En İyi Kadın Oyuncu (Drama)&lt;/span&gt;: Sandra Bullock (The Blind Side)&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Film (Müzikal-Komedi)&lt;/span&gt;:Hangover&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal-Komedi)&lt;/span&gt;: Robert Downey Jr. (Sherlock Holmes)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal-Komedi)&lt;/span&gt;: Meryl Streep (Julie &amp;amp; Julia)&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu&lt;/span&gt;: Christoph Waltz (Inglourious Basterds)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu&lt;/span&gt;: Mo'Nique (Precious)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Yönetmen&lt;/span&gt;: James Cameron (Avatar)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Senaryo&lt;/span&gt;: Aklı Havada/ Up In The Air (Jason Reitman, Sheldon Turner)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Animasyon&lt;/span&gt;: Up&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Yabancı Film&lt;/span&gt;: The White Ribbon (Michael Haneke - Germany)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Müzik&lt;/span&gt;: Michael Giacchino (Up)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Şarkı&lt;/span&gt;: Ryan Bingham and T Bone Burnett - The Weary Kind (Crazy Heart)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Dizi (Drama)&lt;/span&gt;: Mad Men&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Erkek Oyuncu (Drama)&lt;/span&gt;: Michael C. Hall (Dexter)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Kadın Oyuncu (Drama)&lt;/span&gt;: Julianna Margulies (The Good Wife)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; En İyi Dizi (Müzikal-Komedi)&lt;/span&gt;: Glee&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Erkek Oyuncu (Müzikal-Komedi)&lt;/span&gt;: Alec Baldwin (30 Rock)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Kadın Oyuncu (Müzikal-Komedi)&lt;/span&gt;: Toni Collette (United States Of Tara)&lt;/p&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Mini Dizi&lt;/span&gt;: Grey Gardens&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Erkek Oyuncu (TV filmi veya Mini Dizi)&lt;/span&gt;: Kevin Bacon (Taking Chance)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Kadın Oyuncu (TV filmi veya Mini Dizi)&lt;/span&gt;: Drew Barrymore (Grey Gardens)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Dizi, TV filmi veya Mini Dizi)&lt;/span&gt;: Chloe Sevigny (Big Love)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Dizi, TV filmi veya Mini Dizi)&lt;/span&gt;: John Lithgow (Dexter)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2986045159098788322?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2986045159098788322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2986045159098788322&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2986045159098788322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2986045159098788322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/01/and-golden-globe-went-to.html' title='And The Golden Globe went to ....'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/S1S8YB_g-GI/AAAAAAAAAdE/44js55aXilg/s72-c/400_rdowneyjr_100117_kwinter_95838197_sbullock_95838260.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-425393719217942918</id><published>2010-01-02T15:00:00.003+02:00</published><updated>2010-01-02T15:16:13.014+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the office'/><title type='text'>The Office - 3</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sz9Dyt30veI/AAAAAAAAAcY/PN8Ilm4r2ag/s1600-h/The-Office-Season-One%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sz9Dyt30veI/AAAAAAAAAcY/PN8Ilm4r2ag/s320/The-Office-Season-One%5B1%5D.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422127014963625442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dizilerin dvdlerini almam genelde, alırsam da ancak uygun bir fiyata bulursam. The Office Sezon 1'in dvd.si D&amp;amp;R'larda 5 Tl.ye düşmüş. Benim gözümde artık efsaneleşen bir dizi olduğundan hemen aldım dvd.sini. Sonra gözlerim diğer sezonların dvd.lerini aradı ama bulamadım bir türlü. Eğer dvd.lerini bekleyip izlemeye çalışsak bu dizileri hem çok bekleyeceğiz hem de 2. sezondan sonra dvd.leri gelmese hevesimiz kursağımızda kalacak. O yüzden iyi ki varsın Rapidshare.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse. Dvd.yi daha eve getiremeden yolsa gördüğüm bir arkadaşa, daha sonra onun geri getirdiği gün yanımızda olan başka bir arkadaşa verdim, ancak dün evdeki diğer dvd.lerin arasında katılabildi. Nasıl bulduklarını sorduğumda olumlu yanıtlar aldım hep. Sonra benim ilk sezonu izlediğimde beğenmediğim aklıma geldi, tekrar oturup baştan sona izledim ve yine çok beğendiğim söylenemez ne yazık ki. Oyuncuların çok yetenekli oldukları su götürmez bir gerçek ama ilk sezonda karakterlerini bir türlü kafalarına oturtamamışlar, olmamış. Yaptıkları her şey, kıyafetleri vs vs sırıtıyor üstlerinde. Eğer sizde bu dvd.yi alır ya da herhangi bir şekilde ilk sezonu izler ve beğenmezseniz hemen vazgeçmeyin bu diziden. Çünkü 2. sezon ve ardından gelen 4 sezon bütün beklentilerinizi karşılayacaktır, kefili benim. Christmas arası falan derken çok özledim diziyi, bi' daha bu kadar ara vermezler ve Holly geri döner inşallah. Her bölüm bir şey olacak ve geri dönecek umuduyla izliyorum resmen.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-425393719217942918?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/425393719217942918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=425393719217942918&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/425393719217942918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/425393719217942918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2010/01/office-2.html' title='The Office - 3'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sz9Dyt30veI/AAAAAAAAAcY/PN8Ilm4r2ag/s72-c/The-Office-Season-One%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1119406320740667985</id><published>2009-12-31T00:52:00.003+02:00</published><updated>2009-12-31T01:41:20.198+02:00</updated><title type='text'>2009 Filmleri</title><content type='html'>3 gün önce sakatlığımın yıldönümüydü. Geçen sene sağ diz ön çapraz bağlarımı koparınca 6 ay boyunca neredeyse hiç dışarı çıkamamıştım. Hal böyle olunca kendimi dizi ve filmlere vermiştim, hatta indirecek film bulamadığım zamanları bile hatırlarım. Sadece uyumak ve yemek yemenin yanında yapılınca film-dizi izlemek bir süre sonra çok sıkıcı oluyormuş meğersem. Başka bir şey yapamadığımdan ötürü sıkılsam da izledim. Blog yazmaya da bu sıkıntıdan başladım aslında. Kaç tane film - dizi izlesende boş vaktin kalıyor ve msn'de takılmayıda sevmiyorsan, başka bir uğraş bulmak zorunlu hale geliyor. İlk başlarda her güne 1 yazı yazarım diye başlamıştım. Bir film izleyip hemen yazacaktım, 1 ay boyunca yaptım bunu ama gerisini getiremedim malesef. Yinede yazmış olmak güzel geldi. 1 Ocak 2009 dan bu yana 253 film izlemişim. İlk altı ay gayet iyi gidiyordu aslında. Gün başına 1 filmden fazla düşüyordu. Sonra yaz tatili gelip, internetim kesilince ve elimde sınırlı sayıda film olunca gün başı ortalamam 1'e kadar düşt, okullar açılınca daha da geriledi ortalama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte izlediğim filmler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SzvhYexyo9I/AAAAAAAAAcA/LvX3_QUeJ50/s1600-h/film1.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 206px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SzvhYexyo9I/AAAAAAAAAcA/LvX3_QUeJ50/s400/film1.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421174387165537234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SzvhYsICDeI/AAAAAAAAAcI/gxIYGr06s54/s1600-h/film2.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 232px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SzvhYsICDeI/AAAAAAAAAcI/gxIYGr06s54/s400/film2.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421174390748483042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SzvhY4BixwI/AAAAAAAAAcQ/zxavF_93vLc/s1600-h/film3.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 217px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SzvhY4BixwI/AAAAAAAAAcQ/zxavF_93vLc/s400/film3.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5421174393942492930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1119406320740667985?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1119406320740667985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1119406320740667985&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1119406320740667985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1119406320740667985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/12/2009-filmleri.html' title='2009 Filmleri'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SzvhYexyo9I/AAAAAAAAAcA/LvX3_QUeJ50/s72-c/film1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1812645646561396105</id><published>2009-12-15T22:21:00.002+02:00</published><updated>2009-12-15T22:33:08.740+02:00</updated><title type='text'>İhtiyacım Varmış.</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SyfwG_j_XSI/AAAAAAAAAaY/vTKUVEQZV3E/s1600-h/oztroc.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 210px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SyfwG_j_XSI/AAAAAAAAAaY/vTKUVEQZV3E/s320/oztroc.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5415561079868579106" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bilen bilir, bilmeyenin profil resimlerimden anlamış olması gerekir, ben şu Özlem Tekin'i çok seviyorum yahu. Malum uzuuuuun zamandır, ne konser verdi, ne albüm çıkardı. Mişa denilen bir arkadaşa inanılmaz vokallerle eşlik etmişti ama o şarkınında dinlenilecek başka bir yanı yoktu. Neyse. Akbank'ın ihtiyaç kredisi reklamlarını bilirsiniz herhalde. İşte daha önce Müslüm Gürses ve Kibariye'den dinlediğimiz şarkıyı, hafif değişik sözleriyle Özlem Tekin söylüyor  yeni reklamlarda. O kadar çok özlemişim ki sesini, reklamı kaydettim, tekrar tekrar dinliyorum. Yeni bir şeylerde O'nun sesini duymayı çok özlemişim. Daha çok bekletme bizi Özlem, yap artık bi' albüm yahu. İhtiyacımız var sana.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1812645646561396105?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1812645646561396105/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1812645646561396105&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1812645646561396105'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1812645646561396105'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/12/ihtiyacm-varms.html' title='İhtiyacım Varmış.'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SyfwG_j_XSI/AAAAAAAAAaY/vTKUVEQZV3E/s72-c/oztroc.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2129562305989298085</id><published>2009-12-04T16:15:00.007+02:00</published><updated>2009-12-04T17:05:43.232+02:00</updated><title type='text'>30 Rock</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkKi5A6EI/AAAAAAAAAYc/o1YhDMQNzOY/s1600-h/key_art_30_rock.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 130px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkKi5A6EI/AAAAAAAAAYc/o1YhDMQNzOY/s320/key_art_30_rock.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411396190845593666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;30 Rock ile tanışmam aldığı ödüller sayesinde oldu, iyi de oldu. Büyük bir 'The Office' fanı olan ben, neden bütün ödülleri '30 Rock'ın aldığını çözmek amaçlı izlemeye başladım ve kafamdaki "ne kadar iyi olabilir ki?" sorusunu yenmeyi başardım. Artık 'en iyi .....' ödülünü aldıklarında hak veriyorum ama içten içe o ödülleri 'The Office'in almasını istemiyor da değilim hani. Gelmiş geçmiş en komik dizi değil belki ama çok iyi düşünülmüş, çok iyi yazılmış ve çok iyi oynanmış bir dizi. Bilinen yöntemlerle güldürmek gibi bir amacının olmayışı, onun ilgi çekici özelliklerinin en birincisi. Tabi ki gülünmeyen bir komedi dizisi değil '30 Rock' ama komedi dizisi 'Two and a Half Men' gibi olmalı diyorsanız, önermek saçma olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkKfwnDOI/AAAAAAAAAYU/-U7ZyY8PG88/s1600-h/3352900134_8a33e596b4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 202px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkKfwnDOI/AAAAAAAAAYU/-U7ZyY8PG88/s320/3352900134_8a33e596b4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411396190005038306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dizinin başrollerinde Tina Fey ve Alec Baldwin var, ki bu ikilinin oloğanüstü performansları sayesinde bu diziden 'çok iyi' diye söz edebiliyoruz. Emmy'lerinden hiç bahsetmeyeceğim çünkü oldukça fazlalar ama bu ikilinin ikişer tane Altın Küre'leri olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Katıldığı birkaç Tv şovundan yola çıkarak Tina Fey için gerçek hayattada dizidenkinden pek farkı yok demek yanlış olmaz herhalde. Bunda bir sorun yok, 'Liz Lemon' gibi bir "buddy"im olsun isterdim doğrusu ama ilerideki rollerinde ne kadar başarılı olabilir ya da biz onu başka bir role yakıştırabilir miyiz onu bilemiyorum. Aldığı ödüllerinden rüzgarıyla (sadece şimdiye kadar aldıkları bile 3-4 sezon daha çektirir) uzun süre devam eder gibi gözüküyor ve bu 'Liz Lemon' karakterinin Tina Fey'in üstüne daha çok yapışması demek. Şöyle güzel bir filmde, iyi bir performasla bundan kurtulması gerek. 'Mean Girls' ve 'Baby Mama' daki gibi rolleri hiç düşünmeden geri çevirmesi lazım bence. Alec Baldwin'ine ise söyleyecek bir söz bulamıyorum. İzlediğim iyi filmleri vardır belki ama saymamı isteseler 'Beterböcek'ten başka aklıma gelmiyor, gelmez. Tam anlamıyla yeniden doğdu Alec Baldwin. Dizinin hem yapımcılarından hem oyuncularından olarak iyide para kaldırmıştır herhalde, artık daha güzel işlerde görürüz kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkJzbPYfI/AAAAAAAAAYE/nU_7C3mTJVI/s1600-h/30-rock-season-3-dvd.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 237px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkJzbPYfI/AAAAAAAAAYE/nU_7C3mTJVI/s320/30-rock-season-3-dvd.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411396178104246770" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu ikilinin dışındaki oyuncular için söylenecek çok fazla şey yok aslında. Bazen 'çok iyi' derken bazen onların sahnelerini atlayarak izliyorum. Bu oyuncuların çoğu Tina Fey'in 'Saturday Night Live' dan tandığı isimler zaten, yeteneklerine sözüm yok ama tutarlılık konusunda eksikleri var. "Ödülleri toplayan dizinin konuk oyuncusu eksik olmazmış" diye bir şey uydursam yanlış olmaz herhalde. 30 Rock'ta da birbirinden ünlü isimler konuk oyuncu olarak boy gösterdi. Salma Hayek ve Jon Hamm bunların en uzun soluklularından ikisi. Bazen bir önceki bölümle alakası olmadan başlıyor ve bitiyor ama bu dizi olmuş. En iyi komedi dizileri listemde 'The Office' ve ' Arrested Development' ten sonra 3. sıraya yerleşti bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkK48tOwI/AAAAAAAAAYk/4ghVoZ7yzHs/s1600-h/liz-lemon-lights-up.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 211px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkK48tOwI/AAAAAAAAAYk/4ghVoZ7yzHs/s320/liz-lemon-lights-up.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5411396196766661378" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2129562305989298085?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2129562305989298085/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2129562305989298085&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2129562305989298085'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2129562305989298085'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/12/30-rock.html' title='30 Rock'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxkkKi5A6EI/AAAAAAAAAYc/o1YhDMQNzOY/s72-c/key_art_30_rock.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5909259294786417059</id><published>2009-12-04T16:15:00.000+02:00</published><updated>2009-12-04T16:15:40.654+02:00</updated><title type='text'>Türk Sinemasında Yeni Bakışlar - 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxbxMyHwqYI/AAAAAAAAAW4/n1B0CQlcNSc/s1600-h/zeki.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 283px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxbxMyHwqYI/AAAAAAAAAW4/n1B0CQlcNSc/s400/zeki.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5410777204247275906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kasım ayında Reha Erdem üzerine yapılan etkinliğin aralık ayındaki konuğu ise Zeki Demirkubuz. Aralık ayı boyunca Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde Zeki Demirkubuz'un 'İtiraf', 'Bekleme Odası', 'Kader' ve 'Masumiyet' filmlerini izlemek mümkün olacak. Bunların yanında 11 Aralık günü Zeki Demirkubuz, Mehmet Demirhan ve Zahit Atam'ın katılacağı bir söyleşide olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-3 Aralık / 12-13 Aralık - İtiraf&lt;br /&gt;15-20 Aralık - Bekleme Odası&lt;br /&gt;22-27 Aralık - Kader&lt;br /&gt;29 Aralık - 3 Ocak - Masumiyet&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seanslar 14.00, 16.30 , 19.00&lt;br /&gt;Öğrenci 2.50 Tl, Tam 3.50 Tl&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5909259294786417059?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5909259294786417059/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5909259294786417059&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5909259294786417059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5909259294786417059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/12/turk-sinemasnda-yeni-bakslar-2.html' title='Türk Sinemasında Yeni Bakışlar - 2'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxbxMyHwqYI/AAAAAAAAAW4/n1B0CQlcNSc/s72-c/zeki.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-7127241576472804961</id><published>2009-11-30T22:50:00.000+02:00</published><updated>2009-11-30T22:51:07.619+02:00</updated><title type='text'>Zombieland</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1ApM1A5-I/AAAAAAAAAWY/WMHuZhJUnXM/s1600/504x-hr-zombieland-7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 305px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1ApM1A5-I/AAAAAAAAAWY/WMHuZhJUnXM/s320/504x-hr-zombieland-7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408049804104230882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Shaun of the Dead"ten sonra korku-komedi türündeki ilk zombi filmim oldu 'Zombieland' ve bu tarzdaki filmlerin bende bıraktığı etkiyi korumayı başardı. Yönetmen Ruben Fleischer'in ilk sinema filmi olmasına rağmen kısa bir süre önceye kadar IMDB Top 250 arasında yer alıyordu film ve hala 8.1 gibi yüksek bir puana sahip. Oyuncular arasında Jesse Eisenberg, Woody Harrelson, Emma Stone ve Abigail Breslin gibi isimler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1AoWOFg6I/AAAAAAAAAWI/b-c1lFpF5wk/s1600/zombieland_photo_08-535x355.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 212px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1AoWOFg6I/AAAAAAAAAWI/b-c1lFpF5wk/s320/zombieland_photo_08-535x355.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408049789445440418" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kural 1 : Kondisyon&lt;br /&gt;Kural 2 : Çift Vuruş&lt;br /&gt;Kural 3 : Tuvaletlere Dikkat!&lt;br /&gt;Kural 4 : Emniyet Kemerini Bağla!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu 4 kuralın görsel olarak anlatıldığı sahneyle başlıyor film. Colombus'a göre bunlar, eskiden Amerika olan artık 'Zombieland' te hayatta kalmak için uygulamanız gereken en önemli 4 kural. Çünkü burdaki zombiler koşan cinsten ve giderek akıllanıyorlar, ayrıca çift vuruş hem emin olmak için lazım hem de gayet zevkli, emniyet kemeri ise bilindik nedenlerden ötürü. Colombus, oluşturduğu bu kurallar sayesinde zombiye dönüşmemiş birkaç kişiden biri olmayı başarmış ve ailesini bulmak için memleketi 'Colombus'a gidiyor. Yolda artık bir nevi zombi avcısı olmuş 'Tallahassee' ile karşılaşıyor ve beraber yolculuk etmeye başlıyorlar. Zombieland'te bir kişiye bağlanmamak kurallar arasında olduğundan, kahramanlarımızın isimleri doğdukları yerlerden geliyor veya kendileri isimler uyduruyor. Zombi öldürmek Tallahassee için çok kolay olsa da, onunda karşı koyamadığı birkaç şey var ve bunlardan en önemlisi 'Twinkie'. Gezegendeki bütün 'twinkie'lerin birkaç ay içinde bozulacağı gerçeği onu 'twinkie' bulmak konusunda daha da sabırsızlandırıyor. Yolculuk sırasında karşılaşılan bir markette bulunması muhtemel 'twinkie'ler için durulup, araştırmak için içeri giriliyor ama 'twinkie' yerine bir abla-kardeş ile karşılaşıyorlar (Wichita ve Little Rock). İlk olarak pek iyi anlaşamayan bu iki grup, zamanla birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar ve doğudaki bir yerde zombisiz bir bölge olduğu dedikodusuna inanmak isteyip, yollara düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1AoFHZUjI/AAAAAAAAAWA/hou4wy7zoy0/s1600/zombieland.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1AoFHZUjI/AAAAAAAAAWA/hou4wy7zoy0/s320/zombieland.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408049784853975602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Açılış sahnesi büyük umutlar veriyor izleyiciye ve film bu beklentiyi karşılıyor sonuna kadar. Bir yol filmi Zombieland ve arayışta olan 4 insanın ilişkilerini anlatan bir film. Uzun zamandır başka bir insanla iletişim kuramamış ve hala zombilerin olmadığı yere inanmıyor gibi görünüp ama inanan 4 kişinin filmi bu. Ufakta olsa korkmak amaçlı izlemeyi düşünenlar varsa bence vazgeçsin, çünkü birkaç görüntü dışında (ki bence yukardaki palyaço en korkunç olanı) korkmak çok zor bu filmde. Bilindik bir senaryoya sahip film ama karakterlerini güzel yazmış senaristler. Hepsinin zayıf yönlerini ve ne yapmak istediklerini gösteriyor bize ve bu, filmde yaptıkları bütün hareketlerin daha anlamlı olmasını sağlıyor. Bu karakterleri hayata geçiren oyuncular daha başarılı, o ayrı. Oyuncular arasında Tallahassee rolündeki Woody Harrelson başı çekiyor. Kovboy tarzının bu kadar yakıştığı çok fazla insan yoktur herhalde. Jesse Eisenberg, filmin 'Michael Cera'sı olmayı layığıyla başarıyor. Emma Stone da 'taş hatun' rolünde ne yapması gerekiyorsa yapıyor. Benim oyunculuk anlamında gördüğüm tek eksik Abigail Breslin. 'Little Miss Sunshine'da harikalar yaratırken izlediğimiz için mi bilmiyorum ama burda biraz donuk geldi bana. Birde küçük sürprizi var filmin. Bill Murray kendisi olarak karşımıza çıkıyor kısa bir süreliğine ve gerçekten renk katıyor filme. Bilindik karakterlerle, bilindik bir senaryoyla yola çıkılmasına rağmen güzel hatta çok güzel bir film çıkmış ortaya ama 'Shaun of the Death' olması için 30-35 fırın ekmek daha yemesi gerekecek, şimdilik çıtır çerez niyetine izlenebilir keyifle, o ayrı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve işte twinkie &lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1IUiNowvI/AAAAAAAAAWo/6jbGyvg6--s/s1600/twinkie_070918_ms1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 200px; height: 150px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1IUiNowvI/AAAAAAAAAWo/6jbGyvg6--s/s200/twinkie_070918_ms1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5408058245160420082" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-7127241576472804961?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/7127241576472804961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=7127241576472804961&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7127241576472804961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7127241576472804961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/11/zombieland.html' title='Zombieland'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sw1ApM1A5-I/AAAAAAAAAWY/WMHuZhJUnXM/s72-c/504x-hr-zombieland-7.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1097135093412029331</id><published>2009-11-20T15:35:00.000+02:00</published><updated>2009-11-20T15:35:06.275+02:00</updated><title type='text'>FilmEkimi 09' (2) - Humpday</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvsZmWN-N-I/AAAAAAAAAVo/wWtEDTHiBVk/s1600-h/Humpday.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvsZmWN-N-I/AAAAAAAAAVo/wWtEDTHiBVk/s320/Humpday.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402940324550948834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;FilmEkimi'nde en çok beklediğim filmdi 'Humpday'. Hiçbir sorun yaşamadan hem de ucuza izleyebilmem yerinde oldu gerçekten. Yönetmeni, senaristi hatta oyuncusu Lynn Shelton'ı tanımazdım ama tanımak için çok büyük bir neden verdi bana bu filmiyle. Önemli üç karakteri Mark Duplass, Joshua Leonard ve Alycia Delmore oluşturuyor. Film Sundance'te büyük ödül için yarışmış ve eve Jüri özel ödülüyle dönmüş. Buradan filmin tarzını çıkarmak zor olmasa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvsZmtv3YdI/AAAAAAAAAVw/JSmHUUYN734/s1600-h/l.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 198px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvsZmtv3YdI/AAAAAAAAAVw/JSmHUUYN734/s320/l.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402940330867122642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;'Humpday' iki üniversite arkadaşının uzun yıllar sonra tekrar bir araya gelmesini anlatıyor basitçe. Bu arkadaşlardan Ben, evli, düzenli bir işe ve sıradan ama mutlu bir hayata sahiptir. Andrew ise Ben'in tam tersi biçimde, göçebe bir şekilde yaşamaktadır ve bir iş için geldiği Seattle'da gecenin ikisinde eski okul arkadaşı Ben'e uğrayıp, geceyi orda geçirmeye karar verir. Andrew'ın bulduğu Ben, aradığıyla pek örtüşmez, en azından o gece için. Bir sonraki gün Andrew yine kendini göstermiş ve çoktan bir kızla tanışıp, akşamı orda geçirmeye karar vermiştir. Andrew'ı alıp, evde Anna ile birlikte yemek için götürmeye gelen Ben, bir süre sonra ortama alışır ve Anna'yı unutup, akşamı orada Andrew ve yeni tanıştığı 'rahat' insanlarla geçirir. Laf bir şekilde yerel bir gazetenin düzenlediği 'Hump-fest', diğer bir deyişle sanatsal porno festivaline gelince, herkes neler yapıp katılacağını anlatır. Kafaları iyi olan Andrew ve Ben de yeni bir ortamda ezik kalmamak için beraber katılacaklarını söylerler. Daha önce hiç yapılmamış bir şey yapacaklardır. Bu film gayliğin ve pornonun ötesinde olacaktır, çünkü içinde iki arkadaş- heteroseksüel erkek olacaktır.  Ben, bu düşüncelerle o akşam bir otel odası bile ayarlar. Ertesi sabah uyanınca ikiside bu işin pek iyi bir fikir olmadığını idrak eder ama hiçbiri çekilmeyi erkekliğine yediremez ve diğerinin çekilmesini bekler. Neden bunu yapamayacaklarına dair nedenler bulurlar karşılıklı olarak ve doğrudur bu nedenler. Özellikle Ben'in eşine bu olayı nasıl anlatacağı büyük bir sorundur. İşte bu noktadan sonra "yapacaklar mı acaba?" sorusunun cevabı üzerine eğiliyor film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvsZmHlhiGI/AAAAAAAAAVg/gnd-WUbzx98/s1600-h/HD3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvsZmHlhiGI/AAAAAAAAAVg/gnd-WUbzx98/s320/HD3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5402940320623200354" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;'Mumblecore' denen bir türün çok başarılı bir örneği 'Humpday'. Mumblecore ise çok düşük bütçeyle, doğaçlama senaryolarla, insan ilişkilerini konu alan filmlere verilen ad oluyor. Türünün bütün özelliklerini gösteriyor film. Çekimlerde 2 adet dijital kamera kullanılmış, ki bu size beraber oturup, konuşuyormuşsunuz hissi veriyor. Bu histe sadece kameraların katkısı yok tabi ki. Oyuncuların inanılmaz doğal performanslarının bunda payı olmadığını söylemek haksızlık olur. Senaryonun kısmen oyunculara bırakılmasının meyvelerini çok iyi almış yönetmen. Ortaya harika diyaloglar içeren sahneler çıkmış. Bunca güzel özelliklerine rağmen, eğlenceyi son 25-30 dakikasına taşıyamamış malesef film. İki arkadaş otel odasına girdikleri anda bir duraksama oluyor. Fiziksel komediyi kaldıramıyor sanki film ve sahneler gereksizce uzamaya başlıyor. O garipliği ve rahatsızlığı vermeyi denemiş yönetmen ama bunda pek başarılı olamamış. Daha önce Baghead'in yönetmen koltuğunda gördüğümüz Mark Duplass burada oyuncu olarak çıkıyor karşımıza ve tüm filmi sırtlıyor neredeyse. Diğer başrollerde çok iyi oynuyor belki ama Mark Duplass'ın gölgesinde kalmaktan kurtulamıyorlar bence. Son yarım saatine rağmen, iyi bir film çıkmış orataya. Yönetmeni Lynn Shelton'u ve başrolü Mark Duplass'ı takip edilecekler listemize eklemeye yetiyor en azından.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1097135093412029331?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1097135093412029331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1097135093412029331&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1097135093412029331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1097135093412029331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/11/filmekimi-09-2-humpday.html' title='FilmEkimi 09&apos; (2) - Humpday'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvsZmWN-N-I/AAAAAAAAAVo/wWtEDTHiBVk/s72-c/Humpday.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6672654684991823515</id><published>2009-11-12T11:30:00.000+02:00</published><updated>2009-11-12T11:26:47.535+02:00</updated><title type='text'>FilmEkimi '09 (1) - Ne te retourne pas a.k.a Don't Look Back</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvNQf2ZP_pI/AAAAAAAAAVI/QVoEGira7Ks/s1600-h/New_ne_te_retourne_pas,0.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400748886254943890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 240px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvNQf2ZP_pI/AAAAAAAAAVI/QVoEGira7Ks/s320/New_ne_te_retourne_pas,0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu sene FilmEkimi maceram pek az filmle ve kötü bitmek zorunda kaldı. Bilet aldığım bütün filmlere gidemeyip, gittiklerimden de istediğimi alamadım malesef. FilmEkimi'nde zaten film seçme gibi bir lüksümüz olmadığı için ve bir filmde Monica Bellucci oynuyorsa o filmi izlemek farz olduğundan, gittik izledik bizde. Yönetmenin bundan bir önceki ve aynı zamanda ilk filminin üzerinden 7 yıl geçmiş. Bu zaman diliminde çok fazla şey izlemiş, çok fazla etkilenmiş, kafasında çok şey biriktirmiş olmalı herhalde, ki bu filminin tarzının ne olacağına bir türlü karar verememiş. Marina de Van'ın yönetmenliğini yaptığı bu filmde, Monica Bellucci'ye Sophie Marceau eşlik etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvNQglDqK3I/AAAAAAAAAVQ/kqcrl2th5Uc/s1600-h/New_ne_te_retourne_pas_b.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400748898780851058" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 234px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvNQglDqK3I/AAAAAAAAAVQ/kqcrl2th5Uc/s320/New_ne_te_retourne_pas_b.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Jeanne (Sophie Marceau) başarılı bir biyografi yazarıdır. 8 yaşından öncesini hatırlayamaması, onu bu unuttuğu zaman dilimi konusunda çok meraklandırır ve annesinin ona anlattıklarından yola çıkıp çocukluluğunun romanını yazarak bu boşluğu doldurmak ister fakat yayımcısı onu reddedince çözemediği şeyler olmaya başlar. Öncelikle kocasının kamerayla çektiği ev görüntüleri ve kendi gördükleri uyuşmamaya başlar ve çok geçmeden kocası ve çocukları da başka insanlara dönüşmeye başlar. Kocasıyla beraber ona ne olduğunu çözmeye çalışırken, kendisinin de başka birine dönüşmesiyle iyice çileden çıkar, Jeanne(artık Monica Bellucci). Tanımadığı bir şehirde, tanımadığı bir evde, tanımadığı insanlarla yaşamak zorunda kalan Jeanne, bütün bunların cevabını hala başkasına dönüşmemiş annesinde aramaya çalışır. Annesinin evinde şans eseri bulduğu bir resimden yola çıkarak bütün bunların çocukluğunun hatırlayamadığı kısmıyla ilgili olduğunu düşünmeye başlar ve bunu araştırmak için yollara düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvNQgnoKwlI/AAAAAAAAAVY/py11BUyp6Ok/s1600-h/New_neteretournepas_promo_13.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5400748899470852690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 180px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvNQgnoKwlI/AAAAAAAAAVY/py11BUyp6Ok/s320/New_neteretournepas_promo_13.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film güzel bir psikolojik gerilim olarak başlıyor aslında ama daha sonra bunu devam ettirmeyip, olayları karmaşıklaştırmayı ve hafif bir kabus havası katmayı deniyor ve böylelikle filmin bütün büyüsünü bozuyor. Bizde bu kadar güzel bir konun bile olsa, yapmak istediğin şeyi bilmediğin zaman ortaya nasıl bir film çıkacağına şahit oluyoruz. Filmdeki birkaç güzel şeyden biri efekt kullanımıydı. Karakterlerin yarı yüzlerinin başka birine dönüştüğü sahnelerde harikalar yaratmışlar. Oyunculara gelirsek, her ne kadar Monica Bellucci'yi çok sevsem de bu rolde Sophie Marceau daha başarılı olmuş sanki. Filmin son yarım saatinde çok fazla aşırı tepkiler veriyor Monica Bellucci, ona kıyasla Sophie Marceau daha tutarlı bir oyunculuk sergiliyor ve bence daha iyi Jeanne oluyor. Son bölümlerde Lynch tarzı şeyler denemeye kalkışıyor yönetmen ama pek başarılı olduğu söylenemez. Zaten çok geçmeden olayları çözmeye başlıyorsunuz yavaş yavaş ve bütün şeyler gereksiz gözüküyor. Belki çok fazla eksiği var benim gözümde ama seyirciyi geren bir hava oluşturmayı çok iyi becermiş, o konuda hakkını yememek lazım. Filmin bütününde bu kadar farklı olmayı denemişken, son sahnede klişelere başvurması olmasa ortalama bir film olabilirdi benim için ama malesef kötü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca hangi kadın Monica Bellucci'ye dönüşmeyi istemez, onu hala anlamadım. Sophie Marceau da kendi halinde güzel belki ama diğer tarafta Monica var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6672654684991823515?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6672654684991823515/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6672654684991823515&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6672654684991823515'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6672654684991823515'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/filmekimi-09-1-ne-te-retourne-pas-aka.html' title='FilmEkimi &apos;09 (1) - Ne te retourne pas a.k.a Don&apos;t Look Back'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SvNQf2ZP_pI/AAAAAAAAAVI/QVoEGira7Ks/s72-c/New_ne_te_retourne_pas,0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5683348130555480265</id><published>2009-10-26T22:55:00.000+02:00</published><updated>2009-10-26T22:56:09.631+02:00</updated><title type='text'>Aanrijding in Moscou a.k.a Moscow, Belgium</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/St26EEKDk6I/AAAAAAAAAUw/-t8oMC5aQvQ/s1600-h/aanrijding+in+moscou.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/St26EEKDk6I/AAAAAAAAAUw/-t8oMC5aQvQ/s320/aanrijding+in+moscou.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394672507657884578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle söylemek istiyorum, sonra yanlış anlaşılma olmasın, filmin adı "Sarıyer, İstanbul " tarzındadır. "Moskova, Belçika'da değil ama" diye düşündüm tabiki en başında ama Belçika'da da varmış. Genth şehirinin bir bölümüne Moskova deniliyormuş ve filmin adının 'Moscow, Belgium' olmasının nedeni de orada çekilmiş olmasıymış. Filmin türü romantik - komedi ama Hollywood tarzı romantik-komedilerden çok farklı, güzel olanlarından bile. Filmin yönetmenliğini Christophe Van Rompaey yapmış, Jean-Claude Van Rijckeghem ve Pat van Beirs ise senaryosunu yazmışlar. Oyuncu kadrosu daha önce pek tanınmamış isimlerden oluşuyor. Barbara Sarafian, Jurgen Delnaet, Anemone Valcke bunlardan birkaç tanesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/St26F_iCp6I/AAAAAAAAAVA/51jC6g9rhMA/s1600-h/moscou.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/St26F_iCp6I/AAAAAAAAAVA/51jC6g9rhMA/s320/moscou.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394672540776048546" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir alışveriş merkezi sahnesiyle açılıyor film. Üç çocuk annesi Matty'nin bezgin, her şeyden bıkmış bir surat ifadesiyle, yanında koşuşturan iki çocuğuyla beraber ruhsuz bir şekilde alışveriş yapmasını izliyoruz. Böyle olmasının nedeninin öğretmen olan kocasının 20li yaşlarda bir öğrencisi için onu terkettiği olduğunu öğreniyoruz. Daha da beteri, Matty hala onu seviyor ve geri gelmesini bekliyor, hatta bu yüzden daha boşanmamışlar bile. Kocasının bir başka kadından sıkılıp, kendisine dönmesini bekleyen 41 yaşındaki bir kadın için hayat pek eğlenceli olmasa gerek. Alışveriş bitiriip, malzemeleri arabaya yükledikten sonra eve gitmek için gaza basıyor Matty ama kocaman bir kamyona çarpıyor. Çarptığı kamyonun sahibi Johnny bir hışımla aşağı inip, bağrınmaya başlayınca, Matty aşağı kalmıyor tabi. Bütün hıncını Johnny'den çıkarıyor sanki. Johnny başta sevmediği bu kadına aşık oluyor birdenbire, tartışma sırasında söyledikleri yüzünden. Matty, önceleri ilgilenmiyormuş gibi dursada, bu tatlı adamın bitmek bilmez ilgisine kayıtsız kalamıyor tabiki. Kocasının geri dönmeye çalışmasıyla birlikte işler karışıyor ve işte film Matty'nin yaptığı bu seçimi anlatıyor bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/St26EsRqNUI/AAAAAAAAAU4/J23sqDnO-mw/s1600-h/large_298124.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/St26EsRqNUI/AAAAAAAAAU4/J23sqDnO-mw/s320/large_298124.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5394672518427194690" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmi bir müzik aleti olarak tarif etmek gerekirse bu alet ya akordiyon ya da mızıka olur herhalde. Benzerlerinden çok farklı bu film çünkü karekterleri çok sıradan ve çok gerçek. Güzel kadın ve yakışıklı erkek yok bu defa başrolde, onların yerine iki 'kaybeden' var. Tip olarak getirdikleri farklılığın yanında çok da iyi oynuyor bu oyuncular. Özellikle Barbara Sarafian rolünün hakkını tam anlamıyla vermiş. İlk baştaki soğuk ve kuşkucu tavırları ve zamanla değişen kişiliğini çok iyi yansıtmış bizlere. Bence geçen senenin en iyi performanslarından birini koymuş ortaya. 'Johhny' rolündeki Jurgen Delnaet de iyi belki ama şekerliği, oyunculuğunun önüne geçiyor sanki. Oyunculuğundan bahsetmek gereken bir diğer isim ise Anemone Valcke. Kardeşlerin en büyüğü rolünde, gelecek için büyük şeyler vaad ediyor bana kalırsa. Sade ve doğal bir oyunculuğu var, e eli yüzüde düzgün olduğuna göre, sırtı yere gelmez bence artık. Filmi bu kadar güzel yapan en önemli unsur ise senaryosu. Akıllıca yazılmış diyaloglar ve anlatılmak isteneni verebilen karakterler ustalıkla oluşturulmuş. Film Cannes Eleştirmenler Haftasından 3 ödülle dönmüş, onların dışında 11 ödül ve 3 adaylığı daha var. Böyle filmler çok fazla çıkmıyor ne yazık ki, bulunca kaçırmamak lazım. Geçen senenin 'Little Miss Sunshine' ı, izlenmeyi gerçekten çok hakediyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5683348130555480265?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5683348130555480265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5683348130555480265&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5683348130555480265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5683348130555480265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/aanrijding-in-moscou-aka-moscow-belgium.html' title='Aanrijding in Moscou a.k.a Moscow, Belgium'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/St26EEKDk6I/AAAAAAAAAUw/-t8oMC5aQvQ/s72-c/aanrijding+in+moscou.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3118195476717931817</id><published>2009-10-19T17:02:00.000+03:00</published><updated>2009-10-19T17:02:58.963+03:00</updated><title type='text'>The Black Balloon</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StjBQ6AunHI/AAAAAAAAAUY/4NJ6E0X3ndE/s1600-h/black_balloon_ver2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StjBQ6AunHI/AAAAAAAAAUY/4NJ6E0X3ndE/s320/black_balloon_ver2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393273049970547826" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Avustralya'dan çıkmış çok fazla film izleme şansım olmadı şimdiye kadar ama küçük bir kısmı bile bu kadar güzelse izlemediklerimin, çok şey kaçırmışım demektir. The Black Balloon, yönetmeni Elissa Down'un ilk uzun metrajlı filmi ama bayaa bir kısa film geçmişi varmış. Senaristliğide Jimmy Jack ile paylaşmış Elissa Down. Başrollerde ise Rhys Wakefield, Luke Ford, Toni Collette ve Gemma Ward gibi isimler var. Katıldığı festivallerden 15 ödül ve 23 adaylıkla dönmüş. Kazandığı en önemli ödül ise Berlin Film Festivalinden aldığı Kristal Ayı ödülü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StjBRkMlXhI/AAAAAAAAAUo/TinpM-vKtnU/s1600-h/Toni_Collette_in_The_Black_Balloon_Wallpaper_2_800.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StjBRkMlXhI/AAAAAAAAAUo/TinpM-vKtnU/s320/Toni_Collette_in_The_Black_Balloon_Wallpaper_2_800.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393273061294562834" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dört kişilik bir aileyi anlatıyor film hatta neredeyse beş. İki erkek kardeş, hamile bir anne ve babadan oluşan 5 kişilik bir aile bu. Ailenin küçük oğlu Thomas(küçük dediğim de film başladığında 15, bittiğinde 16 yaşında) üzerinden anlatılıyor hikaye. Baba asker olduğu için, belirli aralıklarla taşınmak zorunda kalıyorlar ve taşındıkları bu yerde iyi bir başlangıç yapmak istiyor Thomas ama ona göre önünde büyük bir engel var, otistik ağabeyi Charlie. Mümkün olduğunca saklamaya çalışıyor Charlie'yi okuldaki arkadaşlarından ve özellikle de hoşlandığı kız olan Jackie'den. Bu çabaları bir gün Charlie evden kaçıp, şans eseri Jackie'nin evini tuvalet ihtiyacı için kullanmaya karar verdiğinde boşa çıkar. İşler Thomas'ın düşündüğü gibi gitmez, en azından kısmen. Okuldaki arkadaşları konusunda haklı çıkarken, Jackie hakkında yanılır. Annesinin hamileliğinin en son safhada olması ve babasının yoğun işleri yüzünden Charlie'nin bütün yükü Thomas'a kalır ve bu onu iyice bunaltır ama Jackie ona destek olmak için onun yanındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StjBRKFbkVI/AAAAAAAAAUg/IoTt-2V_9s0/s1600-h/r224958_890659.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 177px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StjBRKFbkVI/AAAAAAAAAUg/IoTt-2V_9s0/s320/r224958_890659.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5393273054285238610" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu konuyu Çağan Irmak'ın eline verseniz, birkaç paket mendil eşliğinde izlemek zorunda kalırsınız herhalde ama yönetmen Elissa Down, iki otistik kardeşle büyümenin verdiği tecrübeyle olsa gerek çok daha sakin ve gerçekçi yaklaşmış konuya. Komediyi işin içine tam ayarında katmış yönetmen. Charlie için üzüldüğünüz sahnelerden çok daha fazla gülüp, eğlendiğiniz sahneler var. Oyunculuklar ise filmin en başarılı kısmı. Charlie'yi oynayan 'Luke Ford'un İmdb sayfasına girmesem ve biri bana ısrarla onun gerçekten otistik olduğunu söylese, inanabilirdim herhalde. Luke Ford'un yanında Rhys Wakefield ve Gemma Ward biraz sönük kalsalar da, gayet başarılı oynamışlar. Anne rolü için Toni Collette bence zaten biçilmiş kaftan, daha önce "Towelhead"de hamile rolünde izlemiş ve yine çok beğenmiştim. Burda oyunculuğu nedeniyle değilde daha çok filme dikkat çekmek için oynuyor gibi geldi bana, o ayrı. Toni Collette'nin anne rolünde olduğu filmlerin afişlerinde ağırlıklı sarı renk kullanılıyor olsa gerek(bkz. Little Miss Sunshine), ilginç(en azından bana ilginç geldi). Bu oyuncuların iğrenç Avustralya aksanıyla konuşmamaları ise ayrı bir hoş olmuş."The Black Balloon-Siyah Balon" farklılığa dikkat çekmek için konulan bir isim gibi gözüküyor ama daha yaratıcı bir şey bulabilirlerdi herhalde diye demeden edemeyeceğim. Sonuçta ortaya arşivlik bir film çıkmış, bulup izlemek lazım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3118195476717931817?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3118195476717931817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3118195476717931817&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3118195476717931817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3118195476717931817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/black-balloon.html' title='The Black Balloon'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StjBQ6AunHI/AAAAAAAAAUY/4NJ6E0X3ndE/s72-c/black_balloon_ver2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6604976544699940906</id><published>2009-10-16T22:55:00.000+03:00</published><updated>2009-10-16T22:55:47.569+03:00</updated><title type='text'>(500) Days of Summer</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StYL4lkEr-I/AAAAAAAAAT4/hvyTXrVUNAc/s1600-h/50days-of-summer-posters_opt-11.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 166px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StYL4lkEr-I/AAAAAAAAAT4/hvyTXrVUNAc/s320/50days-of-summer-posters_opt-11.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392510670606741474" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-the following is a work of fiction. any resemblance to persons living or dead is purely coincidental.&lt;br /&gt;-especially you jenny beckman.&lt;br /&gt;-bitch&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazılarla açılıyor film ve daha en başından fazlasıyla eğleneceğimizin sinyalini veriyor. Jenny Beckman'dan çok çekmiş yönetmenimiz Marc Webb'in ilk uzun metrajlı filmi olmasına rağmen Imdb Top 250'de şimdilik 196. sırada yer bulmuş kendisine. Romantik-komedi türünü pek sevmeyen ben, filmi ilk olarak görücüye çıktığı ve büyük övgüler aldığı Sundance Film Festivali'nden beridir merak ediyordum, izlemek ancak nasip oldu. Başrollerde Joseph Gordon-Levitt ve Zooey Deschanel var, aşka dair bu hikayede. Türkiye'de "Aşkın 500 günü" adıyla gösterime girdi. Hala isminde 'aşk' kelimesi var diye film izleyen var mıdır bilmiyorum ama çevirenlerin bir bildiği vardır herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik bir platonik aşk hikayesi gibi gözüksede, benzerlerinden çok farklı bir film. Zaten filmde de denildiği gibi "bu bir aşk hikayesi değil, aşk hakkında bir hikaye"."Kız ve oğlan tanışırlar. Çocuk aşık olur. Kız aşka inanmaz." yazıyor Türkçe afişinde filmin. Filmdeki çocuk, Tom Hansen (Joseph Gordon-Levitt) ilk görüşte aşka inanan ve hala hayallerindeki kızı arayan birisiyken, kız ise tam tersi aşka inanmayan, hafif deli dolu Summer (Zooey Deschanel)'dır. Tom işyerinde Summer'ı gördüğü ilk andan itibaren O'nun aradığı kişi olduğundan emindir ama bunu Summer'a anlatmak biraz zor olur. Bir şekilde Summer'a açılır Tom ama Summer her şeyi en başından söylemiştir, ciddi bir ilişki istemiyordur. Tom her şeyi göze alır ve bu ilişkiye devam eder ama gün gelip Summer ondan ayrılınca hayata küser. Ne yapıp edip Summer'ı geri kazanmaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StYL5Nx73WI/AAAAAAAAAUA/2VevjENMGH4/s1600-h/500-days-of-summer.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StYL5Nx73WI/AAAAAAAAAUA/2VevjENMGH4/s320/500-days-of-summer.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392510681402301794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmi izledikten sonra ''ben bu adamı bir yerlerden tanıyorum'' diyerek girdiğim Imdb, beni yanıltmadı ve hatırlamış oldum ki, Joseph Gordon-Levitt 'Brick'te oynayan elemanmış. Bütün duygularını sadece yüzü vasıtasıyla hissettiriyor bu filmde. Yaşlanınca oynayan o bütün kaslar biraz çirkin bir görüntü oluşturabilir belki ama oyunculuk kariyeri açısından çok yararlı oldukları kesin, o ayrı. Film boyunca 'Tom' ile beraber sevinip, beraber üzülüyoruz ve beraber Summer'dan nefret etmeye çalışıyoruz. Summer'dan nefret etmek o kadar kolay olmuyor tabiki. Zooey bütün o şirinliğiyle bakınca mavi mavi, insan unutuyor her şeyi, aynı şey 'Tom' içinde geçerli olsa gerek bir türlü kopamıyor ondan. Film Tom'un Summer'la yaşadığı 500 günü doğrusal olmayan bir şekilde anlatıyor ve bunu gelişigüzel de yapmıyor bana kalırsa. Kurgu açısından çok başarılı film. Bilmemiz ya da görmemiz gereken her şeyi tam zamanında gösteriyor ve ileri ya da geri sarıyor. Oluşturulan karakterlerin hiçbirinin içi boş değil. Herbirinin neye, nasıl tepki vereceğini az çok tahmin edebiliyorsunuz. Oyuncuların karakterleriyle ve birbirleriyle olan uyumları harika. Joseph Gordon-Levitt karakterin hakkını tam anlamıyla vermiş, e zaten Zooey'i bu tarz rollerde görmek onu tanıyanlar için pek yeni değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StYL5ojDY3I/AAAAAAAAAUI/qm0Qq_ylHeo/s1600-h/500-days-of-summer-review-3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StYL5ojDY3I/AAAAAAAAAUI/qm0Qq_ylHeo/s320/500-days-of-summer-review-3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5392510688587637618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yakaladığı renkler ve güzel kamera açıları filmi farklı kılan birkaç diğer unsur. Şimdiye kadar anlattıklarımın hepsi önemliydi tabiki ama Marc Webb'in yaptığı bir şey var ki; o, bu filmi benim gözümde özel bir yere koyuyor. Bir sahnede 'Tom'un aklından geçenleri iyice anlatmak için, ekranı ikiye bölüp, yarısında "expectations-beklentiler", diğer yarısında "reality- gerçekler"i göstermesi bence filmin doruk noktasıydı. Filme dair bir diğer güzel nokta ise soundtracki. The Smiths, Regina Spektor hatta Carla Bruni gibi isimler var soundtrackte. Benim en sevdiğim şarkı ise "expectations-reality" kısmında çalan Regina Spektor- Hero oldu. Tekrar tekrar dinlemeden edemiyor insan. Romantik komedilerin en sevdiğim yanı güzel soundtrackleri olmaları zaten.(Bkz. Once, Bkz. Nick &amp;amp; Norah's Infinite Playlist). Filmin sonunu eleştirmeden geçemeyeceğim birde. Sonunu söylemiyorum tabiki ama izleyince bana hak vereceksiniz zaten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6604976544699940906?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6604976544699940906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6604976544699940906&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6604976544699940906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6604976544699940906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/500-days-of-summer.html' title='(500) Days of Summer'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StYL4lkEr-I/AAAAAAAAAT4/hvyTXrVUNAc/s72-c/50days-of-summer-posters_opt-11.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2762453253273681328</id><published>2009-10-10T13:28:00.004+03:00</published><updated>2009-10-11T18:31:31.379+03:00</updated><title type='text'>Kærlighed på film / Just Another Love Story</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StH5-6aVa9I/AAAAAAAAATg/Wjn6772FmWE/s1600-h/DVn9Orns48Syqs_l.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StH5-6aVa9I/AAAAAAAAATg/Wjn6772FmWE/s320/DVn9Orns48Syqs_l.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391365088166112210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Afişi ve ismi bana pek çekici gelmemesine rağmen izledim ve iyi ki izlemişim diyorum. Kuzeylerden gelen filmlere karşı zaafım var benim. Belki çoğunu bulabilme şansımız olmadığından sadece güzel olanlarını bulup izliyoruz, o yüzden kuzeyden hep iyi film çıkar gibi bir yargıya sahibim ama ne desem ne yapsam bu düşüncemi değiştiremiyeceğim herhalde. Herhangi bir filmi gördüğüm anda izleme gereksinimi oluşuyor. Filmin yönetmenliğini, senaryoyu da yazan Ole Bornedal yapmış. Başrollerde ise Rebecka Hemse ile Anders Bethelsen var. Her ne kadar bu ikilinin yüzleri bana feci halde tanıdık gelsede, imdb sayfalarına bakınca izlediğim bir filmlerini bile göremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StH5_deNJlI/AAAAAAAAATo/se0EeTqEyG4/s1600-h/just-another-love-story-01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 204px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StH5_deNJlI/AAAAAAAAATo/se0EeTqEyG4/s320/just-another-love-story-01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391365097577588306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hikayesi isminden de anlaşılacağı gibi öyle pek ahım şahım değil ama bu hikayenin işlenişini iyi becermişler, o ayrı. 2 çocukluk mutlu bir aileyi izliyoruz filmin başında. Jonas bu hayattan ufak ufak sıkılmaya başlamış olsa bile, pek fazla renk vermiyor ya da vermemeye çalışıyor. Jonas'ın bu sıkıcı ve sıradan hayatı bir trafik kazasıyla değişiyor. Karısı Mette'nin filmin başından beri değiştirmeyi önerdiği ama bir türlü değiştirmedikleri araba yolda aniden durunca, arkadan gelen ve ağlamaktan dikkatini pek yola veremeyen Julia kaza yapıyor. Julia Jonas'ın bu sıradan hayatından bir çıkış bileti oluyor. Jonas onun hayatına ve kendisine ilgi duymaya başlıyor. Mette bir nevi tahmin ediyor başına gelecekleri sanki, arabayı değiştirelim derken. Jonas'ın hastaneye Julia'yı dolaşmaya gittiğinde, içeri girmek için sevgilisiyim demesiyle işler başka bir yöne sapıyor. Tam o sırada resepsiyonda bulunan Julia'nın abisi Jonas'ı Julia'nın sevgilisi olan Sebastian sanıyor. Jonas'ın bu duruma ses çıkarmamasıyla, işler birazcık daha karışıyor. Buraya kadar gayet normal bir aşk hikayesi gibi gidiyor film ama ileri doğru, Julia'nın başına gelenleri öğrendikçe film biraz daha gerilime kaçıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StH5-uDEv2I/AAAAAAAAATY/GK3rACqesss/s1600-h/16139.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 216px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StH5-uDEv2I/AAAAAAAAATY/GK3rACqesss/s320/16139.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5391365084847325026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aldığı ödüllere ve katıldığı festivallere bakınca, benim için en değerli festivallerden biri olan Sundance göze çarpıyor. "Ben sevmedim konusunu, ne bu böyle?" diyorsanız, Sundance' de yarışmış olduğu için deneyebilirsiniz belki. Tamam güzel film ama saçma sapan kısımları da yok değil hani, hatta azımsanmayacak kadar var bu kısımlardan ama bunları filmin içine iyi eritmişler. Oyuncular ise filmin en başarılı parçası bence. Özellikle 'Mette' rolündeki 'Charlottte Fich' çok iyi oynamış. Filmin bir diğer artısıysa kurgusu. Zaten filmi ilgi çekici kılan bu başarılı kurgusu. Bence izleyin, beğenmeseniz bile Danimarka'dan bir film izlemiş olursunuz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2762453253273681328?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2762453253273681328/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2762453253273681328&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2762453253273681328'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2762453253273681328'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/krlighed-pa-film-just-another-love.html' title='Kærlighed på film / Just Another Love Story'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/StH5-6aVa9I/AAAAAAAAATg/Wjn6772FmWE/s72-c/DVn9Orns48Syqs_l.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-9178554225510341926</id><published>2009-10-08T22:48:00.003+03:00</published><updated>2009-10-08T23:44:04.251+03:00</updated><title type='text'>Away We Go</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Ss5ORsMLRoI/AAAAAAAAATI/4SVuiIWHd-I/s1600-h/away-we-go-2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 207px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Ss5ORsMLRoI/AAAAAAAAATI/4SVuiIWHd-I/s320/away-we-go-2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390331869836035714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçen senenin bence en çok hakkı yenen filmi olan 'Revolutionary Road'un yönetmeni Sam Mendes bu sefer pek ara vermeden bir film daha çekmiş, 'The Office' de yeterince parlamış olmasına rağmen, doğru dürüst filmlerde, doğru dürüst rollerde oynayamamış John Krasinski oynamış filmde, e hal böyle olunca izlemeden edemedik. John Krasinski'nin yanına Maya Rudolph'u koyup, yan rollerede Maggie Gyllenhaal gibi isimleri yerleştirmiş Sam Mendes.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Ss5OQpR4ZdI/AAAAAAAAAS4/NKYl91L592E/s1600-h/away_we_go_photo_8.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 212px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Ss5OQpR4ZdI/AAAAAAAAAS4/NKYl91L592E/s320/away_we_go_photo_8.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390331851874788818" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evli olmayan ama evli bir çiftten farkı olmayan Verona ve Burt, Burt'un ailesine yakın bir yerde yaşamaktadır. Verona ailesini kaybettiği için, hamile olduğunu öğrendiğinde yaşadıkları yer onlar için daha anlamlı olmuştur. Burt'un ailesi bebek 6 aylıkken, 2 yıl Avrupa'da yaşayacaklarını söyleyince yaşadıkları yerin hiçbir önemi kalmaz ve akraba ve arkadaşlarının yaşadıkları birkaç yeri gözden geçirip, en beğendikleri yere taşınma kararı alırlar. Sıra sıra Phoenix, Montreal gibi şehirlere gidip, hem şehiri inceler hemde orada oturan arkadaş/akrabalarla buluşurlar. Kendileri daha büyüyememişken, 3 ay sonra anne ve baba olacak bu iki kişinin gezilerinde yaşadıklarını ve kendileri ve bebekleri için en iyi şehri seçmelerini anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Ss5ORJc9zSI/AAAAAAAAATA/qrsD_mDLT4Y/s1600-h/awaywego.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 185px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Ss5ORJc9zSI/AAAAAAAAATA/qrsD_mDLT4Y/s320/awaywego.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5390331860511214882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Karakterlere bakarsak komedi filmi olması gerekiyor ama drama kısmı hiç azımsanacak gibi değil. Duygusallığın ağır bastığı kısımlar filmin eğlenceli yapısını hiç bozmuyor hatta daha da güçlendiriyor diyebilirim. Karakterleri güzel oturtmuş Sam Mendes ama yaptıkları işleri öyle ucuz geçmese çok daha güzel olurdu sanki. Bunun dışında çok düzenli ve güzel bir senaryosusu var. Film belirli bir tempoya oturmuş öyle gidiyor. Çıkışları yok belki ama inişleride yok, hiçbir zaman yormuyor insanı ve bir solukta izlettiriyor kendini. John Krasinski benim için yetenekli bir oyuncuydu filmden önce ama şu an kendisi için çok daha büyük sıfatlar düşünüyorum. Oynadığı karakter bence çok zor, çünkü bir yudum fazla sulu olsa veya bir yudum daha ciddi olsa olmazmış herhalde, ayarını tam tutturmuş. Maya Rudolph'un başarılı performansından da bahsetmek gerekir ayrıca. Yan rollerden birinde Maggie Gyllenhaal gibi bu tarz filmlerde olmazsa olmaz bir oyuncuyu koyarak tam yerinde bir karar vermiş Sam Mendes. Belki gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri değil ama son zamanlarda izlediğim en iyi filmlerden biri olduğu kesin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-9178554225510341926?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/9178554225510341926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=9178554225510341926&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/9178554225510341926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/9178554225510341926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/away-we-go.html' title='Away We Go'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Ss5ORsMLRoI/AAAAAAAAATI/4SVuiIWHd-I/s72-c/away-we-go-2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5535079199371502028</id><published>2009-10-04T13:03:00.005+03:00</published><updated>2009-10-05T17:35:25.795+03:00</updated><title type='text'>Dancer in the Dark</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsoCwcc0A2I/AAAAAAAAASQ/xEL22WsvBOc/s1600-h/dancer-in-the-dark-2000-stor.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 219px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsoCwcc0A2I/AAAAAAAAASQ/xEL22WsvBOc/s320/dancer-in-the-dark-2000-stor.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389122935396238178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lars Von Trier'in adını çok duydum ama sadece 1-2 filmini izledim şimdiye kadar. Madem o kadar iyi yönetmenmiş izleyelim bari diyerek bu filmi buldum ama bu filmde de Björk oynuyor(Pek hoşlanmam kendisinden) diye erteledikçe erteledim izlemeyi. Sakatlıkta yerimden kalkamazken, elimdeki filmler birer birer azalınca mecburen izledim ve çok kızdım bu kadar beklediğim için. Filmden sonra Björk gözüme daha şirin gelemeye başladı resmen ve artık rahatlıkla söyleyebilirim ki Lars Von Trier işinde en iyilerden biri. Oyuncular arasında Catherine Deneuve, Peter Stormare gibi isimler var. Ayrıca Bjork'e Cannes'ta 'En iyi Kadın Oyuncu' ödülünü, Lars Von Trier'e de Altın Palmiyeyi kazandırmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsoCvhhHvGI/AAAAAAAAASA/XifXZC6CTcQ/s1600-h/Bjork.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsoCvhhHvGI/AAAAAAAAASA/XifXZC6CTcQ/s320/Bjork.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389122919576616034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Selma'nın gözlerinde bir problem var ve gitgide körleşiyor. Aynısının çocuğunada olacağını bildiği için kalkıp Amerika'ya geliyor hem çocuğunun ameliyatı için yeterli parayı biriktirmek hemde Amerika bu ameliyatın yapılacağı tek yer olduğu için. Kendisini düşünmüyor bile, sadece oğlunun ameliyat masraflarını karşılamak için gece gündüz çalışıyor. Neredeyse kör olduğu halde kimseye bir şey belli etmiyor, ki onu işten kovmasınlar diye. Hatta göz muayenesinden önce harflerin sırasını bile ezberliyor. Oturduğu evin sahipleri bir polis ve karısı. Polis eşini mutlu etmek için çok uğraşıyor ama kadının yaptığı tek şey para harcamak. Bill'in parası bittiğinde ne yapacağını şaşırıp, Selam'nın parasını çalıyor. Asıl önemli olaylar bundan sonra başlıyor zaten. Selma parasını geri alıp, oğlunun ameliyat olmasını garantilemek için elinden geleni yapıyor, bu uğurda ölüm bile korkutmuyor onu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsoCwBaLkoI/AAAAAAAAASI/y6Oy4cCMuIA/s1600-h/DancerInTheDark02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 219px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsoCwBaLkoI/AAAAAAAAASI/y6Oy4cCMuIA/s320/DancerInTheDark02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5389122928137441922" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Müzikallerde kötü bir şey olmuyor" diyor Selma ve sıkıldığı, bunaldığı zaman kendi müzikaline kaçıyor, çevresinde duyduğu sesleri kullanarak. Müzikal denilemez filme ama dediğim gibi müzikal kısımlarıda var. Zaten filmin en beğendiğim bölümünü müzikal bir kısım olşturuyor. Jeff, Selma'ya "Göremiyorsun değil mi?" diye sorduktan sonra, Selma'nın "Görecek ne var ki" deyip 'I've Seen It All' u söylediği sahne hiç aklımdan çıkmıyor. Şarkının sözlerinin çok basit ama bir o kadar anlamlı olması, Bjork'un jest ve mimikleriyle birleşince inanılmaz olmuş. (Soundtrack'te Thom Yorke ile beraber söylemiş. O da güzel ama filmin etkisinden midir bilinmez, ben tek başına söylediği versiyonunu daha bi' beğendim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu filmde Bjork'ten başkası oynasaydı bu etkiyi yaratamazdı herhalde film. Bjork'ü hiç sevmem ama bu filmden sonra daha sıcağım kendisine karşı. Hoş, kendisinin oynabileceği tek rolün burdaki gibi bir rol olduğunu düşünüyorum, o ayrı. Lars Von Trier'in garip kamera tekniklerini seviyorum ben, filmi ilginç kılıyor. Bu filmde de eksik bırakmamış bizi onlardan. Diğer oyuncularda çok çok başarılı, özellikle Catherine Deneuve. Giriş müziği harika olmasına rağmen biraz durgun başlıyor film ama ipleri eline alınca hiç rahat bırakmıyor sizi. Öyle sulugöz biri değilimdir ama bu filmde neredeyse her dakika ağlayasım geldi. Filmin bazı sahnelerini ilk izleyişimden bu yana onlarca defa tekrar izledim. Son sahnede kapağı açtıklarında çıkan sesten o kadar etkilendim ki, her tekrar izleyişimde, o ses gelmeden kapatıyorum. Selma'nın son şarkıyı duymadan, sinemadan çıkması gibi bir şey olsa gerek bu da. Öyle böyle değil, çok etkileyici bir film. Lars Von Trier belki sadece bir anne'nin hikayesini anlatıyor gibi görünüyor ama altına sıkıştırdığı şeyler belki görünürdekinden daha önemli. İyi yazılmış, iyi oynanmış, iyi yönetilmiş. Hiçbir eksiği yok bence filmin, tam arşivlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=d9zFt6M_GLo"&gt;I've Seen It All&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;i've seen it all, i have seen the trees,&lt;br /&gt;i've seen the willow leaves dancing in the breeze&lt;br /&gt;i've seen a friend killed by his best friend,&lt;br /&gt;and lives that were over before they were spent.&lt;br /&gt;i've seen what i was - i know what i'll be&lt;br /&gt;i've seen it all - there is no more to see!&lt;br /&gt;you haven't seen elephants, kings or peru!&lt;br /&gt;i'm happy to say i had better to do&lt;br /&gt;what about china? have you seen the great wall?&lt;br /&gt;all walls are great, if the roof doesn't fall!&lt;br /&gt;and the man you will marry?&lt;br /&gt;the home you will share?&lt;br /&gt;to be honest, i really don't care...&lt;br /&gt;you've never been to niagara falls?&lt;br /&gt;i have seen water, its water, that's all...&lt;br /&gt;the eiffel tower, the empire state?&lt;br /&gt;my pulse was as high on my very first date!&lt;br /&gt;your grandson's hand as he plays with your hair?&lt;br /&gt;to be honest, i really don't care...&lt;br /&gt;i've seen it all, i've seen the dark&lt;br /&gt;i've seen the brightness in one little spark.&lt;br /&gt;i've seen what i chose and i've seen what i need,&lt;br /&gt;and that is enough, to want more would be greed.&lt;br /&gt;i've seen what i was and i know what i'll be&lt;br /&gt;i've seen it all - there is no more to see!&lt;br /&gt;you've seen it all and all you have seen&lt;br /&gt;you can always review on your own little screen&lt;br /&gt;the light and the dark, the big and the small&lt;br /&gt;just keep in mind - you need no more at all&lt;br /&gt;you've seen what you were and know what you'll be&lt;br /&gt;you've seen it all - there is no more to see!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5535079199371502028?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5535079199371502028/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5535079199371502028&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5535079199371502028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5535079199371502028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/dancer-in-dark.html' title='Dancer in the Dark'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsoCwcc0A2I/AAAAAAAAASQ/xEL22WsvBOc/s72-c/dancer-in-the-dark-2000-stor.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-696593048977664883</id><published>2009-10-03T19:51:00.002+03:00</published><updated>2009-10-03T19:59:48.287+03:00</updated><title type='text'>Inu to watashi no 10 no yakusoku / 10 Promises to My Dog</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SseBQ7jXQuI/AAAAAAAAARo/i2OJI0vjeqs/s1600-h/10pro-1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SseBQ7jXQuI/AAAAAAAAARo/i2OJI0vjeqs/s320/10pro-1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5388417607035994850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sevmiyorum böyle filmleri ben. Saito'nun annesi hastalanınca öleceğini bildiği için ona bir köpek hediye ediyor(gibi) ve bu köpeğe karşı tutması gereken 10 söz belirliyor. Saito köpeği çok seviyor ve sözleri tutacağına yemin ediyor. Bu arada anne ölüyor ve köpek(Socks) ve Saito birbirleriyle çok fazla içli dışlı oluyorlar. E kız büyüyor, köpek büyüyor derken araları açılıyor biraz vs vs. Nereden bir şey bulsamda seyirciyi ağlatsam diye bas bas bağıran bir film. Her şeyini ağlatma üzerine koymuş olduğu için ben en başından kaybetti zaten ama öyle çirkin bir film değil, gayet eli yüzü düzgün. Birde Çağan Irmak çekseydi bu film kimbilir neler yapar, hüngür hüngür ağlatırdı milleti diye düşünmeden de edemiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-696593048977664883?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/696593048977664883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=696593048977664883&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/696593048977664883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/696593048977664883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/inu-to-watashi-no-10-no-yakusoku-10.html' title='Inu to watashi no 10 no yakusoku / 10 Promises to My Dog'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SseBQ7jXQuI/AAAAAAAAARo/i2OJI0vjeqs/s72-c/10pro-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5202254609269225058</id><published>2009-10-02T14:42:00.003+03:00</published><updated>2009-10-02T15:21:35.099+03:00</updated><title type='text'>27 Dresses</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsXwQVD3L9I/AAAAAAAAARg/MAs5_JLQBJQ/s1600-h/27dresses.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 194px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsXwQVD3L9I/AAAAAAAAARg/MAs5_JLQBJQ/s320/27dresses.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387976692540583890" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Arada sırada romantik komediler izleyesim geliyor, özellikle ev-okul vb. yerlerdeki işlerin yoğunlaştığı zamanlarda. Güzelini bulmak biraz zor olduğundan pek sık olmuyor ne yazık ki. Bu tarz filmlerin en başarılı oyuncularından biri bence Katherine Heigl. Hem çok yetenekli hemde çok samimi gelen bir güzelliği var(Evet, samimi güzellik). Yönetmenliğini Anne Fletcher yapmış, ki kendisi yönetmenlik işine gireli daha çok olmamasına rağmen büyük isimlerle çalışmış, tutan ve güzel işler yapmış.(Bkz. The Proposal). James Marsden. Malin Akerman gibi oyuncularda Katherine Heigl'e eşlik ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsXvshDsACI/AAAAAAAAARQ/q84Vr3zUGq8/s1600-h/27dresses_3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsXvshDsACI/AAAAAAAAARQ/q84Vr3zUGq8/s320/27dresses_3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387976077285785634" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Jane küçük bir kızken katıldığı bir düğünden sonra nedimelik işine kafayı takmış. O yüzden doğru düzgün tanımadığı insanların düğünlerinin neredeyse tamamını o organize ediyor. Tabi bu arada kendi düğününde damat olarak görmek istediği kişi ise patronu George. Jane'in ultra sorumsuz, hoppa kardeşi Tess, George'la karşılaşıp, tavlayınca iki kardeş arası açılmaya başlıyor. Tess'in George'a iyi görünmek uğruna attığı yalanları duydukça Jane'in öfkesi daha da artar. Düğünden düğüne koşturan Jane, bir seferinde gazetede düğünler hakkında yazılar yazan Kevin ile tanışır. Bu ikili ilk olarak birbirlerinden hoşlanmamış gibi gözüksede, bu durum pek uzun sürmez. Filmde Jane'in kardesi Tess'e nasıl tahahmmül ettiğini anlatıyor bir nevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsXv9HpdOTI/AAAAAAAAARY/rsHI5yTTpX0/s1600-h/2008_27_dresses_019.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsXv9HpdOTI/AAAAAAAAARY/rsHI5yTTpX0/s320/2008_27_dresses_019.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387976362522655026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Filmin adı '27 Dresses', Jane'in nedime olarak katıldığı 27 düğünden arta kalan 27 elbiseden geliyor. Türkçe'ye ise 'Benimle Evlenir misin?' gibi ustaca çevrilmiş. Seyircinin 'Benimle Evlenir misin?' adlı bir filmi '27 Elbise' adlı bir filme tercih edeceğini düşünmüş olsalar gerek. Senaryo açısından benzerlerinden pek bir farkı yok, belirli aşk üçgenlerinde biraz dolaştıktan sonra mutlu sonla bitiyor film. Katherine Heigl'in performansını beğendim. Suratına bakınca zaten bu filmdeki karakterine benzetiyorum ben. Çok çok iyi bir film değil ama güzel zaman geçirmek için tavsiye edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Belki biraz kız filmi denilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5202254609269225058?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5202254609269225058/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5202254609269225058&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5202254609269225058'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5202254609269225058'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/10/27-dresses.html' title='27 Dresses'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsXwQVD3L9I/AAAAAAAAARg/MAs5_JLQBJQ/s72-c/27dresses.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1066448602712921864</id><published>2009-09-30T17:09:00.005+03:00</published><updated>2009-10-01T21:25:17.748+03:00</updated><title type='text'>Leverage</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsTy1GzohSI/AAAAAAAAARI/WS5YCkTzWYY/s1600-h/leverage.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsTy1GzohSI/AAAAAAAAARI/WS5YCkTzWYY/s320/leverage.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387698048416122146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;CNBC-e'nin bu seneki 3 yenisinden benim en çok ilgimi çeken dizisi bu oldu. CNBC-e'den duydum ama ordan takip etmiyorum. Öyle olunca yeni bölümlere yetiştim bile. Bir kere başlayınca ara verilmiyor resmen. Evet belki çok klişe dizi, belki bölümün başından ileride neler olacağı belli oluyor ama yinede çekiyor kendine. Böyle dizilerde karakterler çok önemli bence, bu hırsızlar işlerinde çok iyi oldukları için, ister istemez biraz kendini beğenmiş oluyorlar. Leverage da bu kendini beğenmişliğin dozunu çok iyi ayarlamışlar. Zaten başka türlü olunca soğuyorum ben diziden. Oyunculuklarda gayet başarılı dizide. Tutuk başlayan 'Hardison' dışında herkes çok iyi, zaten o da ilerleyen bölümlerde kopardı gitti. Dizinin en sevdiğim karakteri ise Parker. Daha önce karşılaşmadığımız için pek üzgünüm valla. Bu kadar güzel hemde sevimli insan olamaz herhalde. Keskin bakışları ve ani gülüşleriyle kalbimizde büyük bir yer etti.&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsTy09yrN9I/AAAAAAAAARA/5zZ_BhmogA4/s1600-h/parker-alive-white-leverage.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 252px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsTy09yrN9I/AAAAAAAAARA/5zZ_BhmogA4/s320/parker-alive-white-leverage.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387698045996185554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;CNBC-e şöyle diyor dizisi hakkında,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolder2_ContentLabel"&gt;ABD'de kısa süre içinde sadık bir izleyici kitlesi edinen Leverage, A Takımı ve Görevimiz Tehlike gibi klasikleşmiş dizilerin mirasçısı olarak, modern zamanın Robin Hood’larını izleyiciyle buluşturuyor. Acımasız sigorta şirketlerine, uluslararası dev holdinglere ve yaptıkları haksızlıklar yanlarına kar kalan pek çok kuruma karşı artık halkın elinde bir koz var. Nate Ford’un başını çektiği ekip, yasalara uygun dolandırıcılıkları kimsenin yanına kar bırakmıyor. Her biri farklı alanlarda uzman dört azılı dolandırıcı ve eski bir sigorta müfettişi, mahkemede hakkın yerini bulamadığı davaları, kendi bildikleri yoldan çözüyor. Komplo teorileri, ajan hikayeleri ve bulmacalardan hoşlanıyorsanız; entrikanın, aksiyonun ve ekip ruhunun birleşimi Leverage’ı kaçırmayın. Oscar ödüllü oyuncu Timothy Hutton’ın başı çektiği oyuncu kadrosu, CNBC-e’nin sevilen dizisi Coupling’den hatırlayacağınız Gina Bellman ile renkleniyor. &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1066448602712921864?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1066448602712921864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1066448602712921864&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1066448602712921864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1066448602712921864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/09/leverage.html' title='Leverage'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsTy1GzohSI/AAAAAAAAARI/WS5YCkTzWYY/s72-c/leverage.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2288645802694185212</id><published>2009-09-30T16:42:00.001+03:00</published><updated>2009-09-30T16:44:24.436+03:00</updated><title type='text'>C Blok</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNgkwGjL-I/AAAAAAAAAQs/7HpWBnjrBjA/s1600-h/287342246_BadcQNEC8Azi48bZIgOeJ43R2VvDAUNeFkPsaymHg3GAlNF1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 223px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNgkwGjL-I/AAAAAAAAAQs/7HpWBnjrBjA/s320/287342246_BadcQNEC8Azi48bZIgOeJ43R2VvDAUNeFkPsaymHg3GAlNF1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387255763769176034" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Zeki Demirkubuz en sevdiğim Türk yönetmen kategorisinde Reha Erdem’le çekişir durur ama hep bir adım önde gelir bana. Bir türlü kısmet olmamıştı ustanın ilk filmini izlemek ve nihayet bütün filmlerini izlemiş oldum kendisinin. Eski bir ‘Şaşıfelek Çıkmazı’ sever olarak Zuhal Gencer’i izlemek eğlenceli olacak sanmıştım ama niye ekranlarda pek görünmediğini anlamış oldum azıcık. Zuhal Gencer’in yanında Fikret Kuşkan, Serap Aksoy, Selçuk Yöntem de var filmde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNgkgyigjI/AAAAAAAAAQk/PG6sScg8_CE/s1600-h/resim003.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 184px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNgkgyigjI/AAAAAAAAAQk/PG6sScg8_CE/s320/resim003.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387255759658713650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Evliliğiyle ilgili problemlerinin arttığı bir zamanda, kapıcının oğluyla, hizmetçisinin kendi yatağında sevişirken gören bir kadının girdiği arayışı anlatıyor film. Belki bir ilk film için iyi olabilir ama diğer filmleriyle karşılaştırınca güçsüz kalıyor ne yazık ki. Kesinlikle bir Kader ya da Masumiyet değil ama kötü demekte gelmiyor içimden. Bence senaryo açısından biraz zayıf kalmış ama Zeki Demirkubuz’un gelecekte neler yapacağına dair iyi işaretler veriyor. Fikret Kuşkan’ın gayet iyi oyunculuğundan da bahsetmek gerekir, filmi baştan sona o sürüklüyor. Sonuçta Zeki’nin diğer filmlerini izlemiş biri için çok kötü gelebilir ama ortalama üstü denilebilir bence.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2288645802694185212?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2288645802694185212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2288645802694185212&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2288645802694185212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2288645802694185212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/09/c-blok.html' title='C Blok'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNgkwGjL-I/AAAAAAAAAQs/7HpWBnjrBjA/s72-c/287342246_BadcQNEC8Azi48bZIgOeJ43R2VvDAUNeFkPsaymHg3GAlNF1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5772419553321299994</id><published>2009-09-30T16:35:00.002+03:00</published><updated>2009-09-30T16:40:03.788+03:00</updated><title type='text'>Better Things</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNfizCD5VI/AAAAAAAAAQM/etrWpDlHJW0/s1600-h/betterthings1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNfizCD5VI/AAAAAAAAAQM/etrWpDlHJW0/s320/betterthings1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387254630684288338" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Başlattığım ‘bu seneki !f’te gösterilen filmlerden izlemediğim kalmasın kampanyası’nın son ayağını oluşturdu ‘Better Things’. Şöyle bir düşününce doğru düzgün İngiliz filmi izlemediğim geldi aklıma ya da izledim ama farkında değildim. Daha farkında olarak İngiliz filmlerine yaptığım bu başlangıç için iyi bir seçim değilmiş ne yazık ki bu film, tam !f’te yarışacak dozda bir film tabi, orası ayrı. Yönetmenliğini ve senaristliğini Duane Hopkins yapmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNfjDvj0UI/AAAAAAAAAQU/nZDOelwFKyw/s1600-h/9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 316px; height: 216px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNfjDvj0UI/AAAAAAAAAQU/nZDOelwFKyw/s320/9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387254635170091330" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Birkaç farklı hikayeden oluşuyor film. Birisi dışarıya çıkmaktan korkan bir kızın, büyükannesinin bakımevinden eve gelmesiyle yaşadığı değişimi anlatıyor. Bir diğeri  kocasını bakımevine gönderdikten sonra pişman olup geri getiren bir kadın ve kocasının tekrar birbirlerine alışmasını, ve bir diğeri de sevgilisini aşırı dozdan kaybetmiş bir çocuğun yaşadıklarını ve onun arkadaşının bu olaydan sonra sevgilisiyle yaşadıklarını anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNfjnhsFnI/AAAAAAAAAQc/7V9iE7hK8C8/s1600-h/Betterthings_duanehopkins460.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 192px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNfjnhsFnI/AAAAAAAAAQc/7V9iE7hK8C8/s320/Betterthings_duanehopkins460.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387254644775589490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Donuk renkler eşliğinde, ‘ben mutsuz bir film olacağım’ diye haykırıyor film. Oyuncularda buna inanmış olsa ki , bir nebze olsun değişmiyor ifadeleri. Bu gereksiz soğukluk ve mutsuzluk dışlıyor ister istemez insanı filmden. İngiliz ağabeylerin gereğinden fazla çirkinlikleriyle ortalarda dolaşmaları ve bu çirkinliğe rağmen güzel kız arkadaşları olmaları da filmi beğenmemenin başka bir nedeni. Tek kaş birinin o kadar güzel burunlu bir sevgilisi olmamalı yani. Bu sene gösterdiği popüler filmlerin ardından, bu tarz filmleri de programına katmış olduğunu görünce, !F’in yine ortayı bulamadığını ne yazık ki anlamış oldum. Bir gün düzelir inşallah diyor, beklemeye geçiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5772419553321299994?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5772419553321299994/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5772419553321299994&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5772419553321299994'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5772419553321299994'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/09/better-things.html' title='Better Things'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNfizCD5VI/AAAAAAAAAQM/etrWpDlHJW0/s72-c/betterthings1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6582172410249270623</id><published>2009-09-30T16:31:00.002+03:00</published><updated>2009-09-30T16:34:27.001+03:00</updated><title type='text'>The Children</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNeJFxF-hI/AAAAAAAAAP0/1sT4-2NFk0g/s1600-h/the-children.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNeJFxF-hI/AAAAAAAAAP0/1sT4-2NFk0g/s320/the-children.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387253089525168658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güzel korku filmi bulmak çok zor valla. Aslında ortada çok fazla korku filmi var ama çoğu birbirine benzeyen öylesine filmler. İsminden anlaşılacağı üzere bu filmde korkmamız gereken kişiler çocuklar. Daha önce yine çocukları konu almış bir korku filmi izlemiştim ‘Ils/Them’ diye ve beğenmiştim. İnşallah ona benzer diye başladım filme ve maalesef yine hayal kırıklığı.Yönetmenliğini Tom Shakland yapmış, Eva Birthistle, Stephen Campbell Moore gibi isimler oynamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNeJQ4IigI/AAAAAAAAAP8/ba5wCxFkINE/s1600-h/The-Children-II-3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 172px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNeJQ4IigI/AAAAAAAAAP8/ba5wCxFkINE/s320/The-Children-II-3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387253092507486722" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Elaine’nin Casey ve Leah adında iki çocuğu vardır ve tek çocuğu olan Jonah’la birliktedir(Çocuklar önemli diye bu kadar ayrıntıya girdim). Yılbaşını kız kardeşinin şehir dışında, doğru dürüst telefon bile çekmeyen evinde geçirmeye karar verirler ve oraya giderler. Kız kardeşinin de 2 tane çocuğu vardır. Leah eve ilk geldiği andan beri rahatsızdır ve garip davranır. Biz onda bir problem olduğunu biliriz (hatta ben yine şeytanın oğlu muhabbeti mi acaba diye düşünmüştüm) ama biz hariç herkes hiçbir şeyden şüphelenmezler. Onun haricinde başlarda her şey iyi gider. Odalarına çekildiklerinde birbirlerini çekiştirirler, çocuklar beraber oynamaya başlarlar gibi. Bir sonraki gün yemek masasında çocuklar çıldırmaya başlayınca, hepsini dışarı çıkarıp oynamaya başlarlar. Çocukları eğlendirmek için tepeden kayarken, bir kaza yaşanır ve bu olaydan sonra hiçbir şey doğru gitmez. Çocuklar anne ve babalarını öldürmeye çalışır. Her neyse bu çocukları delirten şey, ilk olarak küçük yaştakileri etkilediği için Casey de anne ve babalarıyla birlikte tehlikededir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNeJ_j2_QI/AAAAAAAAAQE/uGz1dXWqpmw/s1600-h/The-Children-II-6.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNeJ_j2_QI/AAAAAAAAAQE/uGz1dXWqpmw/s320/The-Children-II-6.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387253105038916866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum ben mi anlamadım ya da cidden anlatmadılar mı ama neden çocukların delirdiğini bir türlü öğrenemedim. Hal böyle olunca hiç sevemedim filmi. Zaten çocuk oyuncuları pek güzel seçememişler. Aslında çocuklar cidden korkutucu olabilirler ama bunu doğru kullanmayı herkes başaramıyor demek ki. Çocukların o küçücük beyinleriyle yaptıkları milimetrik hesaplamalar, inanılmaz güçlenişleri gibi şeyler çok abartı duruyordu filmde. Senaryoyu güzel yazmaktan çok, anne ve babalara nasıl daha iğrenç işkence edebiliriz diye düşünmüşler ama onda bile başarılı olamamışlar, ki toplasan hepsini 4 tane yetişkin var ve biz sadece ikisinin ölümünü görüyoruz. Bunu izlemeyi düşünenlere ‘Ils’i önerir, yazıyı bitiririm.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6582172410249270623?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6582172410249270623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6582172410249270623&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6582172410249270623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6582172410249270623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/09/children.html' title='The Children'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNeJFxF-hI/AAAAAAAAAP0/1sT4-2NFk0g/s72-c/the-children.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-454188352620955595</id><published>2009-09-30T16:28:00.005+03:00</published><updated>2009-09-30T16:40:39.062+03:00</updated><title type='text'>Twin Peaks : Fire Walk With Me</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNdVjxSf9I/AAAAAAAAAPs/LhAJ61_LTIk/s1600-h/twin-peaks-fire-walk-with-me-ost-mp3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 314px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNdVjxSf9I/AAAAAAAAAPs/LhAJ61_LTIk/s320/twin-peaks-fire-walk-with-me-ost-mp3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387252204225855442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İzlemediğim filmlerin dvd’lerini almam genelde. Almam için çok güvendiğim yönetmenlerin filmleri olması gerekir. D&amp;amp;R’da “4 adet dvd 15 tl” gibi bir kampanya görünce almadan edemedim. Bildiğim ve beğendiğim birkaç filme David Lynch’in bu filmini de ekledim. Bir iki sene önce bir arkadaşım ‘Twin Peaks’in dizisini almış, onda görünce bende izlemek istemiştim ama sonradan vazgeçmiştim. Artık diziden önceki hikayeyi izlediğime göre rahat rahat dizinin kendisine geçebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNdLI0S0xI/AAAAAAAAAPk/aPINeLQqiMg/s1600-h/twin_peaks_fire_walk_with_me__1992.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 180px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNdLI0S0xI/AAAAAAAAAPk/aPINeLQqiMg/s320/twin_peaks_fire_walk_with_me__1992.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387252025192010514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Teresa Banks diye garson bir kızın öldürülmesinin ardından sürdürülen soruşturmayla açılıyor film. Herhalde böyle soruşturmayla devam edecek bu film derken, yönü değişiyor ve bir sene sonraya atlıyor yine aynı kasabada. Laura Palmer’ın hikayesini anlatmaya başlıyor. Laura okulunda (lise) çok popüler ama bir sorunu var, o da uyuşturucu bağımlısı olması. Uyuşturucu için geceleri fahişelik yapıyor. Bu gecelerden birinde, her şey pek yolunda gitmiyor maalesef.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elephant Man’i ayırırsam, David Lynch’in izlediğim bütün filmleri pek karışıktı. Twin Peaks biraz arada kalmış. Düz bir anlatımı yok yine ama bir ‘Lost Highway’ ya da ‘Mullholland Drive’ değil kesinlikle, hele INLAND EMPIRE hiç değil. İnsanı tedirgin yapan bir yapısı oluyor adamın filmlerinin, rahat rahat oturup izleyebileceğiniz filmler yapmıyor. Bu filmde de aynen öyle yapmış, diken üstünde izliyorsunuz mecburen. Bu tedirginlik insanı filmden soğutmuyor, hatta daha çok sevdiriyor. Bir çırpıda bitiveriyor film. Oyuncuların ve senaryonun güzelliği de ayrıca takdire şayan. Lynch’in filmlerini sevenler kaçırmasın derim valla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-454188352620955595?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/454188352620955595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=454188352620955595&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/454188352620955595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/454188352620955595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/09/izlemedigim-filmlerin-dvdlerini-almam.html' title='Twin Peaks : Fire Walk With Me'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SsNdVjxSf9I/AAAAAAAAAPs/LhAJ61_LTIk/s72-c/twin-peaks-fire-walk-with-me-ost-mp3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2643413863142712511</id><published>2009-09-14T00:40:00.001+03:00</published><updated>2009-09-14T00:52:00.344+03:00</updated><title type='text'>Baghead</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sq1pG-ddWII/AAAAAAAAAOE/lHpqP-04J5w/s1600-h/bagheadposter-%282%29.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 215px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sq1pG-ddWII/AAAAAAAAAOE/lHpqP-04J5w/s320/bagheadposter-%282%29.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381072698344298626" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu seneki !f’te(8.) Amerikan bağımsızları bölümünde gösterilmişti film. Bu sene hiçbir filme gidemediğimden, programı ikide bir  karıştırıp, filmleri bulmaya çalışmak zorunda kalıyorum maalesef. !f’te gösterilen filmlerin nasıl çıkacağı pek belli olmuyor. İnanılmaz derecede sıkıcı filmler izlemek hiç işten bile değil. Baghead sıkıcı değil belki ama insanı bağlayan bir yapısı da yok. Yönetmenliğini Jay ve Mark Duplass yapmış, oyuncular pek tanıdık değil bana, büyük ihtimalle oyuncu bile değiller hatta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sq1pHAtL69I/AAAAAAAAAOM/YHOJ7wazLtc/s1600-h/large_ae.baghead9.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sq1pHAtL69I/AAAAAAAAAOM/YHOJ7wazLtc/s320/large_ae.baghead9.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381072698947136466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir festivaldeki film gösterimiyle açılıyor. Filmin adı “We are naked”, küçük bütçeyle çekilmiş bir film. Hatta gizli kameralar kullanılmış, doğaçlama olmuş vb., böyle garip bir film işte. Film sonrası söyleşisi oluyor gösterimden sonra ve işte nasıl çektiniz, ettiniz tarzı sorular soruluyor. Filmi izleyip, soru soranlardan biriside bizim dörtlüden. Bu dörtlü, oyuncu olmak isteyen ama belli bir yaşa gelmiş olmalarına rağmen hala doğru düzgün bir rol alamamış kişiler(iki erkek, iki kadın). Matt filmin yönetmeniyle hafiften dost oluyor, onu ve nasıl film çektiğini daha iyi anlayınca, film çekmeye karar veriyor. Bu kararı arkadaşlarına açıklıyor ve birlikte senaryo yazmak için, ıssız bir yere gidiyorlar. Michelle’in gördüğü kafasına kese kadığı geçiren bir adam sonrası ( bu adamı rüyada mı gerçekte mi gördüğünü ben çözemedim), filmin türü korkuya dönüyor. Bu dörtlü film yazmaya çalışırken kendilerini garip olayların içinde buluyorlar. Aynı anda birbirleri arasındaki ilişkilere de şöyle bir bakış atıyor güzelce.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sq1paPZgkbI/AAAAAAAAAOU/bZENtGiTXx0/s1600-h/2008_baghead_005.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sq1paPZgkbI/AAAAAAAAAOU/bZENtGiTXx0/s320/2008_baghead_005.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5381073029308649906" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız filmlere dair güzel bir bakış açısı geliştirmiş film. Ciddi eleştiriler getirmiş bu konuya ve bir o kadar da oyuncu olmaya çalışan insanlara değinmiş film. Film içinde film, rüya içinde rüya gibi şeyleri pek sevmem ama bunu beğendim sanki. Oyuncuları gayet başarılı buldum Greta Gerwig dışında. Sarhoş sesi yapmayı filmlerden öğrendiği çok belli oluyor, kendisi pek bir şey katmamış karaktere ne yazık ki. Onun dışında iyi düşünülmüş, iyi göndermelerle örülmüş, izlenmelik bir film.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2643413863142712511?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2643413863142712511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2643413863142712511&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2643413863142712511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2643413863142712511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/09/baghead.html' title='Baghead'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sq1pG-ddWII/AAAAAAAAAOE/lHpqP-04J5w/s72-c/bagheadposter-%282%29.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3168600208418741307</id><published>2009-06-17T15:40:00.003+03:00</published><updated>2009-06-17T15:47:59.603+03:00</updated><title type='text'>Not Sool / Daytime Drinking</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SjjlvSdxkZI/AAAAAAAAAN0/FKW6omfTwxw/s1600-h/daytimedrinking_1.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SjjlvBNGI6I/AAAAAAAAANs/e1Z9UvJjPMQ/s1600-h/daytimedrinking.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348277153442440098" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 223px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SjjlvBNGI6I/AAAAAAAAANs/e1Z9UvJjPMQ/s320/daytimedrinking.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kore’den çıkan korku filmleri pek bi’ güzel ve farklı oluyor ama böyle küçük bütçeli güzel yapımları da oluyormuş, öğrenmiş olduk. 3-4 oyuncu, bir kamera, birkaç mekan ve bol bol içki(sadece içki şişesi yeter aslında) ayarlayarak böyle bir film çekmek mümkün. Birçok önemli festivallerde gösterilmiş ama ödül açısından pek şanslı değil maalesef. Young-Seok Noh yönetmenliğini yapmış hatta sadece yönetmenliğini değil her şeyini kendisi yapmış filmin, Kang-hee Kim veSam-dong Song oynamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izlemeden önce fragmanına bakmıştım. Filmin gidişatına dair birçok şey var fragmanda, o yüzden bende pek çekinmeyeceğim anlatırken konusunu. Bir bar sahnesiyle açılıyor film. Ana karakterimiz kız arkadaşından ayrılmış, yani sözde onun için toplanılmış. Teselli edilmeye çalışılıyor ama arkadaşları ondan daha çok içiyor ve pek yardımcı olmuyorlar ona. Biri bir fikir atıyor ortaya, Jeongseon’da fuar varmış ve kafa dağıtmak için oraya gitmelilermiş. bizim eleman baştan bu fikre sıcak bakmasa da, yoğun ısrarlar sonucu kabul ediyor gitmeyi. Sonraki sabah atlıyor otobüse, gidiyor ama vardığında arkadaşlarından hiçbirini orda bulamıyor. Çok kısa bir süre sonra fuarın dün bittiğini, kasabanın ölü bir şehre dönüştüğünü, arkadaşlarının hala akşamdan kalma olduklarını ve yakın bir zamanda oraya gelemeyeceklerini öğreniyor. Başta geri dönmeyi düşünse de, arkadaşının telefondaki ısrarlarına karşı koyamıyor ve onun bulduğu otele gitmeye koyuluyor. Doğru oteli bulamıyor maalesef ve garip bir tatile başlamış oluyor. Başına gelen her kötü olayda geri dönmeyi düşünüyor ama oraya gelmeyi her seferinde erteleyen arkadaşının telefondaki ısrarları üzerine devam ediyor tatiline ve hiç iyi geçmiyor tatili. Dolandırlıyor, soğukta bırıkılıyor, tacize uğruyor… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5348277331180076066" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sjjl5XVDPCI/AAAAAAAAAN8/Gq03wHbdnJg/s320/daytimedrinking_1.jpg" border="0" /&gt; &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Dar alanlarda genelde tek, açık alanlarda en fazla 2-3 kamera açısı var filmde. Adamın yürüyüşünü göstermek yerine kesik kesik görüntüleri birleştirerek yürüdüğünü hissettirmiş ve çok canlı tutmuş filmi bence özellikle en başta. Filmdeki bütün karakterler çok iyi oluşturulmuş, hepsi aslında ne olduklarına dair hafif ipuçları veriyorlar ama genelde belli etmiyorlar amaçlarını çok. Belki de çok başarılı oyunculuklar sergiledikleri için karakterler bana o kadar güzel geldi, belki o kadar derin değiller, ama bence güzeller. Uzun planlar ve pek akıcı olmayan haline rağmen garip bir şekilde eğlenceli bir film olmuş, belki ilk bölümün başlarında biraz sıkılmak mümkün ama o kadarcık. Birde bu arkadaşların yemek yemelerini izlemek zorunda kalmasak bir o kadar daha güzel olacak film ama bununla idare edeceğiz artık.&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3168600208418741307?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3168600208418741307/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3168600208418741307&amp;isPopup=true' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3168600208418741307'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3168600208418741307'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/06/not-sool-daytime-drinking.html' title='Not Sool / Daytime Drinking'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SjjlvBNGI6I/AAAAAAAAANs/e1Z9UvJjPMQ/s72-c/daytimedrinking.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5700916687911289778</id><published>2009-05-26T23:59:00.002+03:00</published><updated>2009-05-27T00:40:32.184+03:00</updated><title type='text'>Le premier jour du reste de ta vie / The First Day of the Rest of Your Life</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShxguAUaZxI/AAAAAAAAANU/jFsG0KPMfBg/s1600-h/affiche-le-premier-jour-du-reste-de-ta-vie.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShxguAUaZxI/AAAAAAAAANU/jFsG0KPMfBg/s320/affiche-le-premier-jour-du-reste-de-ta-vie.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340249601630430994" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tesadüf eseri buldum filmi ve izlemeye başlayıp daha ilk dakikasında Deborah François ismini okuyunca şok oldum. Hemen kendisinin IMDB sayfasına girdim ve baktım, meğersem ben bu filmi aramışım ya da arama motorları oyun oynuyor bana. Hem güzel bir film izlemiş oldum hemde Deborah'ı izlemiş oldum, çok mutluyum resmen. Yönetmeni ve senaristi Remi Bezançon, oyuncuları tanımıyorum ama pek yabancı gelmiyorlar bana(hele o ortanca kardeş). Fransız filmleri genelde durgun olur gibi bir görüş yerlemiş kafamda, bu filmle biraz biraz vazgeçmeye başladım sanki o düşünceden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShxguDlaeyI/AAAAAAAAANc/UbTOdcz3hgs/s1600-h/18950861_w434_h_q80.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShxguDlaeyI/AAAAAAAAANc/UbTOdcz3hgs/s320/18950861_w434_h_q80.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340249602507045666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Aslında anlatılacak bir konusu yok filmin. Bir aileyi anlatıyor diyebiliriz kısaca, belli bir olay üstüne değil, aileye yoğunlaşmış. Belirli zamanlardaki ailenin durmunu izlettiriyor bize. 1988'de başlıyor film ve biraz izlettirip birkaç yıl atlaya atlaya 2004'e kadar geliyor. Her bölümün ana karakteri ailenin başka bir üyesi oluyor. Yeri gelmişken söyleyeyim 5 kişilik bir aile bu. 2 erkek, 1 kız çocuk ve anne, babadan oluşuyor. Yani 5 parçadan oluşuyor film. Her bölümde bir karakter üzerinden yola çıkarak ailenin üyelerinin birbirleri arasındaki ilişkilerini konu alıyor. Baba taksicilik yapıyor, 'kafa' biri olarak tanımlanabilir, anne çocuklarına hem düşkün hem değil, tabiki onları çok seviyor ama fazla göz önünde değil bu sevgi. Erkek kardeşlerden biri(büyük) doktor, bir diğeri hayali gitarist, ve kızda alternatif rockçı. Bunların hepsini bir eve toplayınca eğlenceli sahneler çıkmış ortaya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShxguVwXNFI/AAAAAAAAANk/8qAeuvS1pNs/s1600-h/PREMIER%2520JOUR%2520DU%2520RESTE%2520DE%2520TA%2520VIE%2520PHOTO3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 215px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShxguVwXNFI/AAAAAAAAANk/8qAeuvS1pNs/s320/PREMIER%2520JOUR%2520DU%2520RESTE%2520DE%2520TA%2520VIE%2520PHOTO3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5340249607384806482" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Senaryo açısından bence gayet başarılı olmuş film ama en başarılı olduğu konu oyunculuklar bana kalırsa. Zaten bu tarz filmlerde üstüne düşülmesi gereken konu oyunculuktur benceve herkes altından çok iyi kalkmış, belki ortanca kardeş çok iyi olmayabilir ama kötü denmez. Herkesin bu iyi oyunculukları karakterlerle özdeşleşmeyi kolaylaştırıyor, onlarla sevinip, üzülüyor ya da kızıyorsunuz, aile içinde taraf oluyorsunuz. Deborah bu filmle beraber en iyi "newcomer" ödülü almış Cesar'dan. 2006'dan 2009'a kadar 3 kere aynı(newcomer) ödüle aday gösterilmesi hafif hakaret gibi ama en azından bu sene ödülü vermişler kendisine, artık en iyi kadına aday yaparlarsa yaparlar herhalde. Film hakkında bahsedilebilecek bir diğer şey müziğin çok yoğun kullanılması olabilir.  Karakterlerinde müzikle araları çok iyi olunca, çok güzel şarkılar duymak mümkün olmuş filmde. Filmin girişi ise ayrı güzeldi benim için, insanı filme hazırlıyor sanki. "Böyle böyle bir film izleyeceksin hazır ol" diyor gibiydi, çok sevdim. İlk yarısı çok eğlenceli, 2. yarısı ilk yarıya oranla daha duygusal bir film ama neşesi hiç eksik olmuyor, 'feel good movie' olmuş resmen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ek: kafama takıldı nerden tanıyorum diye, girdim baktım hepsine ortanca kardeş C.R.A.Z.Y'de oynayan elemanmış meğersem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5700916687911289778?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5700916687911289778/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5700916687911289778&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5700916687911289778'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5700916687911289778'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/le-premier-jour-du-reste-de-ta-vie.html' title='Le premier jour du reste de ta vie / The First Day of the Rest of Your Life'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShxguAUaZxI/AAAAAAAAANU/jFsG0KPMfBg/s72-c/affiche-le-premier-jour-du-reste-de-ta-vie.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1806681418144670139</id><published>2009-05-25T22:50:00.002+03:00</published><updated>2009-05-25T23:55:01.390+03:00</updated><title type='text'>Dzien Swira / The Day of the Freak</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShsFlVyVG2I/AAAAAAAAANM/U-woNgB9enc/s1600-h/Dzien+swira-plakat.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 222px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShsFlVyVG2I/AAAAAAAAANM/U-woNgB9enc/s320/Dzien+swira-plakat.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339867922239396706" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Marek Koterski'nin 2002 yapımı filmi. Büyük ihtimalle izlediğim ilk Polonya filmi. Ulusal festivallerden eli boş dönmemiş ama uluslararsı bir başarısı yok. Filmin adı eğer ingilizce çeviri başarılıysa çok iyi uymuş filme. Tam anlamıyla bir kaçığın gününü anlatıyor film. Her şeyi özenle yapan, kimseyi sevmeyen, güvenmeyen bir adamın hikayesi. 7 rakamına takmış, planlarını saat başlarında, en olmadı buçuklarda yapan biri, bildiğin sorunlu yani. Hoş, bazı yaptığı hareketleri "oha aynısını bende yapıyorum lan" diyerek izledim ama onun her şeyi biraz abartı. Bu adamın hayatını anlatırken topluma birkaç laf, politikacılara birkaç laf atıveriyor ayaküstü. Bilmiyorum benim ruh halimden mi ama sevemedim ben bu filmi IMDB puanına bakarsak çoğu kişi sevmiş ama. İlk 15 dakikasından sonra adamın hiçbir ilginç yönü kalmadı benim açımdan, tekrara düşmeye başladı ve beni kaybetti. Farklı olunmak istenmiş o belli ama bence çokta başarılı olunmamış. Malesef vasat. Adam çok iyi oynamış, o ayrı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1806681418144670139?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1806681418144670139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1806681418144670139&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1806681418144670139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1806681418144670139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/dzien-swira-day-of-freak.html' title='Dzien Swira / The Day of the Freak'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShsFlVyVG2I/AAAAAAAAANM/U-woNgB9enc/s72-c/Dzien+swira-plakat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-7107693249794423412</id><published>2009-05-25T21:51:00.003+03:00</published><updated>2009-05-25T22:36:42.459+03:00</updated><title type='text'>Bikur Ha-Tizmoret / The Band's Visit</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShrwMokuIxI/AAAAAAAAANE/WJoxYbts83E/s1600-h/band-s-visit-bikur-ha-tizmoret-poster-0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 246px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShrwMokuIxI/AAAAAAAAANE/WJoxYbts83E/s320/band-s-visit-bikur-ha-tizmoret-poster-0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339844408041677586" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Küçücük ama bir o kadar sevimli, Eran Kolirin'in bol ödüllü filmi. Bol derken 40 ödül ve 9 adaylıktan bahsediyorum, ki bu sadece IMDB'ye yansımış olanlar. Ödüllerinin içinde Cannes'dan "Un Certain Regard - Jury Coup de Coeur" yani "Belirli bir bakış" ödülüde bulunuyor. Ortadoğu sineması son zamanlarda oldukça yükselişte, önemli festivallerden büyük ödüllerle dönüyorlar genelde. Çok iyi politik filmler yapsalarda, ben en çok bu küçük bütçeli filmlerini seviyorum oraların. 'Bikur Ha-Tizmoret' o tarz filmlerin çok çok iyi bir örneği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShrwMVBOTLI/AAAAAAAAAM8/KxLCugfgb8c/s1600-h/bikur_ha_tizmoret_02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 175px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShrwMVBOTLI/AAAAAAAAAM8/KxLCugfgb8c/s320/bikur_ha_tizmoret_02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339844402792516786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Film başlarken, hikayenin büyük bir kısmını ana hatlarıyla anlatıyor zaten. Bir kerede ben anlatayım. Mısır Polis Bandosu bir açılış için İsrail'e gelmiştir fakat havaalanında onları kimse karşılamamıştır. Burda 2 ihtimal var, ya unuttular ya da hiç alakadar olmadılar. Bu bandonun disiplinli, sorumluluk sahibi, sert şefi Tawfig Zacharya kendi işlerini kendilerinin görmesi gerektiğini buyurur ve ellerindeki adrese giden otobüs aramaya başlarlar. Otobüs sormak için giden Haled, gördüğü kızı tavlamaya çalışırken isimleri karıştırınca farklı bir kasabada bulurlar kendilerini. Tekrar bir otobüs bulmak için girdikleri şehirde karşılaştıkları Dina'dan en erken otobüsün bir sonraki gün olduğunu öğrenince geceyi mecburen orada geçirirler. Film bandonun o kasabada kaldığı gecede, onların ve onları misafir edenlerin hayatlarını anlatıyor bize. 2 kültür arasındaki farklara ve kuşaklar arasındaki farklara değiniyor genelde ve daha tadını çıkaramadan bitiyor ne yazık ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShrwMJm_rVI/AAAAAAAAAM0/WYzdE0T7xVI/s1600-h/bikur-ha-tizmoret.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 242px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShrwMJm_rVI/AAAAAAAAAM0/WYzdE0T7xVI/s320/bikur-ha-tizmoret.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339844399729716562" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Toplam süresi yaklaşık olarak 90 dakika, bunun başı, sonuda var, yani 80 dakikalık bir şey. Belki bu filmleri güzel yapan şeylerden biri kısa olmaları ama yinede daha fazlasını istemeden edemiyor insan. Aslında öyle inanılmaz bir senaryosu, inanılmaz farklı karakterleri falan yok filmin. Tahmin edilebilir, genelde kullanılan şeylerden oluşuyor film ama bunları öyle bir birleştiriyor ki, tadından yenmiyor harbiden. Karakterlere yöneliyor genelde film, onlar üzerinden anlatıyor her şeyi, farklarını koyuyor ortaya ve çokta başarılı yapıyor bunu. Duygusal sahneler, diğer sahnelere çok iyi yedirilmiş, hiç aşırıya kaçmamış. Arada bizi biraz üzsede genelinde yüzünüzde bir gülümsemeyle izliyorsunuz filmi. Kahkalar attığım sahnelerde yok değil hani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birde yönetmen nasıl anlatmış derseniz diye&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"bir zamanlar, ama çok eskiden değil, mısırlı küçük bir polis bandosu israil'e gelmiş. bir açılış töreninde çalacaklarmış, ama ister bürokrasi yüzünden deyin, ister talihsizlikten, havaalanında onları kimse karşılamayınca kendi başlarına kalakalmışlar. başlarının çaresine bakmaya çalışınca kendilerini çölün ortasında, kuş uçmaz, kervan geçmez, küçük bir israil kasabasında buluvermişler. kayıp bir kasabada kaybolmuş bir bando. bu hikâyeyi hatırlayan fazla kimse yokmuş. çünkü zaten pek de önemli değilmiş."&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-7107693249794423412?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/7107693249794423412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=7107693249794423412&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7107693249794423412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7107693249794423412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/bikur-ha-tizmoret-bands-visit.html' title='Bikur Ha-Tizmoret / The Band&apos;s Visit'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShrwMokuIxI/AAAAAAAAANE/WJoxYbts83E/s72-c/band-s-visit-bikur-ha-tizmoret-poster-0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-987597935318450036</id><published>2009-05-24T14:35:00.002+03:00</published><updated>2009-05-24T15:12:12.127+03:00</updated><title type='text'>Jolene</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shk5gvWvSUI/AAAAAAAAAMk/mb3-prk-3oA/s1600-h/Jolene%5B7%5D.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shk5gvWvSUI/AAAAAAAAAMk/mb3-prk-3oA/s320/Jolene%5B7%5D.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339362067854870850" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;E.L. Doctorow kitabı yazmış, Dennis Yares senaryolaştırmış kitabı ve Dan Ireland da yönetmenliğini yapmış. Birsürü oyuncu oynamış ama başrolde bence daha çok adını duyacağımız Jessica Chastain var. Yukarıda görüldüğü gibi afişi gayet kötü ama film için kötü denmez. Bir arada kalmışlık var ama kötü değil kesinlikle.'Osmanlı Cumhuriyeti'ni izleyen bilir, film güldüreyim mi, duygusala mı bağlayayım derken kafayı yemişti. İşte 'Jolene' de aynen öyle olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç akrabası yok Jolene'in, küçüklükten beri verildiği ailelerde de, diğer yerlerde de hep tacize/tecavüze uğramış. Bunlardan kurtulmak için daha 15 yaşında evleniyor. Sevmiyor aslında onu ama rahat bir hayat sürmek için evleniyor onunla. Planları pek yolunda gitmiyor ama ne yazık ki Jolene'in. Önce kocasının amcası olmak üzere, bir çok kişi farklı yerlerde dayanamıyor Jolene'in güzelliği karşısında. Orası olmayınca, kalkıp başka yere gidiyor. Fırtına gibi esiyor biraz, geçtiği yerleri yıkıyor, kendide aşınıyor ama bu süreçte. Aklı başına geliyor bazen, bu sefer yapmayacağım diyor ama huylu huyundan vazgeçmiyor malesef. Her gittiği yerde evlenmiş ya da biriyle beraber yaşıyor olarak buluyor kendini. İşte filmde Jolene'in düzgün bir hayat kurma, güzelce yaşayıp, resim yapacağı bir hayat kurmaya çalışırken yaşadıkları anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shk5g7kNtnI/AAAAAAAAAMs/GTtzEJXoMMI/s1600-h/Jolene_%28Jessica%29_8-1019-low_res.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shk5g7kNtnI/AAAAAAAAAMs/GTtzEJXoMMI/s320/Jolene_%28Jessica%29_8-1019-low_res.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339362071132616306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fİlm öyle bir başlıyor ki, absürd komedi bir film izleyeceğimi sandım baştan. Abartılı, garip karakterler, yükses sesli, garip aksanlı konuşmalar, abartılı oyunculuklar vardı en başında ama beklenmedik bir şekilde ciddileşmeye başlıyor film. Ciddi devame derken birden absürdlüğe vurup, sonra tekrar ciddileşiyor. Yönetmen ne yapacağına karar verememiş bir türlü malesef, ve buda filmi bayaa bi' aşağıya çekmiş bence. Kadın'ın toplumdaki yerini anlatmaya soyunmuş o belli, ama bunu daha özgün bir biçimde daha keskin bir biçimde yapabilirdi. Herkese oynamış aslında biraz, her türlü izleyici bir şeyler bulsun istemiş ama en azından senarist böyle yapmasaydı demedende geçemiyeceğim. Filmi ayakta tutan ise başroldeki kızın( Jessica Chastain) yabana atılmayacak performansı. Onun dışındaki oyunculardan öyle ayakta alkışlancak performans sergileyeni yok belki ama kötü olanıda yok(şişman garsonu çıkarırsak). Asıl anlatmak istediği konu için saygı duyulası ama onun gerisinde pekte bir şey yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-987597935318450036?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/987597935318450036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=987597935318450036&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/987597935318450036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/987597935318450036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/jolene.html' title='Jolene'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shk5gvWvSUI/AAAAAAAAAMk/mb3-prk-3oA/s72-c/Jolene%5B7%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5855504097056647562</id><published>2009-05-24T01:34:00.003+03:00</published><updated>2009-05-24T01:52:46.102+03:00</updated><title type='text'>Dikkenek</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shh9_gIgmRI/AAAAAAAAAMc/kUUhBinaDBM/s1600-h/affiche_Dikkenek_2005_1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 235px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shh9_gIgmRI/AAAAAAAAAMc/kUUhBinaDBM/s320/affiche_Dikkenek_2005_1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339155888158578962" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Buraya yazsam mı yazmasam mı karar veremedim baştan ama yazayım gitsin dedim, diyorum. Türkçe altyazıyı geçtim, ingilizce altyazısı bile yok doğru düzgün ne yazık ki. Fransızca kursuna 2 ders gidip bırakmanın acısını çektim resmen filmi izlerken, basit kelimeleri yakalayıp 10 dakikada bir kayan altyazıyı ayarlamaya çalışırken filmden bir şey anlamadım valla. Olivier Van Hoofstadt yapmış yönetmenliğini, kendisini tanımasamda taş...lı biri olduğunu düşünmemek elde değil. Oyuncu kadrosu inanılmaz iyi, Jeremie Renier, Marion Cotillard, Melanie Laurent( ki filmi izleme sebebim olur), ve Dominique Pinon bunlardan en önemlileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shh9_W4NyfI/AAAAAAAAAMU/1QcnDBcsRlE/s1600-h/dikkenek-2006-20-g.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 212px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shh9_W4NyfI/AAAAAAAAAMU/1QcnDBcsRlE/s320/dikkenek-2006-20-g.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339155885674318322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Konusunu nasıl anlatayım bende bilmiyorum aslında. En ana karakterler olarak Jean-Claude ve Stef'i sayarsak, Jean-Claude'nin Stef'e kız ayarlamaya çalışmasını ve bu sırada diğer hikayelerle iç içe girmelerini anlatıyor film diyebiliriz çok kısaca. Ayrı ayrı birkaç hikaye gibi görünsede, bütün hikayeler çok fazla girişiyorlar birbirlerine. Yönetmenin geçişleri ve anlatım tarzı pek hoşuma gitmedi malesef, ayırmaya çalışmış sanki bir şeyleri ama olmamış. Esprileri belki altyazı belki de kendi yüzümden anlayamadım ama sevemedim işte. "N'olcak böyle film yapmaya" desem yeri valla. Yönetmen bu kadar oyuncuyla ne yapacağını şaşırmış bence biraz, ipin ucunu kaçırıvermiş.Tabi bir kerede güzel bir altyazıyla izlemek gerekir ama şimdilik olmamış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5855504097056647562?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5855504097056647562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5855504097056647562&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5855504097056647562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5855504097056647562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/dikkenek.html' title='Dikkenek'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Shh9_gIgmRI/AAAAAAAAAMc/kUUhBinaDBM/s72-c/affiche_Dikkenek_2005_1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1094273730106932831</id><published>2009-05-23T17:12:00.003+03:00</published><updated>2009-05-23T18:03:23.069+03:00</updated><title type='text'>Invincible</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShgQIty_fLI/AAAAAAAAAME/djmthmD3IoY/s1600-h/invincible.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 217px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShgQIty_fLI/AAAAAAAAAME/djmthmD3IoY/s320/invincible.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339035100166192306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir Elizabeth Banks filmi daha izlemiş bulunuyorum. Maşallah bitecek gibi de gözükmüyor. Ericson Core yönetmiş, Mark Wahlberg, Elizabeth Banks ve Greg Kinnear gibi oyuncular oynamış. "Based on a true story" filmleri pek tutuluyor aslında Akademi tarafından ama bu öyle olmamış malesef. Doğru düzgün adaylığı bile olmayıp ve MTV'den en iyi öpücük adaylığı olunca insan bi durup düşünüyor izleyip izlememek için ama sonuçta gayet güzel, eli yüzü düzgün bir film çıkmış ortaya. Yönetmen'in daha önce pek tecrübesi olmamasına ve genelde Tv. için çalışmış bir yönetmen olmasına rağmen, iyi film denilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha öncede dediğim gibi gerçek bir hikaye anlatılıyor filmde. Vince Papale'nin hikayesini, 30 yaşındaki bir vekil öğretmen/ barmen'in hikayesini izletiyor bize. Hayatı pek yolunda gitmiyor filmin başlangıcında Vince Papale'nin. Vekil öğretmenlik yaptığı okul bütçe yüzünden onu kovuyor, karısı daha iyi bir hayat istediği için, evdeki her şeyi alıp terkediyor onu. Arkadaşları ve futbol dışında hiçbir şey kalmıyor yani elinde. Bu arada Eagles'ın durumuda pek kötü, son senelerde doğru düzgün galibiyetleri yok ve bu durumu düzeltmek için yeni bir teknik direktör getiriyorlar. Taraftar ve oyuncuları ateşlemek için bir seçme düzenliyor bu teknik direktör. Herkesin katılabileceği bir seçme, sıra sıra yapılacak elemelerden sonra asıl takım oluşturulacak. Arkadaşlarınında etkisiyle Vince katılıyor bu seçmeye ve yavaş yavaş karşılaşmaya başlıyor bu elemelerle. Bu süreçte müstakbel takım arkadaşları pek yardımcı olmuyorlar ona ama arkadaşları ve çalıştığı barda çalışan Janet sayesinde bırakmıyor ipin ucunu hiçbir zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShgQIxNuBnI/AAAAAAAAAMM/8txbP2jwWC0/s1600-h/invincible1.jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 211px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShgQIxNuBnI/AAAAAAAAAMM/8txbP2jwWC0/s320/invincible1.jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5339035101083600498" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hikayeyi bilmeyen birinin bile filmde neler olacağını tahmin etmesi hiç zor değil. Hatta bu sonuca nasıl varılacağını da anlamak zor değil. Örgü gibi, bir zorluk bir gün yüzü diye örülmüş bir senaryosu var filmin, diğer örneklerinden pek bir farkı yok bu konuda. Oyunculuklar gayet başarılıydı bence, zaten filmi ayakta tutan şey büyük oranda oyunculuk ve arada verilen hafif gazlar. Bilindik bir film ama iyi yapılmış bir film "Invincible", kesin izlemelik değil belki ama iyi vakit geçirmelik bir film. Çok kısa değil film ama nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbol dediğim, Amerikan futbolu bu arada.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1094273730106932831?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1094273730106932831/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1094273730106932831&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1094273730106932831'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1094273730106932831'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/invincible.html' title='Invincible'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShgQIty_fLI/AAAAAAAAAME/djmthmD3IoY/s72-c/invincible.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4711216570293227482</id><published>2009-05-21T19:53:00.005+03:00</published><updated>2009-05-23T15:15:57.258+03:00</updated><title type='text'>X-Men Origins: Wolverine</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShWNC_r-JoI/AAAAAAAAALA/dMuZMG047e0/s1600-h/x-men_origins_wolverine_uk_poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShWNC_r-JoI/AAAAAAAAALA/dMuZMG047e0/s320/x-men_origins_wolverine_uk_poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5338328015912707714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İstanbul Film Festivalinden sonra sinemaya gitmeye ara vermiştim bi' süre. Her gün bir ya da iki, bazen üç film izleyince, daha önemlisi o kadar bilet için parayı birden verince festivale, sinemaya gitmeme kararı almıştım bir süreliğine. İstinye Park sağolsun günün filmi seçtikleri filmleri 5 tl'den gösterdikleri için yanından geçtiğimiz sinemaya girivermiş bulunduk. X-Men'lerimizin en yırtıcısı Wolverine'in hikayesini anlatıyorlar bu sefer. Aslında pekte farkı yok, zaten bütün filmlerde neredeyse Wolverine'i izlemiştik. Ne zaman güçlerini farketmiş, bu güçleri nasıl kullanmış, neden X-Men olmuş gibi soruların cevapları var filmde. Doğru düzgün yan karakter oluşturmamışlar, işleri güçleri Wolverine olmuş. Paraları var diye film çekmişler resmen, aksiyon sahnelerini, patlama sahnelerini çıkarınca hiçbir şey kalmıyor filmde. Oscar Töreninde "oha bu adam iyimiş galiba" dedirten Hugh Jackman pek memnun etmiyor oyunculuğuyla ama ondan isteneni tam olarak verdiğini söylemek mümkün. "Vatanın için savaş", " Bu ülkenin sana ihtiyacı" var zırvalıklarını ben duymaktan bıktım artık bu filmlerde ama onlar kullanmaktan bıkmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin tek iyi yanı ise 'Gambit'i kısa bile olsa göstermeleri, doyamadık belki kendisine ama yinede görmek mutlu etti. Çizgi romanın kredisinden yiyorlar hala, bakalım nereye kadar gidecek bu iş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4711216570293227482?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4711216570293227482/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4711216570293227482&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4711216570293227482'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4711216570293227482'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/x-men-origins-wolverine.html' title='X-Men Origins: Wolverine'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShWNC_r-JoI/AAAAAAAAALA/dMuZMG047e0/s72-c/x-men_origins_wolverine_uk_poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6122240636013033690</id><published>2009-05-20T22:47:00.002+03:00</published><updated>2009-05-20T23:19:51.899+03:00</updated><title type='text'>The Uninvited</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShRfBzen00I/AAAAAAAAAKQ/WuXAFsTs8cI/s1600-h/the_uninvited.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShRfBzen00I/AAAAAAAAAKQ/WuXAFsTs8cI/s320/the_uninvited.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337995942944035650" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda Kore-Japon filmlerinin Hollywood 'remake'lerini yapmak pek moda oldu. 'The Uninvited' son dalgadan dahil olmuş bu işe. Janghwa Hongryeon adlı Kore yapımı filmin Amerikan versiyonu. Orjinal versiyonunun çok güzel olduğu söylenmekte ama bu 'remake'i pek başarılı değil malesef. Afişten kaybediyor zaten ilk olarak. "Afişinden kötü olduğunu anladın madem, neden izledin?" diye sorulabilir, cevabım Elizabeth Banks'tır. Kendisi benim gözümde son dönemin en iyi çıkış yapanı. Güzel, çirkin birçok filmde oynamış son zamanlarda, diğerlerinede göz atıcam yakında, ilk olarak en kötüysüyle başlmak istedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anna'nın annesi yatalak, ve bu yüzden bir bakıcısı vardır. Bir gece bilinmeyen bir nedenden ötürü, annenin bulunuğu ev yanar ve anne ölür. Bu ölümü kaldıramayan Anna intihar etmeyi dener ama beceremez ve hastaneye kapatılır. Hastanede tedavi edilmeye başlanır, sorun her gece gördüğü rüyalarıdır.Rüyaları haricinde o geceyle ilgili hiçbir şey hatırlamaz Anna. Annesiyle ilgili rüyalarını çözmeye çalışır. İyileştiği düşünülünce eve geri döner. Annesinin bakıcısı artık babasının yeni sevgilisi olmuştur ve yakında üvey annesi olacaktır. Bir gün eski arkadaşı Matt'le karşılatıktan sonra asıl önemli kısım başlıyor. Matt o gece olanları gördüğünü söyler ve konuşmak için sözleşirler. Matt'in o gece ölü bulunması ve bazı diğer olaylar sonucu Anna annesinin ölümünün bir kaza olmadığını, yeni üvey annesinin bunu bilerek yaptığını düşünür ve araştırmaya başlar. Bir noktadan sonra olaylar biraz elden çıkıyor ve karmaşıklaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShRfCLEiWgI/AAAAAAAAAKY/-9e7xYYi0K0/s1600-h/the-uninvited.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShRfCLEiWgI/AAAAAAAAAKY/-9e7xYYi0K0/s320/the-uninvited.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337995949277075970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Orjinal versiyonuyla aynı senaryoya sahip mi bilmiyorum ama bu senaryoda hiç iş yok cidden. Bilindik numaralarla oyalamaya çalışıyorlar. Bu tarz filmlerde filmin sonunda her şeyin farklı, göründüğü gibi olmadığını bilmek için müneccim olmaya gerek yok. Hiçbir zeka kırıntısı bile içermeyen bir final yapıyor film. Oyuncuların hepsi gayet güzel kadınlar ama Elizabeth Banks dahil hepsi vasat seviyede oynamışlar. Filmin korkutucu yanı ise hiç yok. Birkaç karanlık sahnede 2 ölü insan göstermekle korku filmi yapılmıyor malesef. Pardon, yapılmış işte ama ne kadar iyi olmuş, orası muamma. İzlemedim ama bunun yerine orjinalinini öneririm size, daha beter olamaz herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6122240636013033690?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6122240636013033690/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6122240636013033690&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6122240636013033690'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6122240636013033690'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/uninvited.html' title='The Uninvited'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShRfBzen00I/AAAAAAAAAKQ/WuXAFsTs8cI/s72-c/the_uninvited.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-7122717171770108646</id><published>2009-05-19T15:43:00.000+03:00</published><updated>2009-05-19T15:50:03.367+03:00</updated><title type='text'>La Stanza Del Figlio / The Son's Room</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShKqfz4Cr7I/AAAAAAAAAKA/zm4ArW1vAt4/s1600-h/locandina1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 230px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShKqfz4Cr7I/AAAAAAAAAKA/zm4ArW1vAt4/s320/locandina1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337515971865391026" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nanni Moretti'nin Linda Ferri ve Heidrun Schleef ile yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı 2001 yapımı filmi. O sene Altın Palmiye'yi almayı becermiş, hatta yanında FIPRESCI ödülünü vermişler kendisine. Cannes haricinde çok önemli festivallerden ödül almamış ne yazık ki ama o iki ödül bile merak etmeye yarıyor filmi. Birde takip etmek için bir isim daha ekliyor listemize, Nanni Moretti. Yaptığı filmlerin aldıkları IMDB puanlarını, layık görüldüğü ödülleri dahada önemlisi izlediğim bu filminden sonra takip edilecekler listesine girmesi hiç zor olmadı kendisinin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShKqfpsCZ8I/AAAAAAAAAJ4/VDD24khz0cE/s1600-h/carride.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 175px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShKqfpsCZ8I/AAAAAAAAAJ4/VDD24khz0cE/s320/carride.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337515969130686402" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir aileyi konu edinmiş film. Dört kişilik bu aile, Giovanni(baba), Paolo(anne), Irene(abla) ve Andrea'dan oluşuyor. Her ne akdar tüm aileyi anlatıyormuş gibi görünsede asıl önemli karakter Giovanni. Giovanni psikologluk yapıyor (IMDB de "psychoanalyst" diyor farkları var mıdır bilmiyorum), işi iyi, ailesiyle iyi anlaşıyor, yani filmin başında pek sorunları yok. Küçük bir hazırlık aşaması içeriyor film. İlk 20-25 dakika karakterleri tanıtmaya çalışıyor bize, Giovanni ve onun hastalarını dinliyoruz bolca bu bölümde. Sonra bir pazar sabahı Giovanni, Andrea'yı koşuya çıkmak için ikna ediyor ama daha doğru dürüst o konuyu bile konuşamadan telefon çalıyor. Arayan bir hastası ve onu  görmesi gerekiyor. Koşuyu iptal ediyorlar ve Giovanni hastasına, Andrea ise daha önceden planladığı gibi arkadaşlarıyla dalmaya gidiyor. Büyük bir talihsizlik sonucu Andrea boğuluyor. Nanni Moretti'nin ağırlık vermek istediği bölüm bu olaydan sonra başlıyor. Andrea'nın ölümü ailede büyük bir çöküş yaşatıyor. Bütün bireyler acı çekiyor ama Giovanni daha beter acı çekiyor. Eğer o gün hastasına gitmeseydi her şeyin nasıl olacağına dair düşüncelerden kurtulamıyor. Geçmişi geri getirmeye çalışıyor, Andrea'nın ölümü için hem kendisini hemde hastasını suçlamaya başlıyor. O gün oğluyla koşuya çıktığını hayal ederken çalan müziği her seferinde geri alıp, o kısmı tekrar tekrar yaşamak istiyor ama olmuyor ne yazık ki. Paolo ve Irene'de çok çabuk kurtulamıyorlar bu ölümün etkisinden. Herkes farklı şekillerde kurtulmaya çalışırken, ailenin birbiriyle olan bağları kopmaya başlıyor. Filmin bir sahnesinde Giovanni'nin dediği gibi o evde her şey kırık aslında, kırık tarafı yapıştırıyorlar ya da arkalara saklayıp, sanki hiç kırılmamış gibi davranıyorlar. Bu kırık yerler bir bir ortaya çıkmaya başlıyor Andrea'nın ölümünden sonra. Ailenin bu hallerini işliyor film. Kusursuz ailelere daha gerçekçi bir bakış getiriyor Nanni Moretti. Genelde hareket etmeyen kamera ve tüm oyuncuların çok samimi performansları içine çekiyor insanı filmin. Bir ölümün bütün aileye verdiği acı ve ilişkilerini nası etkilediğini çok iyi anlatmış. Arşivlik bir film olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShKqgIFfBdI/AAAAAAAAAKI/PKqqfPpzSeA/s1600-h/stanza_del_figlio.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 171px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShKqgIFfBdI/AAAAAAAAAKI/PKqqfPpzSeA/s320/stanza_del_figlio.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5337515977290483154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-7122717171770108646?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/7122717171770108646/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=7122717171770108646&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7122717171770108646'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7122717171770108646'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/la-stanza-del-figlio-sons-room.html' title='La Stanza Del Figlio / The Son&apos;s Room'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShKqfz4Cr7I/AAAAAAAAAKA/zm4ArW1vAt4/s72-c/locandina1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5136428114916840512</id><published>2009-05-17T23:57:00.006+03:00</published><updated>2009-05-23T15:19:52.722+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tv'/><title type='text'>Adriana.cığım hayatta en sevdiğin 3 şey nedir?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShB_E7XeI6I/AAAAAAAAAJo/dq1TvrjTML8/s1600-h/bscap074.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 262px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShB_E7XeI6I/AAAAAAAAAJo/dq1TvrjTML8/s320/bscap074.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336905281066378146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"Adriana.cığım hayatta en sevdiğin 3 şey nedir?" diyor bir adam, reklamdaki adam diyemiyorum, çünkü ses o kadar yapmacık duruyor ki üstünde, onun olduğuna inanmak imkansız. Cevap veriyor sonra Adriana&lt;br /&gt;-ayakkabılarım&lt;br /&gt;-köpeğim&lt;br /&gt;-...&lt;br /&gt;reklamdaki asıl konu zaten 3. şık, Sevgili mi? Kanka mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu mu yani, bu kadar mı?&lt;br /&gt;Şurda dünyanın en güzel kadınlarından birini getirmişsin reklam filminde oynatmışsın, ortaya çıkan reklam bu mu yani?&lt;br /&gt;İlk reklam filmi yayınlandığında, sadece tek filmle kalmayacağını, büyük ihtimal devamının geleceğini, bir kampanya olacağını tahmin etmiştim ama bu kadar basit olacağını düşünmemiştim gerçekten. Kankamatik fikri zaten güzel değilken, devamında daha beter şeyler  yapabilmişler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShB_FOn5y7I/AAAAAAAAAJw/KSNg6p1kYN0/s1600-h/bscap080.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 262px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShB_FOn5y7I/AAAAAAAAAJw/KSNg6p1kYN0/s320/bscap080.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336905286235573170" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Adriana'nın giysilerinden tut, yanındaki çocuğa ya da Türkçesine, neye bakarsan bak, aceleye getirilmiş olduğu çok belli. Bana baştan sona 'Var mısın, yok musun' izleten bir kadından çıkarabildikleri reklam buysa, bu yapım şirketi bırakmalı bence işi. Bodyrockers'tan 'I Like The Way You Move' şarkısı iyi seçim ama, ona diyecek bir şey yok, kıpır kıpır ediyor insanı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5136428114916840512?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5136428114916840512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5136428114916840512&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5136428114916840512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5136428114916840512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/adrianacgm-hayatta-en-sevdigin-3-sey.html' title='Adriana.cığım hayatta en sevdiğin 3 şey nedir?'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShB_E7XeI6I/AAAAAAAAAJo/dq1TvrjTML8/s72-c/bscap074.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3684665307880076301</id><published>2009-05-17T22:28:00.003+03:00</published><updated>2009-05-17T23:09:26.911+03:00</updated><title type='text'>Steal Me</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShBuWqBoH8I/AAAAAAAAAJg/AgMhwg2fJzo/s1600-h/steal_me.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShBuWqBoH8I/AAAAAAAAAJg/AgMhwg2fJzo/s320/steal_me.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336886893951328194" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nerden gördüm, ettim bilmiyorum ama afişindeki Sundance yazısını görünce izlemek farz olmuştu benim için. Yönetmenliğini Melissa Painter yapmış, oyuncular arasında ise Dannt Alexander, Weeds'ten Hunter Parrish, Cara Seymour, John Terry (futbolcu olan değil, Lost'taki uyuz Jack'in babası) gibi isimler var. IMDB'den düşük almasına rağmen izledim, çünkü Sundance vardı işin içinde ama hayal kırıklığına uğrattı beni film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hırsızlık hastası (ismini unutmuştum, üşenmedim internetten baktım Kleptomani deniyormuş) bir çocuğun hikayesini anlatıyor film. Jake annesinin peşinden gelmiş olduğu bu kasabada orda burda kalıyor, hırsızlık yaparak yaşamaya çalışıyor işte. Birgün Tucker'dan çalmaya çalışırken karşılaşıyorlar ve ufak bir kovalamacadan sonra arkadaş oluyorlar. Evine getiriyor Jake'i Tucker, başta annesi bu durumdan memnun olmasada alışıyor tüm aile Jake'e zamanla. Herkesle farklı bir ilişki kuruyor Jake, tüm ailenin hayatlarına dahil olmaya başlıyor. Filmde Jake'in bu hayalini kurduğu aileyle yaşadığı anları izletiyor bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShBuWbMmRGI/AAAAAAAAAJY/CeQDHKDPhCw/s1600-h/001.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShBuWbMmRGI/AAAAAAAAAJY/CeQDHKDPhCw/s320/001.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336886889970812002" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Tv filmi havası vardı filmde sanki. Garip kamera açıları, yönetmenin 'ben burdayım' demeye çalışmaları beni soğuttu filmden. İlk 10-15. dakikadan sonra pek dikkatle izlediğimi söyleyemem. Bu yüzden ne doğru düzgün isimleri biliyorum, ne işlerini, güçlerini. Oyuncuların IMDB sayfalarına baktım teker teker. Hiçbiri büyük yapımlarda, büyük rollerde oynamamış kişiler, hatta bazıları sadece bu filmde oynamış insanlar. Büyük yapımlarda oynamamışlar diye kötü oyuncu diyemem tabi ama bu filmde gördüğüm üzere kötü oyuncular çoğu. Hunter Parrish'i az çok beğendim ama. Zaten yaz sezonu geldi, Weeds yakında başlar, görürüz kendisini. Senaryo açısındanda pek zayıf film. İkisi arkadaş olurlar, evine getirir bla bla bla, aynı tas aynı hamam işte. Etkileyici bir yanı yok yani film.Olmamış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3684665307880076301?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3684665307880076301/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3684665307880076301&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3684665307880076301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3684665307880076301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/steal-me.html' title='Steal Me'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/ShBuWqBoH8I/AAAAAAAAAJg/AgMhwg2fJzo/s72-c/steal_me.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2272281093628033053</id><published>2009-05-16T18:57:00.003+03:00</published><updated>2009-05-17T02:16:38.371+03:00</updated><title type='text'>Powder Blue</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg9G3pJ-fEI/AAAAAAAAAJA/d1mbGWqI97Q/s1600-h/powder_blue.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg9G3pJ-fEI/AAAAAAAAAJA/d1mbGWqI97Q/s320/powder_blue.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336562005211774018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Timothy Linh Bui kimdir bilmiyorum ama 5-6 senede bir can sıkıntısından film çekiyor herhalde. Başarılı işlerde yapmıyor gibi, en azından 'Powder Blue' bence olmamış. Ayrıca çok fazla parası var ya da para babası  birkaç yapımcıyla çalışmış olsa gerek, çünkü Jessica Biel'i soymak pahalı olsa gerek. Ben belki çok öncelerden beri, yani film haberi geldiğinden beri, sadece Jessica Biel'in striptiz sahnelerini duyduğumdan, biraz önyargıyla yaklaşmış olabilirim filme ama boşa çıkmış sanki bütün çabalar. Oysa bir sürü iyi oyuncu var. Eddie Redmayne, Forest Whitaker, Ray Liotta, Patrick Swayze bunlardan en önemlileri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg9G4FHX0lI/AAAAAAAAAJQ/LnT4RLKalU8/s1600-h/powder_bluen.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 215px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg9G4FHX0lI/AAAAAAAAAJQ/LnT4RLKalU8/s320/powder_bluen.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336562012717044306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3 hikaye gibi başlayıp, 2 hikaye ile devam ediyor film. İlki hastanede artık ölümü beklenen çocuğuna bakmak için striptiz yapan Rose ve onun daha önce görmediği ve öldüğünü sandığı, hapisten yeni çıkmış babasının hikyesi. Bir diğeri cenaze evi işleten ve aynı zamanda kukla oynatan çekingen bir adamın, babasının bıraktığı borçlardan kurtulmaya çalışmasının hikayesi. Bu iki hikaye film bitmeden önce birleşiyorlar. Sonuncusu ise eşini kaybetmiş, bu yüzden kendini yalnız hisseden ve intihar etmek isteyen bir adamın hikayesi. Birbirleriyle kesişiyorlar bazı yerlerde hikayeler. Bazen teğet geçiyorlar -aynı otelde kalıyorlar ama karşılaşmıyorlar gibi- ya da bir süre için birleşiyorlar ve ayrılıyorlar- İntihar etmek isteyen adamın, tabut almak istemesi gibi-. Kaybedenlerin hikayelerini anlatıyor anlayacağınız gibi film. Yularıda bahsettiğim karakterlerin hayatlarını bir şekilde yoluna koymaya çalışmalarını izliyoruz filmde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg9G3xbyI3I/AAAAAAAAAJI/Z1e1hNbuRPs/s1600-h/powder_blue10.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg9G3xbyI3I/AAAAAAAAAJI/Z1e1hNbuRPs/s320/powder_blue10.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336562007433945970" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İpin ucunu kaçırmışlar sanki karamsarlık konusunda, inanılmaz karamsar olmuş film. Sonunuda güzel bitirmeye çalışmışlar, o kadar şeyin üstüne olmamış bence. Çok basit bir senaryo, tanıdık karakterler, tanıdık diyaloglar vardı bolca. Oyunculardan sadece Jessica Biel'den bahsetmek istiyorum. Tamam kendisi çok güzel, küçüklükten seviyoruz/beğeniyoruz(Trt'de bi' dizisi vardı), tamam çokta güzel dans ediyor ama oyunculuktan anlamıyor hiç. Birinin kendisine abartılı oynadığını söylemesi lazım. Kendisi karakterini kafasında oluşturmamış sanki, daha önce bu tarz karakterleri izlemiş, ne yapması, nasıl davranması gerektiğini onlardan öğrenmiş gibi. "Gerçek oyuncu birazdan gelicek, onun yerine ben varım şimdilik" diyor her hareketiyle resmen. Striptiz işini çözmüş ama cidden, o konuda hakkını yememek lazım. Acısıyla tatlısıyla bu filmide bitirdik, 'olmamış' olarak nitelendirdik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2272281093628033053?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2272281093628033053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2272281093628033053&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2272281093628033053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2272281093628033053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/powder-blue.html' title='Powder Blue'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg9G3pJ-fEI/AAAAAAAAAJA/d1mbGWqI97Q/s72-c/powder_blue.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2839278430557105909</id><published>2009-05-16T17:56:00.005+03:00</published><updated>2009-05-16T18:45:47.169+03:00</updated><title type='text'>Tristan + Isolde</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7YSe-DHiI/AAAAAAAAAIg/TMIzm1uGY9Y/s1600-h/tristanandisoldeposter.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 221px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7YSe-DHiI/AAAAAAAAAIg/TMIzm1uGY9Y/s320/tristanandisoldeposter.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336440420543176226" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;2006 yapımı bir Kevin Reynolds filmi. Çok çok eskilerdeki bir aşk hikayesini anlatıyor film, Tristan ve Isolde'ın hikayesini. Gerçek hikayeyi biraz araştırdım ve gördüm ki farklılıkları var. Gerçek hikayede daha çok mistik olaylar, daha doğrusu iksirler vb. var. Afiştede görülen "Before Romeo &amp;amp; Juliet, there was Tristan &amp;amp; Isolde" yazısından anlaşılacağı üzere daha çok bu ikilinin üzerine yoğunlaşmış film. Savaşları, entrikaları vs. biraz es geçmiş. Bu hikaye çok popülermiş ama bir benim haberim yokmuş herhalde. Salvador Dali'nin de onlar için yaptığı bir resmi bile var. Şöyle&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7YSSHwzII/AAAAAAAAAIo/DNuoKchMwWg/s1600-h/1132563112_large-image_sdalitilg.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 179px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7YSSHwzII/AAAAAAAAAIo/DNuoKchMwWg/s320/1132563112_large-image_sdalitilg.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336440417094257794" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İrlanda kralı, İngiltere'de Roma İmparatorluğu yıkıldıktan sonra tekrar büyük bir devlet oluşmasına izin vermek istemiyor. Küçük beylikler halinde, kendilerine vergi veren bir biçimde kalmalarını istiyor. Tristan'ın babası birleşmek için bir toplantı ayarlar ama İrlandalı'lar tarafından basılan bu toplantıda, Tristan'ın tüm ailesi öldürülür. Tristin'ı ölümden kurtaran Marke onu yanına alır ve çocuğu gibi büyütür. 8-10 sene sonra İrlanda kralı iyice güçlenmeye başlayan Marke'ın krallığına saldırır ve bu saldırı Tristan'ın büyük savaş zekası sayesinde başarısızlıkla sonuçlanır. Bu savaş sırasında Tristan zehirlenir ve öldüğü düşünülerek denize bırakılır. İrlanda kıyısına vuran Tristan'ı, Isolde bulur ve zehirlendiğini anlayıp, onu tedavi eder ama ona kendi ismini söylemez. Gün geçtikçe birbirlerine aşık olurlar ama birgün Tristan kaçmak zorunda kalır.Kısa bir süre sonra büyük güç kaybeden İrlanda kralı, küçük beylikleri birbirine düşürerek biraz zaman kazanmayı düşünür ve bir yarışma sonucu kızını kazanana eş olarak vereceğini açıklar. Yapılan yarışmaya Marke adına Tristan katılır ve Isolde'yi Marke adına kazanır. Ne Tristan ne Isolde, Marke'a İrlanda'da yaşasıklarını anlatamazlar ve birbirlerini tanımıyorlarmış gibi davranırlar ama birbirlerine olan aşkları birkaç kötü sonuç doğuracaktır elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7cE-KVL2I/AAAAAAAAAIw/Oe9FbRXpH3Q/s1600-h/tristan-and-isolde-0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 219px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7cE-KVL2I/AAAAAAAAAIw/Oe9FbRXpH3Q/s320/tristan-and-isolde-0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336444586444533602" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Son zamanlarda Hollywood'ta yükselişte olan James Franco(son olarak Milk ve Pineapple Express gibi filmlerde oynadı) ve Henry Cavill (The Tudors ve Woody Allen'ın son filmi 'Whatever Works' ta oynadı) oynuyor filmde. James Franco biraz zayıf kalmış film için sanki, Henry Cavill'de öyle gibi ama 'The Tudors'daki rolünü bu film sayesinde kaptığı aşikar olsa gerek.  Isolde'u ise Sophia Myles canlandırıyor. Üç karakter içinde çok iyi oynamışlar denmez hatta bazen kötü oynamışlar demekte mümkün. Diğer yan karakterlerdede bi' pırıltı görülmediğinden, oyunculuk açısından zayıf kalmış diyebilirim rahatlıkla. Asıl öenm vermeleri gereken ama beceremedikleri konu ise görsellik, şatolar, yollar, savaş sahneleri cidden çok yetersizdi. En başta dediğim gibi sadece ikili arasındaki aşka yoğunlaşmak istemişler, buda eksik bırakmış filmi bence. Havaya giremiyorsunuz bir türlü, böyle oluncada pek zevk alamıyorsunuz ne yazık ki. Benim için vasat bir filmden öteye gidemedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7eygC0PtI/AAAAAAAAAI4/W1Pqb5kQz-Q/s1600-h/TristanUndIsolde_12.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7eygC0PtI/AAAAAAAAAI4/W1Pqb5kQz-Q/s320/TristanUndIsolde_12.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336447567657189074" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2839278430557105909?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2839278430557105909/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2839278430557105909&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2839278430557105909'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2839278430557105909'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/tristan-isolde.html' title='Tristan + Isolde'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg7YSe-DHiI/AAAAAAAAAIg/TMIzm1uGY9Y/s72-c/tristanandisoldeposter.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2701754294686204792</id><published>2009-05-15T17:22:00.005+03:00</published><updated>2009-05-23T15:14:52.797+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the office'/><title type='text'>The Office / 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg2BHqxi9CI/AAAAAAAAAIQ/-EmZxKEc_lw/s1600-h/bscap047.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg2BHqxi9CI/AAAAAAAAAIQ/-EmZxKEc_lw/s320/bscap047.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336063102245073954" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;5. sezonu 26 bölümle kapattı 'The Office'. Yaz boyu her cumayı nasıl boş geçireceğim bilemiyorum valla. 20 küsür dakika belki ama her canım sıkıldığında açıp, aynı esprilere tekrar tekrar gülebiliyorum ben. Bitmesinin yanında güzel haber olarak ise 6. sezonunun olacağı müjdesini söyleyebilirim. En azından bi' 20 bölüm daha izleyebileceğiz onları. Çok sevdiğim dizilerin boku çıkmadan bitmelerini istiyorum genelde,(sonra bitince çok özlüyorum ama olacak o kadar)&lt;br /&gt;bkz. Six Feet Under&lt;br /&gt;bkz. Battlestar Galactica&lt;br /&gt;ama bu dizi bambaşka yahu, hiç bitmesin istiyorum. En azından Michael ve Holly tekrar bir araya gelene kadar bitmesin. 9-10 sezon sürsün, efsane olsun istiyorum. Bir dizi daha vardı böyle, Arrested Development. Bu ikisi bambaşka geliyor bana, diğerlerinin yanında sırıtıyorlar çok. "How I Met Your Mother" da komik mesela ama böyle değil, içinden geliyor insanın bu 2 dizide gülmek. Michael gibi patronum olsun, emeklilik yaşı 75 olsun valla, hiç dert değil. O yaşa kadar yaşar mıyım? Pekte önemli değil orası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg2BHsEMP-I/AAAAAAAAAII/NbTiuCuC3QI/s1600-h/bscap027.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg2BHsEMP-I/AAAAAAAAAII/NbTiuCuC3QI/s320/bscap027.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336063102591713250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Neyse, 5x26 da şirket pikniği vardı ve bütün şubeler bir araya geldi, tabiki Holly ve Michael' da. 5. sezonun başında bi' 10 bölüm kadar eşlik etmişti Holly, Michael'a ve mest etmiştiler bizi, şarkılarıyla, şovlarıyla, birbirlerine attıkları o mahçup bakışlarıyla. Her ne kadar dizide de olsa bu karakterler, ben daha önce birbirine bu kadar yakışan iki insan görmedim yahu. Ey senaristler bu ikisini birleştirmeden bitirirseniz bu diziyi, iki elim yakanızda bilesiniz. Bu ikisi yine şovlar(SlumDUNDER MIFLionaire) hazırlarken diğer çalışanlar ise voleybol turnuvasında şampiyon olmaya çalışıyorlar. Dwight ve Andy'nin hataya tahammülsüz oluşları, yeni 'receptionist' Kelly Erin'in beceriksizliği ama güzelliği,  Phyllis'in yerinden kıpırdayamayışı, Pam'in bu işte çok iyi oluşuyla birleşince rüya takım çıktı resmen ortaya. Hem kazandılar hem güldürdüler bolca. Hayırlı bir haberle bitti hemde bu sezon. Nice sezonlara&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg2BHv6OaJI/AAAAAAAAAIY/XC-52UrJQ0g/s1600-h/bscap053.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg2BHv6OaJI/AAAAAAAAAIY/XC-52UrJQ0g/s320/bscap053.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5336063103623653522" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Not: Meredith resmen 'The Office'in en güzel kızı :D&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2701754294686204792?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2701754294686204792/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2701754294686204792&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2701754294686204792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2701754294686204792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/office-2.html' title='The Office / 2'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sg2BHqxi9CI/AAAAAAAAAIQ/-EmZxKEc_lw/s72-c/bscap047.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5094189922679062315</id><published>2009-05-14T22:16:00.007+03:00</published><updated>2009-05-15T10:20:58.482+03:00</updated><title type='text'>Je vais bien, ne t'en fais pas / Don't Worry, I'm Fine</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgx8c0XFZ7I/AAAAAAAAAHw/1-88vqjWStQ/s1600-h/affiche_Je_vais_bien_ne_t_en_fais_pas_2005_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 229px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgx8c0XFZ7I/AAAAAAAAAHw/1-88vqjWStQ/s320/affiche_Je_vais_bien_ne_t_en_fais_pas_2005_2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335776493060843442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Philippe Lioret'in 28. İstanbul Film Festivali'nde açılış filmi olan 'Welcome' dan önce çektiği, 2006 yapımı filmi. İzlediğim iki filmi sayesinde artık takip edilesi yönetmenler listesine girdi benim için. IMDB sayfası için uğraşılmamış, katıldığı festivallere ve aldığı ödüllere bakınca değeri anlaşılmamış gibi hissettim. 'O sene çok iyi filmler çıkmış demek' diye düşünüp avuttum kendimi biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgx8gELMlaI/AAAAAAAAAH4/42WO-qzJ7Bo/s1600-h/Je_vais_bien_ne_t_en_fais_pas_2005_7.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 200px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgx8gELMlaI/AAAAAAAAAH4/42WO-qzJ7Bo/s320/Je_vais_bien_ne_t_en_fais_pas_2005_7.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335776548845557154" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Lili İspanya tatili dönüşü, ikiz kardeşi Loic'in babasıyla kavga edip, evden kaçtığını öğrenir. Babasıyla kavga etmesi normal gelsede, evden kaçması ve en çokta kendisini aramadığı için onun başına bir şey geldiğini düşünmeye başlar. Bu düşüncelerle birlikte kendini hayattan soyutlamaya ve yemek yememeye başlayınca hastanelere düşer. Günlerce yemek yemediğinden sağlığı giderek bozulur, ta ki kardeşi Loic'ten bir mektup gelene kadar. Bundan sonraki hayatı için radikal kararlar almaya başlar Lili, okulu bırakır, evden ayrılır gibi. Loic'i bulmak için hiç çaba sarfetmeyen ailesine inat, o şehir şehir dolaşan kardeşini bulmakta kararlıdır ve aramayı bırakmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgx8qOqgEjI/AAAAAAAAAIA/Y0EL38luDmg/s1600-h/18468121.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgx8qOqgEjI/AAAAAAAAAIA/Y0EL38luDmg/s320/18468121.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335776723459904050" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Acıma duygusunun dozunu nasıl iyi ayarlayabildiğini daha önce( teknik olarak daha sonra ama olsun) 'Welcome' ile göstermişti bana Philippe Lioret, bu filmdede aynı başarıyı tekrarlamış. Tek karakter üzerinden ilerliyor aslında. Lili ne görüp, ne duyarsa, ne hissederse bizde onu izliyoruz hatta yaşıyoruz ama yan karakterlerin filme katkısı çok büyük ve çok yerinde. Hepsi bize vermesi gereken şeyi verdikten sonra yerlerini bir başkasına ya da Lili'ye bırakıyorlar. Lili demişken, Melanie Laurent'in güzelliğinden bahsetmezsem kıza ayıp olur. Şatafatlı bir güzelliği yok ama o sadelikle büyülüyor insanı, film için biçilmiş kaftan resmen. Kad Merad'ın oyunculuğundanda bahsetmek gerekir birde. Oynadığı karakter için beslenmesi gereken duygular neyse, bizde o duyguları yarattı, hem önce hem sonra. Hiçbir şekilde filmin ilerisi için açık vermedi. Filmin bir diğer güzel bir yanı ise soundtrackleri. Birkaç kez çalıp, inşallah tekrar çıkar dedirten 'Aaron'ın 'Lili' adlı şarkısı için söylenecek tek kelime yok. Filmden ayrı düşünüldüğünde dinlenebilirliği hat safhada iken, filmin içinde dinleyince dahada etkileyici oluyor. Sonuçta sade ve bu sadeliği sayesinde insanı içine çeken bir film olmuş, "Je vais bien, ne t'en fais pas".&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5094189922679062315?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5094189922679062315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5094189922679062315&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5094189922679062315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5094189922679062315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/je-vais-bien-ne-ten-fais-pas-dont-worry.html' title='Je vais bien, ne t&apos;en fais pas / Don&apos;t Worry, I&apos;m Fine'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgx8c0XFZ7I/AAAAAAAAAHw/1-88vqjWStQ/s72-c/affiche_Je_vais_bien_ne_t_en_fais_pas_2005_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6140704655102508016</id><published>2009-05-14T16:22:00.003+03:00</published><updated>2009-05-14T16:49:35.123+03:00</updated><title type='text'>License to Wed</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwgR4rYF9I/AAAAAAAAAHU/EqaJCj5ZXWA/s1600-h/licensetowed.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwgR4rYF9I/AAAAAAAAAHU/EqaJCj5ZXWA/s320/licensetowed.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335675150171379666" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bir filmi izlemek için en büyük neden ya yönetmen ya da oyuncu(lar)dır benim için. İlk defa keşfettiğim yönetmenlerin tüm filmlerini izlemeyi severim ama dahada sevdiğim şey, bir oyuncunun tüm filmlerini ardarda izlemektir. Bu filmi John Krasinski ve daha küçük rollerde olan diğer 'The Office' dizisi oyuncuları için izledim. Zaten elle tutulur bir rolde oynanamamışlar bundan başka. Yönetmeni ise 'The Office'in 12 bölümünü yönetmiş Ken Kwapis. Diğer filmlerine bakınca aralarına nasıl olmuşta girmiş Office diye düşünmeden edemiyor insan. Türkiye'de yeni gösterime girmiş 'He's Just that into you'nun da yönetmeni ayrıca kendisi. Filmin diğer oyuncuları ise Robin Williams ve Mandy Moore.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben( John Krasinski) ve Sadie (Mandy Moore) birlikte yaşayan iki sevgili. Sadie'nin anne ve babasının 30. evlilik yıl dönümünde, Ben Sadie'ye evlenme teklif eder. Sadie'nin bu sözde ilginç ailesinin bazı şartları vardır elbette. Belirli bir kilisede, belirli bir rahip -Reverend Frank- tarafından evlendirilmeleri gerekmektedir. Frank'in bir çifti evlendirmesi için önce onların birbirlerini sevdiğinden emin olması gibi bir koşulu vardır ve bunu sağlamak için çeşitli testlere tabi tutacaktır çifti. Ben bu saçma testleri gereksiz bulurken, Sadie Ben ile evlenme fikrini tekrar gözden geçirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwgR9NWWYI/AAAAAAAAAHM/KK6yp5p7IBc/s1600-h/krasinski_moore_ltw.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 222px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwgR9NWWYI/AAAAAAAAAHM/KK6yp5p7IBc/s320/krasinski_moore_ltw.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335675151387613570" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu tarz 3-4 film izledikten sonra, neler olacağını tahmin etmek hiç zor olmuyor. Klişeden klişeye atlıyor malesef film. Evlenecek çift ve peder dışında (hatta Sadie'nin üzerinde bile durmuyor doğru dürüst) kimsenin üstünde durmuyor ama onlarla ilgili bir şaka yapıldığında komik olmasını bekliyor. Robin Williams ve John Krasinski'ye rağmen, ki onlarında başarılı oldukları söylenemez, hiç zevk vermiyor. Büyük ihtimalle daha önce bi' benzerini izlemişsinizdir, o yüzden zahmet edip izlemeyin derim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6140704655102508016?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6140704655102508016/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6140704655102508016&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6140704655102508016'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6140704655102508016'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/license-to-wed.html' title='License to Wed'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwgR4rYF9I/AAAAAAAAAHU/EqaJCj5ZXWA/s72-c/licensetowed.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3401764830362265583</id><published>2009-05-14T15:34:00.004+03:00</published><updated>2009-05-14T16:03:52.918+03:00</updated><title type='text'>O Ano em Que Meus Pais Saíram de Férias / The Year My Parents Went on Vacation</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwV-MB4cbI/AAAAAAAAAG8/qRlBc9OW5Po/s1600-h/o-ano-em-que-meus-pais-sairam-de-ferias.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 218px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwV-MB4cbI/AAAAAAAAAG8/qRlBc9OW5Po/s320/o-ano-em-que-meus-pais-sairam-de-ferias.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335663816652386738" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yönetmenliğini Cao Hamburger'in yaptığı film, Berlin film festivali dahil bir çok festivalde yarışmış, 21 ödül ve 19 adaylıkla dönmüş bu festivallerden. Böyle olunca izlemek farz oldu benim için. Bir arkadaşımın 'izleme bence' demesinden sonra mümkün olduğunca ertelemiştim izlemeyi. Şimdi hem hak veriyorum hemde ayıplıyorum kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70li yılların Brezilya'sında geçiyor film. Ailesi siyasi nedenlerden dolayı tatile çıkmak zorunda kalan bir çocuğun hikayesi... Ailesi Mauro'yu dedesine bırakıp, gider. Mauro bir süre kapının önünde kendi kendine oynadıktan sonra, dedesinin niye eve gelmediğini öğrenir. Dedesi aynı gün ölmüştür. Yanında ailesinden kimse kalmayan Mauro'ya komşular göz kulak olmaya başlar. Babası dünya kupası başlamadan gelme sözü vermiştir ve Mauro bu günü beklemeye başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwWCqC5wAI/AAAAAAAAAHE/P1nwtmbn_CE/s1600-h/610x.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 255px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwWCqC5wAI/AAAAAAAAAHE/P1nwtmbn_CE/s320/610x.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335663893429207042" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Siyasi olayları bir çocuğun üzerinden işliyor film ve çokta değişik bir şey koymuyor ortaya. Bir "Fidel'in Yüzünden" olamıyor malesef. Zaten bu filmde, çocuk siyasi olayları daha dışardan izliyor. Filmin farklı yönü ise futbolu hikayeye çok iyi şekilde yedirmesi. Solcuların Çekoslavakya'nın Brezilya'ya gol attığında sevinmesi ama bir süre sonra Brezilya gol atmaya başlayınca sevinçten havaya uçtukları sahne çok güzeldi mesela. Oyunculuklara gelirsek, mahallenin erkek fatması Hanna başta olmak üzere herkes rollerin hakkını vermiş. Sonuçta futbolu her şeyin içine bu kadar iyi karıştırabildiği, iyi yazıldığı, iyi oynandığı, iyi çekildiği için güzel bir film denilmesi gerekir ama bazende klişelere sarılmamış değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3401764830362265583?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3401764830362265583/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3401764830362265583&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3401764830362265583'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3401764830362265583'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/o-ano-em-que-meus-pais-sairam-de-ferias.html' title='O Ano em Que Meus Pais Saíram de Férias / The Year My Parents Went on Vacation'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgwV-MB4cbI/AAAAAAAAAG8/qRlBc9OW5Po/s72-c/o-ano-em-que-meus-pais-sairam-de-ferias.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6022171405894281930</id><published>2009-05-14T14:06:00.002+03:00</published><updated>2009-05-14T14:28:59.747+03:00</updated><title type='text'>Flirting with Forty</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgv8TaTZ1qI/AAAAAAAAAG0/UWGYWcFsaJM/s1600-h/flirting_w_40lifetime-web.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgv8TaTZ1qI/AAAAAAAAAG0/UWGYWcFsaJM/s320/flirting_w_40lifetime-web.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5335635593958905506" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Google'da arattığında IMDB sayfası çıkmayan nadir filmlerden herhalde. Sadece oyunculara para verilen, onun dışında para harcanacak bir şeyin göze çarpmadığı bir film. Bana kalsa oyunculara da çok para vermem o ayrı. Filmin adı ve afişi, konusunu yeterince ele veriyor ama bende anlatayım biraz. 40 yaşına girmesine az kalmış bir kadının -Jackie- hayatını işliyor. Birkaç ay önce eşinden ayrılmış ama daha bu ayrılığı atlatamamış, 2 çocuk annesi bir kadın bu. En yakın arkadaşı doğum günü hediyesi olarak birlikte geçirecekleri bir tatil ayarlıyor fakat son dakikada meydana gelen bir aksilik sonucu tek başına gitmek zorunda kalıyor Jackie. Şans eseri orada tanıştığı yakışıklı ve genç Kyle'dan surf dersleri almaya başlıyor. Bu derslerle başlayan ilişki gelişiyor ve gelişiyor. Tabiki aralarındaki yaş sorun oluyor, ayrı yaşamaları sorun oluyor vs. vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benzeri birçok filmden senaryo, oyunculuk ve yarattığı karakterler açısından bir yudum öteye gidemiyor film. Bir TV filminden ne beklenebilir diye düşününce, çokta kötüleyesim gelmiyor aslında. Kötünün iyisi bir film olmuş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6022171405894281930?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6022171405894281930/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6022171405894281930&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6022171405894281930'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6022171405894281930'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/flirting-with-forty.html' title='Flirting with Forty'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sgv8TaTZ1qI/AAAAAAAAAG0/UWGYWcFsaJM/s72-c/flirting_w_40lifetime-web.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5592359848468672751</id><published>2009-05-06T21:38:00.004+03:00</published><updated>2009-05-06T22:44:18.706+03:00</updated><title type='text'>Changeling</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgHZU-KbydI/AAAAAAAAAGE/icOT2xBMgGI/s1600-h/changeling.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgHZU-KbydI/AAAAAAAAAGE/icOT2xBMgGI/s320/changeling.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332782388090751442" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Evet, belki afişi korku filmlerini andırıyor, Angelina Boogeywoman gibi duruyor ama bu film olmuş yahu. Son zamanlarda bağımsız sinemaya dalmıştım biraz, genelde 90 dakika civarı olan filmler izledim ama bu film birazcık ustalara yer vermemin gerektiğini gösterdi bana. Tamam o filmlerde çok iyi, çok güzel ama bu tam anlamıyla film olmuş, inanılmaz etkileyici.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek bir olay anlatılmış filmde. Christine bir gün çocuğunu evde bırakıp işe gider ve geldiğinde çocuğu kaybolmuştur. Polis olayı ele alır ve araştırmaya başlar. Polis departmanı biraz yozlaşmıştır ve bir süredir bunu bitirmeye çalışan rahip Gustav da , bu kayıp çocuk olayına önem verince, basının ilgi odağı olur konu. Bu olaylar polisin çocuğu bulmasını bir açıdan zorunlu kılar. Sonuçta bulunan bir çocuk getirilip Christine'e 'işte çocuğun' diye verilir. Önce şok olan ama sonra polisin sözlerine biraz inanan Christine, bir süre sonra çocuğun kendi çocuğu olmadığına kesin kanaat getirir ve bununla beraber polisin kapısınıda çokça çalmaya başlar. Polisin yanlış yapıldığını kabul etmesi, zaten kötü olan itibarını daha da beter yapacağından olayı kapatmaya çalışırlar ama Christine'in pes etmeye niyeti yoktur. Akıl hastanelerine kapatılsa da çocuğunu aramaktan hiçbir zaman vazgeçmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgHmaRa-3eI/AAAAAAAAAGM/0y6j8VAdNY0/s1600-h/the-changeling-movie-02.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgHmaRa-3eI/AAAAAAAAAGM/0y6j8VAdNY0/s320/the-changeling-movie-02.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332796772810939874" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gerçek bir hikaye olmasının insana verdiği dehşetten midir bilmem ama bence çok etkileyici olmuş. Türü için gerilim-dram denilebilir ama öyle salya sümük bir dram değil kesinlikle, aslında tam olarak gerilimde değil. Clint Eastwood gerilimin ayarını çok iyi tutturmuş. Belki olayı sadece Christine'in üzerinden anlatmasa, birazda diğer karakterlere ağırlık verse daha iyi olabilirdi belki denilebilir ama bi' bildiği vardır elbet Clint Eastwood'un diyor, susuyorum. Susmadan önce birde Angelina çok çok iyi oynamış demek istiyorum, Oscar'ı Kate olmasa, Angelina almalı derdim valla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5592359848468672751?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5592359848468672751/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5592359848468672751&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5592359848468672751'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5592359848468672751'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/changeling.html' title='Changeling'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgHZU-KbydI/AAAAAAAAAGE/icOT2xBMgGI/s72-c/changeling.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-409250244654472462</id><published>2009-05-06T12:04:00.006+03:00</published><updated>2009-05-23T15:15:10.221+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='canım ailem'/><title type='text'>Canım Ailem / 2</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgFatABT4JI/AAAAAAAAAF0/KsRvO-uKV20/s1600-h/bscap434.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgFatABT4JI/AAAAAAAAAF0/KsRvO-uKV20/s320/bscap434.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332643162929488018" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta 24. bölümü yayınlandı dizinin ve artık iyice Türk dizilerinde binlerce örneği görülen klişelere sarmaya başladı. İnsan yinede bu oyunculukları bırakmamak, izlemek istiyor ama. Feride (Ezgi Mola) ve Halim (İlker Aksum)'un birlikte olduğu sahneler ne kadar güzeldi yahu. Kolay kolay duygulanan biri olmamama rağmen, bu ikili duygulanınca bende duygulanıyorum. Hele bu bölüm ikisi birden duygulandı, bende iyice duygulandım. O kadar gerçekçi oynuyorlar ki, her seferinde aşık oluyorum Feride'ye, övgüler düzüyorum Halim'e. Sinirlenmeleride yerinde ağlamalarıda. Senaristler artık bu kadar iğrençlikten sonra bi' güzellik yapsınlar bize yapsınlar şu ikisinin arasını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir sürprizde vardı bu bölümde. Olgun Şimşek "Yar Demedin"i seslendirmiş dizi için, hemde pek başarılı. Üstünede Halim'in sahilde yüzükleri fırlattığı sahneyi ekleyince daha da güzel ve etkileyici olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgFbRdWPpwI/AAAAAAAAAF8/6Q5lQcdL904/s1600-h/bscap002.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgFbRdWPpwI/AAAAAAAAAF8/6Q5lQcdL904/s320/bscap002.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332643789277210370" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben anlamıyorum artık bu Yiğit ve Eda'yı, cidden. Hotel'e 10 metre kala, önlerine bakıp konuşurken, "niye otele çağırdılar bizi" diye soracaklarına kafalarını kaldırmaları yetiyor ama tabi 2 adım sonra "aa dayı nabıyorsunuz burda?" repliğini nasıl söylerler sonra. Hadi görmedin , e seslerinide mi duymadın o kadar insanın be yavrum. Zaten her sahnede "Ne?, Nasıl?, Neden?" sorularını garip bi' şekilde sormana uyuz oluyorum, birde böyle sahneler ve şiir okur gibi konuşmalarda bulunma bari, ey Yiğit. Öyle ya da böyle bir sezon bitiyor ama ne güzel yoluna girmişken eski sevgiliyi getirmekte çok bayat oldu hani. Hoş, Meliha Samim'e kızar, iki eğlenceli sahne olur güleriz ama yinede olmadı senarist amca.Ha birde Samim'i sevmeyen Sosyal Hizmetler Görevlisi bir masala tav oldu valla. "Masal da mı anlatıyor sana?" derken gözlerinin içi güldü, ne kadar önemliymiş masal öğrenmiş olduk. Sosyal Hizmetler Görevlisinin bi' bildiği vardır herhalde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-409250244654472462?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/409250244654472462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=409250244654472462&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/409250244654472462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/409250244654472462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/canm-ailem-2.html' title='Canım Ailem / 2'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgFatABT4JI/AAAAAAAAAF0/KsRvO-uKV20/s72-c/bscap434.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-1773178902536860851</id><published>2009-05-05T15:34:00.005+03:00</published><updated>2009-05-05T19:40:33.471+03:00</updated><title type='text'>Meduzot / Jellyfish</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgAy2MAnTCI/AAAAAAAAAFU/6XPse13o6SY/s1600-h/jellyfish.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgAy2MAnTCI/AAAAAAAAAFU/6XPse13o6SY/s320/jellyfish.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332317865324792866" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cannes film festivalinde ilk filmlere verilen altın kamera ödülünü kucaklamış Denizanası 2 sene önce. Bu aralar çok fazla izledim bu tarz filmleri bilmeden hemde. Yine ayrı ayrı 3 hikayeden oluşuyor film. İlk hikayede afiştede gördüğümüz Batia, anne ve babasından hiçbir zaman yeterli ilgi görmemiş, düğünlerin düzenlendiği bir mekanda garsonluk yapıyor. Birgün sahilde otururken denizden belinde simiti bir kız çocuğu çıkıyor ve Batia ona göz kulak olması gerektiğini hissetmeye başlıyor. Çocuğu götürdüğü polis memuruda çocuğu görmese, çocuk hayal ürünü diyebileceğiz ama görüyor. 2. hikayede ise küçük çocuğunu geride bırakıp, İsrail'e bakıcılık yapmak için gelen Filipinli Joy var. Şansı pek yaver gitmiyor Joy'un hasta konusunda, ters insanlara düşüyor hep. Son olarak bakıcılık yapacağı kadın ise, kızıyla arası iyi olmayan inatçı biri. Kızından giderek uzaklaşan kadın, Joy'la yakınlaşmaya başlıyor. Düğününde sakatlanan gelin ve damatın, Karayipler'deki balayı yerine, manzarası bile olmayan bir odada geçirdikleri balayını anlatıyor son hikayede film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgBjI0icKmI/AAAAAAAAAFc/s8RwcjksoPo/s1600-h/jellyfish07.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 216px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgBjI0icKmI/AAAAAAAAAFc/s8RwcjksoPo/s320/jellyfish07.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332370961999866466" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu üç hikaye birbirleriyle kesişiyorlar arada bir. Düğün, Batia'nın çalıştığı mekanda yapılıyor, Gelin'e ilk müdahele, yaşlı kadının kaldığı hastanede yapılıyor gibi... Ama asıl ortak yanları cam içindeki gemi maketi oluyor herhalde. Hepsi bir şekilde ilişki kuruyorlar gemi maketiyle. Cam içindeki bir gemiye benzetilen denizanası aslında her biri. Nereye gittiği belli olmadan, bir o yana bir bu yana savruluyorlar. Sevdiklerini kaybediyorlar ya da kaybetmemeye çalışıyorlar. Karı-koca, anne-çocuk ilişkisi bolca ve çok güzel işlenmiş filmde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgBmmMntZPI/AAAAAAAAAFk/AP2fHUV_gnM/s1600-h/downloaduv4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 217px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgBmmMntZPI/AAAAAAAAAFk/AP2fHUV_gnM/s320/downloaduv4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332374765215507698" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Akıllarda yer alan bir çok sahnesi var filmin, çok iyi düşünülmüş ve yazılmış bir çok sahne. Kızı'na (Batia) sahip çıkmamış bir annenin, evsiz insanlar için kurduğu derneğin, kadının elleriyle yaptığı çatı reklam afişinin önünde, Batia'nın yağmur altında ıslanması bunlardan sadece biri. Yönetmenler pek karışmamış filme, olduğu gibi yansıtmak istemişler. Bu 3 kadının sıradan hayatlarının aslında ne kadar anlamlı ve zor olduğunu göstermişler filmde. Tam kararında bir mizah duygusuda katmışlar filme ve filmi 5-10 kat daha güzelleştirmiş bu. Fazla rastlantı oldu galiba ama izlediğim son iki filmde&lt;br /&gt;"-motorsiklete binmem ben"&lt;br /&gt;"-ama scooter bu" esprisi vardı, birden fazla duyunca etkisini kaybediyormuş, bunuda öğrenmiş oldum. İsrail'den kansız, kurşunsuz, ölümsüz filmlerde çıkıyormuş, bu kadar az ve güzelken kaçırmak ayıp olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-1773178902536860851?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/1773178902536860851/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=1773178902536860851&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1773178902536860851'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/1773178902536860851'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/meduzot-jellyfish.html' title='Meduzot / Jellyfish'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SgAy2MAnTCI/AAAAAAAAAFU/6XPse13o6SY/s72-c/jellyfish.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-2323899532686665098</id><published>2009-05-05T01:32:00.006+03:00</published><updated>2009-05-05T02:07:08.568+03:00</updated><title type='text'>The Cake Eaters</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf9uaP6dNfI/AAAAAAAAAFE/WbbQVUqy6wE/s1600-h/the-Cake-Eaters-kristen-stewart-4032423-500-710.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf9uaP6dNfI/AAAAAAAAAFE/WbbQVUqy6wE/s320/the-Cake-Eaters-kristen-stewart-4032423-500-710.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332101881057326578" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf9uQsRoM5I/AAAAAAAAAE8/SS-a0-2mr0U/s1600-h/cake_eaters.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 216px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf9uQsRoM5I/AAAAAAAAAE8/SS-a0-2mr0U/s320/cake_eaters.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332101716872016786" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mary Stuart Masterson'un bu filmi adını duymadığım binlerce festivalde gösterildikten sonra, 2 yıl gecikmeli olarak gösterime girmiş. Her şey iyi, hoş ama Kristen Stewart'ın oynadığını belli etmek için hazırladıkları afişleri kadar kötü afiş görmedim daha önce, cidden.Olması gereken ve büyük ihtimal önceden yapılmış afiş aşağıda, Alacakaranlık filminden sonra yapılmış olması büyük ihtimal olan iğrenç afiş yukarıda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki ayrı ailenin nasıl kesiştiğini, nasıl bir araya geldiğini anlatıyor film. Georgia'da "Friedriech's Ataxia" var malesef. Doğru düzgün yürüyemiyor, hatta konuşamıyor bile. Annesi aşırı koruyucu bir tavır takınıyor ama bir yandanda kızının bu durumunu kullanarak bir yerlere gelmeye çalışıyor. Diğer aileden Beagle ise senelerdir hasta annesine bakmaktan başka bir şey yapmamış, çoğu şeyden habersiz, annesinin yeni kaybetmenin acısını daha atamamış üzerinden. Kardeşi evden ayrılalı uzun bir süre olmuş, ve annesinin ölümünü duyanca geri gelmiş, baba ise kendince sırları olan, herkesi memnun etmek isteyen biri. Pazar gibi, satış yapılan bir yerde tanışıyorlar Georgia ve Beagle. Aralarında bir şeyler olmaya başlıyor, aynı anda ailelelerin başka sırları da ortaya çıkmaya başlıyor. Abi'nin sırları, babanın sırları bir bir ortaya çıkarken, Beagle ve Georgia arasındaki ilişki baya bi' ilerliyor ve gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf90FQ067VI/AAAAAAAAAFM/j8kaJEZw6Rc/s1600-h/the-cake-eaters.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 221px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf90FQ067VI/AAAAAAAAAFM/j8kaJEZw6Rc/s320/the-cake-eaters.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332108117595057490" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hastalığı kötü yolda kullanmamış yönetmen, sadece olması gerektiği kadar hasta kız. Mahsun Kırmızgül'ün eline verselerdi neler olurdu kimbilir. Kristen Stewart'ta gayet iyi kalkmış rolün altından, hastalığı hakkında pek bilgim yok sadece wikipedia'da arattım o kadar, orada okuduğuma dayaranak iyi oynamış diyorum, en azından bir şeyler yapmaya çalıştığı belli. Diğer oyuncularda ayakta alkışlanıcak performans sergilememişler ama iyiler. Senaryo ise bence biraz zayıf kalmış. 80-90 dakikalık bir film olmasına rağmen, gereksiz uzun sahneler var. Öyle oluncada hemen gelişiyor olaylar, daha oturmadan diğerine atlıyolar, ve biraz garip duruyor malesef. "Feel Good Movie" tarzı denenmiş belli ama ne kadar başarılı olmuş tartışılır. İzledikten sonra bana bir şey olmadı mesela. Sonuçta pek başarılı olmayan ama her zaman oturup, izlenebilir bir film çıkmış ortaya&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-2323899532686665098?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/2323899532686665098/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=2323899532686665098&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2323899532686665098'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/2323899532686665098'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/cake-eaters.html' title='The Cake Eaters'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf9uaP6dNfI/AAAAAAAAAFE/WbbQVUqy6wE/s72-c/the-Cake-Eaters-kristen-stewart-4032423-500-710.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4192115378332245357</id><published>2009-05-03T17:24:00.005+03:00</published><updated>2009-05-03T18:09:20.478+03:00</updated><title type='text'>De ofrivilliga / Involuntary</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf2sUOmFoXI/AAAAAAAAAEs/sS-U0t1kGwM/s1600-h/ofrivilliga.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 228px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf2sUOmFoXI/AAAAAAAAAEs/sS-U0t1kGwM/s320/ofrivilliga.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331606997391745394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;De ofrivilliga'yı bilmem ama Involuntary 'İstemsiz' demek oluyor. İngilizce çeviri saçma değilse ismi 'İstemsiz' filmin, gayette uyuyor. Yönetmeni Ruben Östlund'un izlediğim ilk filmi. Kendisinin daha önce belgesel ve kısa filmleri mevcutmuş, pek belgeselci olmadığımdan ve bulmak zaten zor olduğundan onları pas geçip çıktığı gibi yeni filmini izlemek istiyorum. Birbiriyle birleşmeyen 5 farklı kısa filmden oluşuyor ama tabi bu beş filmi sırayla değilde, içiçe geçmiş bir şekilde izliyoruz. Filmin 15. dakikasındaki sahne az çok açıklıyor aslında filmi. Öğretmenleri bir kızı dışarı çıkarıp, diğer arkadaşlarıyla o kızla ters düşmeleri konusunda anlaşıyor. Kızı içeri alıp, iki çizgi gösterip 'hangisi daha uzun?" diye sorduğunda kız doğru çizgiyi gösterir ama öğretmen ve tüm sınıf diğeri olduğunu savunur, bir tane daha sorduktan sonra, en baştaki resmi gösterip tekrar sorar ve kız arkadaşlarının gösterdiği aslında yanlış çizgiyi seçer. Filmde işte bu diğerlerinin düşündüklerini önemseyen, ters düşmekten korkan insanları anlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf2sN-0OtRI/AAAAAAAAAEk/65XZggXJWS8/s1600-h/De.Ofrivilliga.2008.DVDRip.XViD-SVENNE-3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 181px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf2sN-0OtRI/AAAAAAAAAEk/65XZggXJWS8/s320/De.Ofrivilliga.2008.DVDRip.XViD-SVENNE-3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331606890076878098" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Hep güzel görünmek isteyip, durmadan seksi fotoğraflarını çeken kızlar var bir hikayede, diğerinde yolculuk ettiği otobüsteki perdeyi yanlışlıkla koparmasına rağmen, suçunu kabul etmek istemeyen bir kadın ve perdeyi koparan kişinin ortaya çıkmadığı sürece hareket etmeyen otobüs şöförü, bir diğerinde yalnızken arkadaşlarına  garip şakalar yapmayı seven bir adam ve son hikayede de doğum günü partisi veren ama partide bir kazaya uğrayan bir çifti izliyoruz. Hepsini gayet mesafeli şekilde olduğu gibi gösteriyor yönetmen bize. Çok sade ama içi dopdolu bir film yaratmış Ruben Östlund. Filmin en beğendiğim yönü ise kamera açıları, çoğu zaman karakterlerin yüzünü görmediğimiz, bazen 'hangisi konuşuyor acaba' diyebileceğiniz sahneler var çoğunlukla ve filmin o havasına çok iyi uymuş. Belgeselimsi bir havası var filmin ama hiç rahatsız etmiyor, çatır çatır izlettiriyor sıkmadan. Oyuncuların hepsi amatör olmalarına rağmen çok iyi oynamışlar, sanki kameraya çekildiklerini bilmeden gerçek hayatlarını yaşıyorlar. Özellikle liseli kızlar-belki de en çok onlar öne çıktığından öyle geliyor ama- çok iyi bir iş ortaya koymuşlar.Ve sonuçta tam bir festival filmi ortaya çıkmış. İzlemezseniz yazık olur valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmi izledikten sonra en yapılası şey ise, Özlem Tekin'in 'yol" şarkısını dinlemek hatta &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=Xob109_AdHw"&gt;klibini&lt;/a&gt; izlemek&lt;br /&gt;Ne demiş Özlem,&lt;br /&gt;Bu hayat benim, Benimse eğer, Kimse karışmazsa yaşamaya değer&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf2zkSU5aJI/AAAAAAAAAE0/i4ErfWX67IE/s1600-h/%C3%B6zdk.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 234px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf2zkSU5aJI/AAAAAAAAAE0/i4ErfWX67IE/s320/%C3%B6zdk.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331614969852684434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4192115378332245357?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4192115378332245357/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4192115378332245357&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4192115378332245357'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4192115378332245357'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/de-ofrivilliga-involuntary.html' title='De ofrivilliga / Involuntary'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sf2sUOmFoXI/AAAAAAAAAEs/sS-U0t1kGwM/s72-c/ofrivilliga.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-7530344417935433368</id><published>2009-05-03T00:59:00.004+03:00</published><updated>2009-05-23T15:19:10.195+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tv'/><title type='text'>Disko Kralı</title><content type='html'>Zeki olmamasına rağmen kendini zeki sanan ve bunu belli eden insanlardan nefret ediyorum. Evet, Okan bunlardan birisi bence. Mustafa Topaloğlu'nu getirip dalga geçip, insanları güldürmenin çok zor olduğunu mu sanıyor acaba?&lt;br /&gt;Şöyle adamakıllı bir şov programı ve sunucumuz olmayacak mı yahu. Senelerdir ailemizin şovmeni Beyaz ve ailemizin zıt çocuğu Okan'la nereye kadar yani. Aaa şimdi birde başımıza Ersin mi ne, o çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca ne kadar sevmesemde , Özlem Tekin çıksın çatır çatır baştan sona izlerim valla, harbiden.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-7530344417935433368?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/7530344417935433368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=7530344417935433368&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7530344417935433368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/7530344417935433368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/disko-kral.html' title='Disko Kralı'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3440863299588629688</id><published>2009-05-02T20:06:00.005+03:00</published><updated>2009-05-23T15:19:32.467+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='caprica'/><title type='text'>Caprica</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sfx9vFUINuI/AAAAAAAAAD0/FPHq4sJXbIM/s1600-h/caprica1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 233px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sfx9vFUINuI/AAAAAAAAAD0/FPHq4sJXbIM/s320/caprica1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331274306733749986" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Güzeller güzeli dizim Battlestar Galactica bitti bu sezon ama dizinin yapımcılarından bir dizi daha geliyor, Caprica. Battlestar Galactica'da adından pek söz edilen şu ilk savaş ve öncesini anlatıcakmış. İlk saylon ne zaman ve neden yapılmış onu göstereceklermiş. Yakınlarda pilot bölümü nete düştü ve tadı damağımda kaldı valla. Battlestar Galactica'yı izleyenler bilir, sadece bir bilim kurgu dizisi değildir kesinlikle. Dinden girer, insanlıktan çıkar, Caprica da böyle olacak gibi hatta belki daha bile iyi olacak o açıdan. Sağlam oyuncularla ve ne yaptığını çok iyi bilen senaristler sayesinde bu dizide Battlestar Galactica gibi kült mertebesine belki daha bitmeden ulaşacak. RDM işini iyi biliyor valla, Battlestar Galactica'yı bitirmesine rağmen hala onun ekmeğini yiyor.En azından hakkını vererek yiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene kasım gibi gösterime girecek "The Plan" filminide sayarsak bu sene saylonlara doyacağız demektir. Ah keşke birde 'Starbuck'ımızın filmini yapsalar, 2 saat boyunca ağzımız açık izlesek onu.ah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3440863299588629688?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3440863299588629688/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3440863299588629688&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3440863299588629688'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3440863299588629688'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/caprica.html' title='Caprica'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sfx9vFUINuI/AAAAAAAAAD0/FPHq4sJXbIM/s72-c/caprica1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3238600970380715316</id><published>2009-05-02T16:01:00.004+03:00</published><updated>2009-05-02T16:54:04.698+03:00</updated><title type='text'>Nói albínói / Noi the Albino</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfxHYxp8CQI/AAAAAAAAADc/FksKgYhGRCM/s1600-h/noi-poster.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 278px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfxHYxp8CQI/AAAAAAAAADc/FksKgYhGRCM/s400/noi-poster.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331214549871495426" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kuzey kısmısının filmleri farklı oluyor, pek seviyorum. Biraz geç keşfettim o tarafları ama artık gördüğüm zaman kaçırmamaya çalışıyorum. Ne yazık ki bizim sinemalarımızda bu tarz filmleri görmek zor olsa da FilmEkimi, İ.F.F, İf sağolsun arayı kapatmamıza yardım ediyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başrolün ismi 'Noi' desem herhalde filmin adının nasıl bir çevirmen tarafından çevrildiğini tahmin edebilirsiniz. Burdaki yapımcılar filmi izledikten sonra kendilerince hoş bir isim seçiyorlar olsa gerek.Neyse, İzlandalı yönetmen Dagur Kari'nin bize bir nevi İzlanda'yı anlattığı filmi 'Buzdan Hayaller'. Noi etrafındaki hayattan ve kişilerden sıkılıp, büyük ihtimalle olacağı sıradan kişiden kaçmak istiyor. Pekte zeki aslında Noi ama okula gidip, ödev yapmak çekici gelmiyor ona. Ayıplamamak lazım aslında, bende Mayonez yapımının canlı canlı öğretildiği bir okulda okumak istemezdim herhalde. Sıkıldığı her olayda , özel yerine gidip rahatlamaya çalışıyor Noi, uzun zaman sonra kasabasında farklı birine rastlıyor, bir kıza...&lt;br /&gt;Iris benzincide çalışan , gayet güzel bir kız. Başta yüz vermesede Noi'ye, sonradan filmin en güzel sahnelerinden birini yaşatıyor bize. Noi, onun kendisinden zeki olmasını kabullenemeyen öğretmeninin zoruyla okuldan attırılınca birde, bu diyarlardan gitme düşüncesi dahada mantıklı geliyor. Babaannesinin ona doğumgünü hediyesi olarak verdiği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfxMltYMI1I/AAAAAAAAADk/cvwoM9r8U-s/s1600-h/noi1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 214px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfxMltYMI1I/AAAAAAAAADk/cvwoM9r8U-s/s320/noi1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331220269619749714" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bu resimdeki hediye hayallerini tamamlayınca, iyice aklına koyuyor Noi'yi gitmeyi. Bu hayali birlikte kurduğu kız, gerçekleştirmeye gelince yan çiziyor malesef ve iyice saklanıyor gizli odasına Noi. Babaannesinin zoruyla gittiği bir falcı ona falında sadece ölüm gördüğünü söyleyince hışımla kalkıyor masadan, inanmıyor falcıya, sevdiklerinden uzaklaşacağına, ama ne yazık ki onun istediği gibi bitmiyor her şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donuk renkler eşliğinde çekilmiş, sıcacık bir film Nói albínói. Senaryo öyle pek mükemmel değil belki ama insanın aklına kazınan sahneler oluşturmaya yetmiş. Noi'nin Iris'e sigara içmeyi farklı bir yolla öğrettiği sahne, Noi'nin babaanne ve babasını kana buladığı sahne&lt;br /&gt;ki şöyle olur&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfxO1TMZbVI/AAAAAAAAADs/FXMuBQ-H5ro/s1600-h/56qa.png"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 178px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfxO1TMZbVI/AAAAAAAAADs/FXMuBQ-H5ro/s320/56qa.png" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331222736492129618" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;film bittikten sonra insanın aklına gelip, içten içten güldüğü sahnelerden ikisi sadece. Başarılı oyunculuklar, başarılı diyaloglarla örülü sıcacık bir film, kendine has bir mizah anlayışı var. Gerçekten şans verilmesi gereken bir film bence. Filmle alakasız ama bu İzlandalılar kahvaltıda ne yiyip ne içiyorlar öyle yahu, hiç kaldıramam öyle şeyleri valla, zorladım kendimi çok izlemek için.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3238600970380715316?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3238600970380715316/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3238600970380715316&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3238600970380715316'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3238600970380715316'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/noi-albinoi-noi-albino.html' title='Nói albínói / Noi the Albino'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfxHYxp8CQI/AAAAAAAAADc/FksKgYhGRCM/s72-c/noi-poster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-4584841756028541574</id><published>2009-05-02T00:53:00.006+03:00</published><updated>2009-05-23T15:14:35.839+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='the office'/><title type='text'>The Office</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SftwdlFjaYI/AAAAAAAAADU/5YR0CZBE8ps/s1600-h/o_OFFICE_PIC.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 306px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SftwdlFjaYI/AAAAAAAAADU/5YR0CZBE8ps/s400/o_OFFICE_PIC.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330978237397035394" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyinden çok karakterlerini sevdiğiniz dizilerden 'The Office'. Elimde izleyecek başka bir şey olmadığı için izlemeye başlamıştım. İlk 2-3 bölümü izledikten sonra, "bu ne be?", "izlemem ben bunu" dedim hem de çok fazla, ama yinede devam ettim izlemeye. İlk sezonun sonuna gelip, 2. sezona geçtiğimde ise durmadan izlemek istiyordum resmen. Alışması zor ama bağımlılık yapıyor bu dizi, valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bölüm sıkıcı bile olsa, jeneriğe girmeden önceki 1-2 dakikalık bölüm kesinlikle insanı yerlere yatırası türden oluyor. Tarzına Mockumentary diyorlar, sahte belgesel ya da belgeselimsi gibi bir şey olması lazım işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Steve Carrell bu diziye kadar benim için pek bir şey ifade etmiyordu ama diziden sonra filmlerini  arayıp izlemeye koyulduğum bir isim oldu. Diziye başlayacak insanlar için en başında biraz fazla abartılı bulanabilir ama karaktere alışınca inanılmaz komik oluyor.Her sene Emmy ve Golden Globe'u alması için dua ediyorum resmen. Diğer karakterler sanki o oyuncular için yazılmış ya da çok iyi oyuncu seçilmiş. O kadar abartılı karakterler olmalarına rağmen inanılmaz doğal duruyorlar/oynuyorlar. Afişteki karakterler harici karakterler için ise ciddi ciddi o insanlar için yazılmış olduğunu düşünüyorum. Pek kendi içinde bir dizi aslında, çoğu oyuncusu aynı anda hem senarist hemde yapımcı. Tuttu ama bu tarz, kopyaları bile çıkmaya başladı."Parks and Recreation" da yine bu tarzda, hatta karakterler bile benzetilmiş, aynı abartılıklar, garip tepkiler var. Bi' şans vermek gerekir gibi ama yinede "The Office" kalitesine yaklaşması zor gibi duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk sezon büyük ihtimalle İngiliz versiyonunun kopyası olduğu için biraz garip duruyor herkesin üstünde ama 2. sezona devam edin derim.&lt;br /&gt;ve Michael girer : &lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=wLQKsuogUXo"&gt;That's what she said&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-4584841756028541574?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/4584841756028541574/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=4584841756028541574&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4584841756028541574'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/4584841756028541574'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/05/office.html' title='The Office'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SftwdlFjaYI/AAAAAAAAADU/5YR0CZBE8ps/s72-c/o_OFFICE_PIC.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6959143239822333696</id><published>2009-04-30T18:01:00.003+03:00</published><updated>2009-04-30T18:22:26.739+03:00</updated><title type='text'>The Burning Plain</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfnB4qvqxoI/AAAAAAAAACg/oGMoHlJQrKM/s1600-h/burning_plain.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 224px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfnB4qvqxoI/AAAAAAAAACg/oGMoHlJQrKM/s320/burning_plain.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330504813260752514" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babel, The Three Burials of Melquiades Estrada, Amores Perros ve 21 Grams'ın senaristinin ilk yönetmenlik deneyimi herhalde. Bu sene If'te gösterilmişti Guillermo Arriaga'nın bu filmi.  Malesef senaryo açısından önceki eserleri kadar başarılı olamamış bu sefer ama tarzı yine değişmemiş. Kesişen hayatları yine çok iyi işlemiş. İşini şansa bırakmamış tanıdık iyi oyuncularla çalışmış. Charlize Theron ve Kim Basinger kötü olmasalarda pek te harika performanslar sergilemiyorlar ne yazık ki. Filmin kayda değer tek tarafı kurgusu olmuş. Hoş, bir süre sonra izleyiciyi zorlamayı bırakıyor ve pek bir özelliği kalmıyor ama iyi sonuçta. Hiç sıkılmadan izlenebilir ama bittiğinde akıllarda yer eden sahnesinin olmadığı (Charlize Theron'u çıplak görmek herzaman etkileyicidir, onu saymadım o yüzden), pek sıradan bir film olmuş. İnşallah daha iyileri gelir diye düşünmek kalıyor sadece.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6959143239822333696?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6959143239822333696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6959143239822333696&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6959143239822333696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6959143239822333696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/04/burning-plain.html' title='The Burning Plain'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfnB4qvqxoI/AAAAAAAAACg/oGMoHlJQrKM/s72-c/burning_plain.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-3470777640364799199</id><published>2009-04-29T23:45:00.003+03:00</published><updated>2009-04-30T00:54:03.930+03:00</updated><title type='text'>Kirschblüten - Hanami / Cherry Blossoms</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sfi9oYimmII/AAAAAAAAACQ/Jd-i0_MIiqw/s1600-h/Kirschblueten-Hanami-Poster01.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sfi9oYimmII/AAAAAAAAACQ/Jd-i0_MIiqw/s320/Kirschblueten-Hanami-Poster01.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330218660472985730" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Çok özlemişim ben böyle filmleri. Tam kararında bir mizah duygusuda içeren hüzünlü bir aşk hikayesi denilebilir herhalde film için. Rudi ve Trudi'nin hikayesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklılığı sevmeyen, sadece işine gidip gelmek isteyen, çocuklarına yeterince özen göstermemiş bir baba Rudi. Trudi ise kendini ailesine adamış, kendini 2. plana atmış, Butoh dansçısı olmak siteyen bir anne. Filmin başında Rudi'nin hasta olduğunu ve büyük ihtimal pek yaşamayacağını öğreniyor Trudi ve her nekadar bundan hoşlanmayacağını bilse de çocuklarını görmek için yollara döküyor onu. Kendilerininde söyledikleri gibi ne onlar çocuklarını tanıyorlar ne de çocukları onları aslında. Çocukları ne zaman ayırabiliyorlar ne de zaman ayırmak istiyorlar onlara, birbirlerine göndermeye çalışmaktan başka bir şey yaptıkları yok. Biz Rudi'nin yakında öleceğini düşünürken, Trudi ölüveriyor birden. Bu olaydan sonra herkes herzaman olduğu gibi ona daha iyi davranmalıydım moduna giriyor ama Rudi daha başka hissetmeye başlıyor. Onun o mükemmel rutininin en önemli parçası yok oluyor birden, çok özlüyor onu. Trudi'nin hep istediği ama kendisi yüzünden gerçekleştiremediği Japonya hayalini onun yerine gerçekleştirmeye koyuluyor en sonunda. Gidiyor gitmesine Japonya'daki oğlunun yanına ama diğerlerinin yanında olduğu gibi orda da hoş karşılanmıyor ama pekte takmıyor bu durumu, onun amacı başka zaten. Giyiyor Trudinin kıyafetlerini gezdiriyor ona Japonyayı, gösteriyor o merak ettiği kiraz çiçeklerini. Bu turlarından birinde bir Butoh dançsı Yu ile tanışıyor ve onunla gezmeye başlıyorlar artık. ve soruyor Rudi;&lt;br /&gt;-Trudi nerde, hiç anlamıyorum.&lt;br /&gt;Vücudu nerde?&lt;br /&gt;Onun hatıraları benim bedenimde,&lt;br /&gt;Fakat benim bedenim burda olmadığında,&lt;br /&gt;Trudi nerde olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfjKRvgESbI/AAAAAAAAACY/JX2eroqvtvY/s1600-h/image3_1226138810.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 236px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfjKRvgESbI/AAAAAAAAACY/JX2eroqvtvY/s320/image3_1226138810.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330232565150534066" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkisi birlikte gerçekten mutlu olmaya çalışırken Rudi'nin hastalığıda ilerliyor yavaştan. Pek göz önüne sürülmesede hissettiriyor yönetmen. Ve yolculuğun son durağına geliyorlar, Fuji dağına...&lt;br /&gt;Utangaç çıkıyor dağ, birkaç gün göstermiyor kendini onlara ama sonra birgün çıkıyor ortaya, Rudi son anlarında hissediyor Trudi'yi, Fuji dağının  şahitliğinde bir kez daha 'bir' oluyorlar ve gerçekten mutlu oluyor sonunda Rudi. Çocukları yine anlamıyorlar onları ama olsun o mutlu oluyor sonuçta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ince ve güzel detaylarla örülmüş film. Filmin en başında Rudi'nin yaptığı lağana sarması, sonradan karşımıza yine çok güzel şekillerde çıkıyor ve afişindeki o harika sahnenin oluşmasına neden oluyor. En sevdiğim sahneler Rudi ve Yu'nun yarım yamalak ingilizceleriyle birbirlerine bi sevdiklerini anlatmaya çalıştıkları sahneler(Trudi/Annesi). Yu'nun annesi bi ördekken, Trudi ise vahşi bir kediymiş meğersem ama kafeslenmiş. Filmin tek kötü yanı ise bana bazen bir tv filmi havası veren çekimleri.&lt;br /&gt;Yönetmenin izlediğim ilk filmi ama diğer filmlerini merak etmek için çok iyi nedenler verdi bana. Karşılacağız herhalde artık daha fazla&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-3470777640364799199?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/3470777640364799199/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=3470777640364799199&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3470777640364799199'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/3470777640364799199'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/04/kirschbluten-hanami-cherry-blossoms.html' title='Kirschblüten - Hanami / Cherry Blossoms'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sfi9oYimmII/AAAAAAAAACQ/Jd-i0_MIiqw/s72-c/Kirschblueten-Hanami-Poster01.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-5452783567720067244</id><published>2009-04-29T10:13:00.004+03:00</published><updated>2009-04-29T10:45:34.676+03:00</updated><title type='text'>L'enfant / The Child</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sff-8seT0zI/AAAAAAAAACA/W4hRWmwL7uE/s1600-h/enfant-727270.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 240px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sff-8seT0zI/AAAAAAAAACA/W4hRWmwL7uE/s320/enfant-727270.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330009002700165938" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Dardenne kardeşler 2005 te yapmış filmi ama bize izlemek yeni kısmet oldu. 'Unmade Beds' te izledikten sonra herhalde aşık olduğum Deborah François için izlemiştim bu filmi. Filmden beklentimin olmayışından mıdır bilmem ama çok sevdim ben filmi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Filmin en iyi yanı bence ismi. Daha güzel bir isim olamazdı herhalde, çünkü o kadar fazla çocuk var ki ortada. 2 tane artık anne-baba olmuş 20li yaşlarda çocuk ve onların yeni doğanı, ve bu çocuklara hırsızlık yapmak için yardım eden çocuklar...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bruno (baba) 2 küçük çocuktan oluşan hırsızlık çetesi patronu, her şeyi o ayarlıyor. Harcama yapmaktan kaçınmıyor çünkü nasıl olsa her zaman para kazanabilir diye düşünüyor. İlk başlarda çocuğuna pek ilgi göstermiyor ve iş yaptığı biri kendisine bebek piyasasından bahsedince, anneden habersiz şekilde satmaya kalkışıyor, yaptığının yanlış bir tarafı olduğunuda düşünmüyor bunu yaparken, çünkü her zaman bir tane daha yapabilirler... Filmin heyecanlı kısmı bundan sonra başlıyor zaten, Sonia (anne), birden büyüyüveriyor ve araları bozuluyor. Bruno bebeği geri almaya çalışırken, başı daha beter şekilde belaya giriyor, onu düzeltmeye çalışırken daha da beter oluyor. 5 Kuruşa muhtaç kalıyor, bazen uyuyacak yer bulamıyor. O da bu süre içinde bir şeylerin farkına varıyor ki, artık bazı hareketlerinin sorumluluklarını almayı öğreniyor ve büyümeye başlıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a style="font-family: arial;" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfgESG4-uHI/AAAAAAAAACI/-Q0yzw5VHoA/s1600-h/l%27enfant.img_assist_custom.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SfgESG4-uHI/AAAAAAAAACI/-Q0yzw5VHoA/s400/l%27enfant.img_assist_custom.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5330014868126742642" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Sonia da Bruno'nun hareketlerindeki samimiyete inanıyor olsa gerek, bir açıdan mutlu bitiyor film. 2 filmlerini izlememe rağmen büyük hayranları olmaya başladığım Dardenne kardeşler bu filmde harikalar yaratmışlar. Karakterleri öyle oluşturmuşlar ki, onlarla oynamak , onları değiştirmek hiç zor olmamış. Bu değişim duygusunuda sonuna kadar hissettirmişler bize.Bunların yanında oyuncularında hakkını yememek lazım tabi, özellikle Jeremie Renier pek başarılı ve sürüklüyor filmi.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-5452783567720067244?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/5452783567720067244/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=5452783567720067244&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5452783567720067244'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/5452783567720067244'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/04/lenfant-child.html' title='L&apos;enfant / The Child'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/Sff-8seT0zI/AAAAAAAAACA/W4hRWmwL7uE/s72-c/enfant-727270.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-8023844430091263017</id><published>2009-04-29T08:31:00.003+03:00</published><updated>2009-05-23T15:15:29.023+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='canım ailem'/><title type='text'>Canım Ailem / 1</title><content type='html'>İlk bir-iki hafta diziye "amaan Türk dizisi işte, kesin izlenmez" dediğim doğru ama sonra bir kaptırmışım ki kendimi binlerce bölüm olmuş izlediğim. Hoş, diziyi sevdiğim kadar nefrette ediyorum ama daha çok seviyorum galiba. Son bölümlerdeki senaryo klişeleri canımı sıksada izlemeden edemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vallahi ben bu diziyi Samim Meliha'yla, Meliha Feride'yle vb. karşılıklı döktürme sahneleri için izliyorum, onlar olmayınca canım sıkılıyor, dizideki farklı şeylere takılıyorum iyice canım sıkılıyor.&lt;br /&gt;Talihi Kenan yüzünden pek iyi olmayan ama hep gülen Peri Kızını ağlattılarya bu bölümde hiçbir şey demiyorum artık.Biz onun Meliha'yla Samim konusunda dalga geçmelerini, ellerini kalp gibi yapıp şarkı söylemelerini, "N'olcak be ablam" demelerini sevdik, onu niye bu ağlatma , acındırma olaylarına bulaştırırsın be senarist, zaten yok Mertcan'ı alcaklarmış yok bizimkiler hırsızlık yapmış gibi sonradan tatlıya bağlancak konularla yeterince hüzün yaratıyorsun, bari Feride'yi rahat bırak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olayların tek iyi yanı Feride'yi önümüzdeki bölüm daha sık göreceğimizdir, daha en başından beri dediğimide tekrarlamak istiyorum. Feride Halim'le evlenir valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca Sezgi Mengi ve 'Türkiye'nin En Güzel Kızı'(ortanca kardeş) nın oyunculuklarına birinin bi' dur demesi lazım artık, ekranda onlar varken bir şey yememeye özen gösteriyorum ki, çıkarmayayım. Her sahnede aynı modda olmaz ki canım bir insan. Mertcan kardeşlerin en iyi rol keseni valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: "Türkiye'nin en iyi ..." kalıbı için başka bir örnek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İbrahim Üzülmez Türkiye'nin en iyi sol bekidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not2: Sevilmez mi bu yahu&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.youtube.com/watch?v=r1d0mJb5B0U"&gt;http://www.youtube.com/watch?v=r1d0mJb5B0U&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-8023844430091263017?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/8023844430091263017/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=8023844430091263017&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8023844430091263017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/8023844430091263017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/04/canm-ailem-1.html' title='Canım Ailem / 1'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4146710198826998690.post-6058638061462093484</id><published>2009-04-29T00:24:00.000+03:00</published><updated>2009-04-29T00:27:50.009+03:00</updated><title type='text'>Ne? Kayıtta mısın?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: arial;"&gt;Bende bir şeyler yazayım dedim.&lt;br /&gt;Bakalım neler olacak ya da olacak mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4146710198826998690-6058638061462093484?l=ozbeoz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ozbeoz.blogspot.com/feeds/6058638061462093484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4146710198826998690&amp;postID=6058638061462093484&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6058638061462093484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4146710198826998690/posts/default/6058638061462093484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ozbeoz.blogspot.com/2009/04/ne-kaytta-msn.html' title='Ne? Kayıtta mısın?'/><author><name>öz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02097317210035899228</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='31' src='http://2.bp.blogspot.com/_b-wqbluZTIc/SxfwxNVA2zI/AAAAAAAAAXk/0bnp1uvMg-Q/S220/ozlem_tekin_oz.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry></feed>
